Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kırmızı Çizgiler

Tanrı beni yaratmakla ne demek istedi?

Her aklı başında, hayatı sorgulayarak yaşamaya inanan insan bu soruyu kendine en az bir kez sormuştur. Sormadıysa bile kuşkusuz bu cümleye denk geldiğinde soracaktır.

İdeallerimiz ve gerçekler arasındaki duvarı her gün başka renge boyarız. Bir gün kırmızı, bir gün beyaz, bir gün siyah. Oysaki o duvarın bir rengi vardır, biz buna aldırmadan her gün boyarız. İsteriz ki her şey istediğimiz gibi olsun. İstediğimiz gibi oldurmaya çalıştığımız her şeyi olduramadıkça öfkeleniriz. Aklımıza bir dur demek gelmez çoğu zaman ya da olanı akışa bırakmak. Her gün bir önceki günün muhasebesini belki yaparak belki yapmayarak isteklerimize odaklanırız. İsteklerinin önünde duranlara kendi doğruları ile yön verenler uzun vadede kime ne zarar verebileceklerini hesaba katmadan yol alırlar.

Ölüm, sınırlılığı hatırlamanın en kısa yoludur. Sınır, insanoğlunun en sevmediği kavram olsa da sınırlılığı hatırlamak zamanın değerini bilmemizi sağlarken bir yandan da yanlışlara saplanıp kalmaktan kurtarır bizi çoğu zaman. Özgürlüğe karşı duran sınırlar, yaşamı sorgulatan acı gerçeklerdir. 

Bazı insanlar derinlikli ruh yapısını kurmuştur iç dünyasında. Onlar dış dünyadaki kalbin ve aklın anlamlandıramadığı zorluklardan kaçıp sığınırlar o iç dünyaya. Onlara göre ölüm, hayatı olumsuz kılan değil derin düşünmeye yol açan bir gerçeklik olur.  Boyamadan önce, duvarın kendi rengine odaklananlar da bu insanlardır.

Hayat içinde yanlışlarımız ve küçük, büyük hatalarımızın sorumluluğunu üstlenmek ve telafi yoluna gitmek geçmişe en büyük yatırımdır. Hatalarda ısrar etmek bazen hatanın hata olduğunu görememekle ilgilidir. Hataları hep kendimize yapıldığında fark ederiz. Fiziksel acıdan daha çok insanı, haksızlığın ve mantıksızlığın yol açtığı ruhsal ıstırap geriye düşürür. Sevdiklerini sonsuz korumaya çalışırken düşer insan çoğu zaman bu kuyuya. Eğer kendimizi hep haklı görüyorsak düşmanı dışarıda aramamalıyız. Derinlikli ilişkiler kurduğumuz insanları dinlemek, onlara kulak verecek anlar yaratmak ve yanlışlarımızın peşine düşüp hayatı kendi isteğimize göre yönlendirmenin sakıncalarını tartışacağımız insanları yakınımızda bulundurmak bu hayatın çok önemli bir gereksinimdir. Tacı sanki zorla ellerinden alınmış gibi davranan sahte prenses ve prensler, kendi yaşamlarını ve dünyayı yaşanılası bir yer yapmaya gönül verdiklerinde ve bunun için de sorumluluk aldıklarında gerçek ve görünmeyen taçlarıyla ödüllendirileceklerdir. Her görünenin aslında bizim algıladığımız gibi olup olmadığını sorgulamadığımız her an, geriye düşüyoruz yaşamda. Doğru bildiğimizi sandığımız yanlışlarla yaşarken bazen onları bilinçsizce savunduğumuz bile oluyor.

Mesela yıllardır elleriyle gözlerini, kulaklarını, ağzını kapatan üç maymun sembolünü “üç maymunu oynamak” diye bilirken, çok farklı ve çok anlamlı bir simge olduğunu ve onların bir başka kültürde bilge maymunlar olarak kabul edildiğini öğrendiğimde daha ne kadar çok şeyi böyle yanlış yorumladık yıllarca diye çok şaşırmıştım.

“Eski Japon geleneğine dayanan ve Japon isimleri Mizaru, Kikazaru, İwazaru olan bu üç maymun bilge maymunlardır.”

Kötü gözle bakmamayı simgeleyen Mizaru,

Kötüyü dinleme diyen Kikazaru, 

Kötü söz söylememeyi öğüt veren İwazaru. 

Biz yıllardır kayıtsızlık, sorumluluk almama, aman başına bir şey gelir, görme, duyma, konuşma, olarak algıladığımız ve öğrendiğimiz üç maymun meğer sufilik yolunda bize edep öğreten bilge maymunlarmış. 

Bildiğimiz her şeyin doğru olduğu inancını sağ elinden tutup, sol elimizde de hep yanılmış olabilme esnekliğini kendimize yoldaş kabul etmek içsel aydınlanmanın tutarlı yoludur. 

Başkaları ile yaşadığımız tecrübelerin karşılaştığımız her insanda tezahür edeceğini düşünüp gardını alarak yaklaşmak çok temkinli ve doğru olabildiği gibi, çok derinlikli ve sağlam tecrübeleri de yaşamayı engelleyen acı bir yoldur. Kırmızı çizgilerimizi koymak kadar bu çizgilerin doğru çizilip çizilmediğini sorgulamak da sorumluluğumuzdur günün sonunda.

Kanatlarımızın gücüne güvenirken oraya o kanatları koyanın bunu neden koyduğunu düşünmek için hiçbir uyanma ânı geç değildir. 

Kırmızı yeni girilen yılın simgesidir. Derin anlamlar taşıyan büyüleyici bir renktir. Kırmızı hırsın, iştahın, tutkunun rengi olduğu kadar liderliğin, cesaretin, yol göstericiliğin, aşkın ve kalbin rengidir. İşte tam da bu günler kırmızı kırmızı düşünmenin vaktidir.

Yeni yıla girerken kırmızı elbisemizi giyelim, kırmızı çizgilerimizi tekrar gözden geçirip parlatalım, kırmızı kurallar koyalım kendimize, kırmızı kararlar alalım ve kırmızı sorular soralım…

En çok da bu soruyu bir düşünelim…

Tanrı beni yaratmakla ne demek istedi?

Mutlu Yıllar…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Berna Kiper
Berna Kiper
İzmir doğumlu, Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Yönetim Ve Organizasyon bölümünde yüksek lisansın yanı sıra 15 yıl eğitimcilik yaptı. “Bu Öykülerin Dili Var” isimli kolektif kitapta “Soğuk Pruva” adlı öyküsü yayınlandı. Onedio’da “Adalet Dediğimiz Olgu” ve “Korkmaktan Korkma” başlıklı iki makalesi yayımlandı. Evli, iki çocuk annesi.

POPÜLER YAZILAR