Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

1919: Bayram, Hasret ve Direniş

Yücel Cüre hocam, yazılarımız için Mayıs ayı temasını “Bayramlar ve Hasret” olarak belirledi. Bir süre düşündüm… 19 Mayıs 1919 ile başlayan o zorlu günlerde bayramlar nasıl geçiyordu acaba? İnsanlar işgal altındaki bir vatanda bayram sabahına nasıl uyanıyordu? Bu merakla yaptığım araştırmalar sonucunda “1919: Bayram, Hasret ve Direniş” başlıklı yazıyı hazırladım. Yazının arasına, o yılların acısını ailemde taşıyan küçük bir hatırayı da ekledim. Bayram günlerine denk gelen ya da o tarihlere yakın yaşanan önemli gelişmeleri hatırlatmak için olayları kronolojik bir sırayla ele aldım. Bunun için altı başlık halinde bir görsel hazırlayarak açıklamaları sırasıyla paylaşmak istedim.

1919 yılının soğuk ve karanlık günlerinde İstanbul sessiz bir hüzne bürünmüştü. Savaş bitmişti; ne var ki Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılmıştı. Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’nun birçok bölgesi işgallerle karşı karşıya kalmıştı. Boğaz’da yabancı gemiler beklerken insanlar maalesef geleceğe umutla bakamıyordu. Fakat tüm bu karanlığın içinde, Mustafa Kemal Atatürk, milletin yeniden ayağa kalkabileceğine inanıyordu.

Günlerce düşündü, güvendiği arkadaşlarıyla konuştu ve sonunda Anadolu’ya geçmeye karar verdi. Karadeniz’deki karışıklıkları incelemek üzere 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmişti. Mustafa Kemal, bu görevi milli mücadeleyi başlatmak için bir fırsata çevirdi.

Bu yolculuğa çıkmadan önce, ailesine haber verdi. Özellikle annesini ziyaret etti; onunla uzun uzun konuştu, elini öptü, helalleşti. İçinde hem bir ayrılık hüznü hem de büyük bir sorumluluk duygusu vardı. O vedanın ardından, artık geri dönüşü olmayan bir yola adım atıyordu.

16 Mayıs 1919’da eski ama umut taşıyan Bandırma Vapuru İstanbul’dan ayrılırken dalgalar sanki yeni başlayacak mücadelenin habercisi gibiydi. Yolculuk boyunca herkesin içinde hem bir korku hem de büyük bir umut vardı. Ve 19 Mayıs sabahı Samsun kıyıları göründüğünde, Mustafa Kemal’in attığı o ilk adım yalnızca bir şehre değil, milletin bağımsızlığa uzanan yoluna atılmış oldu.

1- 19 Mayıs 1919 – Samsun’a Çıkış

19 Mayıs 1919 sabahı Bandırma Vapuru ile Samsun kıyılarına yaklaştığında bir milletin umudu da limana ulaşıyordu.  Mustafa Kemal Atatürk karaya adım attığında, işgal altındaki vatanı kurtaracak büyük mücadelenin ilk kıvılcımını yaktı. O gün, milletin bağımsızlık yolculuğunun başladığı gün oldu.

Samsun sokaklarında dolaşırken memleketin durumunu dikkatle inceledi, halkın sesini dinledi. İngiliz işgal güçlerinin Samsun’daki faaliyetlerini inceleyerek hazırladığı raporları İstanbul’a gönderdi.

Her konuşmasında, kurtuluşun ancak millet ile ordunun omuz omuza vermesiyle mümkün olacağını anlatıyordu. İçindeki umut öylesine güçlüydü ki, yıllar sonra o günü kendi “doğum günü” saydı ve 19 Mayıs’ı Türk gençliğine bayram olarak armağan etti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a attığı ilk adımla birlikte Anadolu’da yeni bir umut filizlenmeye başlamıştı. Kasabaları ve şehirleri dolaştıkça insanlara yalnız olmadıklarını anlatıyor, yorgun ve umutsuz gönüllerde bağımsızlık ateşini yeniden yakıyordu.

