Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Beyaz Kalanşo

Her şey hem dün gibi hem de aradan bin yıl geçmiş gibi… 

Böyle oluyormuş demek ki… 

Ne garip!

Beyaz kalanşolar pencerenin önünde duruyor hâlâ. İki berjer koltuğun arasındaki sehpanın üzerinde.

Neydi beyaz olan aslında? Yasım mı? Evet, yasın bir rengi olsa siyah olmaz bence, beyaz olur. Bembeyaz hem de. İlk acı geçtikten sonra geriye siyah kalmaz. Dikkat çeken her şey çekilir. Geriye büyük bir boşluk kalır. Sonra acısını anlatmaz insan, yaşar sadece. Yaşamın döngüsüne katılır. Hatırlayarak, hissederek… Kimseye göstermeden ya da herkese göstererek. İçinde her rengi barındıran bembeyaz bir ışık gibi.

Bunu ne zaman anladım biliyor musunuz? Annem hasta yatağında yatarken ona gelen beyaz kalanşoları gördüğümde. O zaman dedik ki “Beyaz temizlik getirsin, sağlık getirsin ona.” Hatta birkaç gün sonra, bu dünyadan gittiğinde yani, getirmedi diye de hayıflandık. Şimdi, iki yıl sonrasından dönüp baktığımda, belki de getirmişti işte.

Belki de yaşananlara tam olarak nereden bakıldığı ile ilgili bir şeydi bu. Birine göre bembeyaz, tertemiz olan aslında ölümdü; diğerine göre bembeyaz bir acı. Hem de en büyüğünden.

Ev yine çok sessiz… “Sessizliğin de bir rengi olsa ne renk olurdu acaba?” derken susturuyorum aklımdan geçeni. Çünkü son günlerde hep böyle oluyor. Aklımdan bir cümle geçiyor. Cümleler birbirine ekleniyor. Derken duygularım karışıyor. Sonra bir damla süzülüyor yanağımdan… Biri daha… Biri daha derken… Kendimi mutfağın ortasında, salonun ortasında ya da duşun içinde sarsıla sarsıla ağlarken buluyorum. Şimdi değil.

Kalkıyorum, kahve makinesinin düğmesine basıyorum. Kahve içmek iyi gelecek. Birden aklıma geliyor. Son günleri artık… Bunu bilmiyoruz tabii ki o zaman ya da biliyoruz da dile getirmek, hatta aklından geçirdiğini kendine itiraf etmek bile dünyanın en zor, en sarsıcı işi. Annemde kalmaya başladık. Ayakta durabilmek, dirayetli olabilmek için günde kaç tane kahve içiyoruz, hiç belli değil! Mutfakta, diğer odalarda, kâh ağlayıp kâh umutlanıp geçirdiğimiz zamanlar…

Bak yine geldi bir gözyaşı, burnumu sızlatıyor.

Hayat böyle işte. Üzerinden zaman geçtikçe her şey değişiyor, bazı şeyler siliniyor gibi oluyor ama onu hatırlatan, tetikleyen bir şey olduğunda hiç gitmemiş, hep oradaymış gibi yerleşiyor beynine. Sanki o an tekrar yaşanıyor gibi. İnsan zihni çok garip. Yaşananlar unutuluyor belki ama o yaşananların üzerinde bıraktığı izler, hissettirdiği duygular hiç unutulmuyor.

Beyaz kalanşolar da öyle artık benim için. Bir gün elinde beyaz kalanşolarla gelen öğrencimin karşısında ağlamamak için, çiçeği alıp lavaboya kaçmam tam da bu yüzden. Nereden bilsin çocuğum. Hissettirmedim içime akan gözyaşlarımı ona. Bunu da öğreniyorsun evet, içine ağlamayı. 

Nasıl beyaz bir bilseniz!

Tam da ben bunları yazıyorken geliyor, bembeyaz köpeğim “Köpük”, kucağıma uzanıveriyor. 

Bugün annemin hayata gözlerini kapattığı, Köpük’ün hayata gözlerini açtığı gün.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nüzhet Kılınç
Nüzhet Kılınç
1987 yılında Gelibolu’da doğdum. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 2010 yılından beri öğretmenlik yapıyorum. 2011 yılında eşimle birlikte kurduğumuz Gelibolu Sanat Merkezinde drama ve tiyatro eğitimleri veriyorum. Öyküler, tiyatro oyunları, çocuk kitapları, masallar yazıyorum. “Ruhumun Şarkısı” adlı kitabın yazarıyım. Çocuklar, masallar, kuklalar ile kurduğum kendi dünyamın içinde üretiyorum, paylaşıyorum, iyileşiyorum.

POPÜLER YAZILAR