Günler ilerledikçe millet, işgallere karşı tek yürek olmayı öğreniyor; Anadolu’nun dört bir yanında gizlice başlayan hazırlıklar büyüyordu. Ve sonunda 22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya Genelgesi, karanlık günlerin içinden yükselen bir umut çağrısı gibi tüm yurda yayılarak Milli Mücadele’nin yolunu aydınlatıyordu.

2- Amasya Genelgesi

21 Haziran gecesi Amasya’nın sessiz sokaklarında lambalar birer birer sönerken, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ile Refet Bele, Saraydüzü Kışla Binası’nda bir araya geldiler. Dışarıda karanlık hâkimdi ama içeride yanan küçük bir ışık, aslında bir milletin geleceğini aydınlatıyordu. Uzun konuşmaların ardından kaleme alınan Amasya Genelgesi, Anadolu’ya yayılan güçlü bir çağrı oldu ve 22 Haziran’da tüm yurda duyuruldu.

Bu çağrıda, vatanın ancak milletin kendi azim ve kararıyla kurtulabileceği söyleniyor, halk bağımsızlık için birlik olmaya davet ediliyordu. Ayrıca güvenli bir şehir olan Sivas’ta büyük bir kongre toplanması isteniyor, böylece milletin kendi kaderini yine kendisinin belirleyeceği yeni bir yolun kapıları aralanıyordu.

Amasya Genelgesi Anadolu’da umut gibi yayılırken, bu haber 23 Haziran’da İstanbul’a ulaştı. İşgal güçlerinin gölgesindeki şehirde büyük bir telaş başladı.

Özellikle İngilizlerin baskısıyla Damat Ferit Paşa hükümeti, Mustafa Kemal’in görevine son verip İstanbul’a geri çağırdı.

24 Haziran günü gelen telgraf, ona artık resmî görevinden alındığını söylüyordu. Fakat Mustafa Kemal’in içinde çoktan başka bir yol başlamıştı.

Yakın arkadaşlarına, ne olursa olsun İstanbul’a dönmeyeceğini ve milletin kurtuluş mücadelesini artık bir asker olarak değil, halkın içinden biri olarak sürdüreceğini anlattı. Ve 26 Haziran sabahı, Amasya’dan ayrılırken ardında yalnızca bir şehir değil, büyümeye başlayan bir bağımsızlık umudu bırakıyordu.

3- Ramazan Bayramı  (28 – 30 Haziran 1919)

1919 yılının Ramazan Bayramı, Anadolu’da alışılmış bayramlardan çok farklı yaşanıyordu. 28 Haziran sabahı, babasız, ağabeysiz evlerde insanlar ne bayramlıklarını giymişler ne de yiyecek bayram şekerlerini düşünmüşlerdi. Gönüllerinde derin bir hüzün vardı; çünkü memleket işgal altındaydı. Yine de camilerden yükselen dualar, çocukların bayram sevinci ve birbirine sarılan insanların umut dolu sözleri, karanlığın içinde küçük ışıklar gibi parlıyordu.

Cephelerdeki askerler için bayramda çoğu zaman çamura karışmış bir siper, elde kalan son kuru ekmek ve uzaklardan gelen top sesleri vardı. Yine de bazı birliklerde komutanlar kısa bir mola verdirtir, askerler birbirine sarılır gibi omuz omuza durur, “bayramın mübarek olsun” demeyi bile bir moral kaynağına dönüştürürdü. Cephelerde bayram süresi, sevdiklerinden uzak olmanın acısını biraz daha derin hissettiren ama aynı zamanda vatanı bırakmama kararlılığını güçlendiren bir hatırlatmaydı.

O günlerde Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu yollarında milletin kurtuluşu için durmadan çalışıyordu. Bayram günleri boyunca halkla konuşuyor, insanlara birlik olurlarsa bu zor günlerin geçeceğini anlatıyordu. Bir yandan bayramlaşılırken, diğer yandan meydanlarda işgallere karşı sesler yükseliyordu.

Bayramın ardından Mustafa Kemal, umut taşıyan yolculuğuna devam etti. Bayramın son günü 30 Haziran’da Suşehri’nden Erzincan’a geçti, halkla buluşup Milli Mücadele’nin önemini anlattı. 2 Temmuz’da dağların arasından uzanan yolları aşarak Erzurum’a doğru ilerledi. Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında bayramın duasıyla birlikte bağımsızlık umudu da büyüyordu.

Özetle, Mustafa Kemal Amasya’dan ayrılıp Erzincan’a doğru dağları, vadileri aşarken her geçtiği yer, sanki yaklaşan büyük bir uyanışın habercisi gibiydi. Erzurum’a geçiş sürecinde; 30 Haziran ile 2 Temmuz 1919 arasında Erzincan’da halkla ve yöneticilerle görüşmeler yaptı. Bu yalnızca bir ziyaret değil; Anadolu’nun doğusunda filizlenen direnişin sessizce güçlenmesiydi. İnsanlara bağımsızlık fikrini anlatıyor, dağınık umudu bir araya getirmeye çalışıyordu. Bu yolculuk sırasında atılan her adım, ileride 23 Temmuz’da toplanacak Erzurum Kongresi için bir hazırlık taşı gibi yerini buluyordu. Anadolu’nun kaderi yavaş yavaş tek bir iradeye doğru şekilleniyordu.

4- Erzurum Kongresi

Erzurum’un yüksek dağları arasında, 23 Temmuz 1919 sabahı şehir nefesini tutmuş gibi ağır bir uyanış içindeydi. İşgal altındaki topraklardan gelen delegeler -Trabzon’dan, Erzurum’dan, Sivas’tan, Bitlis’ten, Van’dan- sanki yaralı bir milletin sesini bir araya getirmek için bu kadim şehre toplanmıştı. Toplam 62 delege, umutla ve endişeyle aynı çatının altında buluşmuştu.

Kapı açıldığında Hoca Raif Efendi, bu tarihi toplantıyı başlattı. Ardından yapılan oylamada Mustafa Kemal Atatürk, kongre başkanlığına seçildi. O andan itibaren yalnız bir insan değil, bir milletin iradesi söz almaya başlamıştı.

Kongrede yankılanan en güçlü sözlerden biri, “manda ve himaye kabul edilemez” kararıydı; yani bu toprakların başka bir gücün gölgesinde değil, tamamen kendi iradesiyle ayakta duracağı ilan ediliyordu. Bir başka önemli karar ise vatanın parçalanamayacağı*, sınırların milletin varlığıyla bütün olduğu fikriydi. İlk kez geçici bir yönetim düşüncesi dillendiriliyor**, gelecekte kurulacak devletin temelleri sessizce atılıyordu.

Bu büyük toplantı, aslında yalnızca bir bölgenin sesi değil, tüm Anadolu’nun birleşmeye başladığı bir dönüm noktasıydı. Erzurum’da alınan kararlar, ileride Sivas Kongresi’ne uzanacak yolun kapısını açıyor; dağınık direnişleri tek bir iradeye doğru topluyordu. Erzurum’da yükselen bu ses, artık geri dönülmez bir yolun başlangıcıydı.

*Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı açıklanmıştır.

** İlk kez başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı dokuz kişilik bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. Bu Temsil Heyeti bir hükûmet gibi görev yapacaktır. (Temsil Heyeti’nin görevi TBMM’nin açılmasına kadar devam edecektir.)

Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) ile Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) arasında, bölgesel direnişten ulusal direnişe geçiş süreci yaşanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, kongre delegelerini Sivas’ta toplanacak ulusal bir kongre için organize etmişti.

5- Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Mustafa Kemal’in Amasya’dan yükselen çağrısı, Anadolu’nun dört bir yanında yankı buldu. İşgal altındaki topraklar adeta yeniden uyanmaya başlamıştı. Bu çağrının izinden giden temsilciler, 4 Eylül 1919’da Sivas’ta buluştu. Dağların ortasındaki şehir, bir milletin kaderini taşıyan gizli bir meclise ev sahipliği yapıyordu. Sivas Kongresi başladığında artık konuşulan şey yalnızca bir bölgenin değil, bütün bir vatanın geleceğiydi.

Günler süren bu büyük buluşmada, Erzurum’da filizlenen kararlar kök salıp büyüdü. Manda ve himaye fikri tamamen reddedildi. Milletin kaderini ancak yine milletin kendisinin belirleyeceği ilan edildi. “Ya istiklal ya ölüm” sözü, sanki dağlardan yankılanan bir yemin gibi tüm salona yayıldı. Dağınık haldeki direnişler birleştirildi ve “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla tek bir çatı altında toplandı. Böylece Anadolu’nun farklı köşelerinde yanan küçük ateşler, büyük bir meşaleye dönüştü.

Erzurum’da kurulmuş olan Temsil Heyeti de genişletilerek tüm vatanı temsil eden bir iradeye dönüştü. Artık bu heyet, halk adına konuşan bir ses, yol gösteren bir ışık gibiydi. Sivas’ta alınan kararlarla birlikte milletin iradesi görünür hale geldi. Dağınık umutlar tek bir yolda birleşti. O günden sonra Anadolu, kendi kaderini yazmaya başlayan bir masalın en önemli sayfasına dönüşmüştü.

6- Kurban Bayramı (6-9 Eylül 1919)

4 – 11 Eylül tarihleri arasında Sivas Kongresi devam ederken, 6 Eylül sabahı Kurban Bayramı’nın ilk günü şehrin üzerine hüzünlü bir umutla doğdu. Bu bayram, eskisi gibi ne neşeyle ne de kalabalık sofralarla karşılanabiliyordu; çünkü vatan hâlâ işgal altındaydı. Kongredeki çalışmalar bir süreliğine durdu ve şehir, camilerin sessiz ama derin duasına teslim oldu. Mustafa Kemal ve arkadaşları, Sivas Ulu Camii başta olmak üzere camilere gidip bayram namazında buluştular. O anlarda gökyüzüne yükselen dualar, yalnızca bir bayram sevinci için değil; esaret altındaki bir milletin kurtuluşu içindi.

Bayram günleri, kongrenin ağır kararlarının arasında bir nefes gibi geçti. Ama o nefes bile, bir milletin birlikte ayakta durduğunu hatırlatıyordu. Ve bayramın ardından, Sivas Kongresi kaldığı yerden devam ederken artık herkes biliyordu ki bu mücadele yalnızca bir toplantı değil, bir milletin yeniden doğuş hikâyesiydi.

Anadolu’da şehirlerde bayramlaşmalar vardı ama yüzlerde eski bayramların coşkusu değil, ağır bir sabır ve umut vardı. Cephelerde de durum farklı değildi. İnsanlar birbirine sarılırken aslında aynı dileği fısıldıyordu: “Vatanımız kurtulsun.” Sokaklarda sessizlik ile direnç yan yana yürüyordu.

Bayramların hüzünle geçtiği o yılları yazarken aklım bir anda kendi aileme kayıyor. Düşünüyorum da… Bu satırların arasında yalnızca tarihin büyük kahramanları değil, isimleri bilinmeyen nice insanın sessiz hikâyesi var. Dedemin ağabeyleri Ahmet ile Mustafa da onlardan ikisi… Biri 6. Kolordu 72. Alay 1. Tabur’da bir nefer, diğeri 6. Kolordu 125. Alay 3. Tabur’da bir piyade olarak Çanakkale Savaşı’nda savaşmışlar.1  Üç ay arayla, Ahmet daha 20, Mustafa ise yalnızca 18 yaşındayken, hayatlarının baharında şehit düşmüşler.  Belki aynı toprağa bastılar, aynı gecelerde gökyüzüne baktılar, aynı bayram hasretiyle…   

Bazen kendi kendime soruyorum: O bayram sabahlarında anneleri nasıl bekledi onları? Kapı her çaldığında içi ürperdi mi? Bir mendilin ucunda saklanan umut ne kadar dayanabildi? Tarih kitapları savaşların sonucunu yazar ama bir evin içine çöken sessizliği yazmaz. Şimdi bu satırları yazarken, yıllar önce Çanakkale’nin rüzgârına karışıp giden o iki kardeşin eksikliği içimde yankılanıyor. Ve hissediyorum ki bugün huzurla kutlanan her bayramda, onların dönemediği yolların da payı var.

Belki de bu yüzden, 6 Eylül 1919’daki Kurban Bayramı da yalnızca bir bayram değil; acının, sabrın ve birlikte ayakta kalma iradesinin hissedildiği günlerden biri olmuştu. Sivas Kongresi devam ederken, millet bütün yokluğuna rağmen birlik olmanın gücüne tutunuyordu.

Mustafa Kemal Atatürk, Sivas’ta kurulan o büyük meclisin gölgesinde günlerce kaldı; şehir artık sadece bir kongre yeri değil, bir milletin kaderinin yazıldığı yer olmuştu. Tam 108 gün boyunca Sivas’ta kalarak hem kararların yönünü belirledi hem de Anadolu’nun dört bir yanına uzanan mücadele planlarını sessizce, sabırla ördü. Her gün, işgal altındaki bir vatanın nasıl ayağa kaldırılacağını düşünen bir aklın izleriyle geçti.

18 Aralık’ta Sivas’tan ayrıldığında, bu uzun yolculuk yeni bir sayfaya dönüyordu. Yol arkadaşlarıyla birlikte Kayseri üzerinden ilerlerken, artık sadece bir şehirden diğerine değil, bir devrin başlangıcına doğru gidiyordu. Ve 27 Aralık 1919’da Ankara’ya ulaştığında, bu yolculuk bir varıştan çok daha fazlasıydı; çünkü Anadolu’nun kalbi artık yeni bir merkezde atmaya başlayacaktı.

1919 yılında bayramlar hüzünlü geçti.

Bayramların sevinçli geçmesi için daha dört yıl beklenecekti.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilecek, artık bayramlar yalnızca hatırlanan değil, coşkuyla yaşanan günlere dönüşecekti.

1939’dan itibaren de 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının hatırasını yaşatarak gençliğe armağan edilen bir bayram olarak kutlanacaktı.

Ve o günlerden bugüne öğrendiğimiz en büyük miras:

“Bir millet, umudunu kaybetmezse en zor zamanlarda bile yeniden ayağa kalkabilir.”

Atatürk ve tüm kademedeki silah arkadaşlarına minnetle… Ruhları şad olsun.

——————

Not: 2026 yılı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile Kurban Bayramı’nın milletimize huzur getirmesi dileğiyle.

Kaynakça

1- Çanakkale Savaşları ve Şehitlerimizin Künyeleri, TİAV-Türk İdari Araştırmalar Vakfı, s.783-789

Hüsniye Yaroğlu Güler
Hüsniye Yaroğlu Güler
Tarsus doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Tarsus’ta tamamlamıştır. ODTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliğinde Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora derecesine sahiptir. Bir kamu kuruluşunda uzman olarak çalışmaktadır. Eş zamanlı olarak 5 yıl bir devlet üniversitesinde, 8 yılda bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak Mühendislik fakültesinde toplam 13 yıl dersler vermiştir. Ayrıca AB projelerinde proje müdürü, yürütücü, koordinatör, paydaş olarak çalıştığı Kurumu temsil etmiştir. Çeşitli ulusal projelerde hakemlik yapmaktadır.

POPÜLER YAZILAR