Babaannemi ziyaret için eski mahallemize gittim. Yazın geldiği; kapı önünde yıkanan halılardan, damlara asılmış çamaşırlardan belli oluyor. Bütün sokaklar deterjan kokuyor.
Babaannemi başında beyaz örtüsüyle, oturduğu koltukta sallanırken buldum. Sanki kendisi değil de aklı gelip gider gibi söyleniyordu.
“Hayrola babaanne, dalıp gitmişsin. Hasta mısın?”
Gözlerini kocaman açtı, bana baktı.
“Hoş geldin ay balam, gel otur hele.”
İçini çekerek konuşmaya başladı.
“Sorma ay balam, başımıza bir iş geldi ki! Sen okumuş kızsın, gel bir yolda sana danışam.”
“Kötü bir şey mi oldu?”
“Bizim arka sokakta oturan kasap Rıza’nın oğluna kız bakıyorduk, belki hatırlarsın.”
Babaannem mahallenin kanaat önderidir, ona danışmadan iş yapılmaz.
“Sordum, soruşturdum. İki sokak aşağıda oturan, Beyaz’ın kızı için aracı oldum.”
Kadını hatırladım. Yıkadığı çamaşırların beyazlığı, perdelerinin hiç sararmaması yüzünden, kadına Beyaz Gelin derlerdi.
“Ele temiz bir kadındır ki, eli yüzlü nurlu, evi cıncık gibi. Bal dök yala. Kendi gibi akça pakça bir kızı var. Seninle yaşıt. Dedik bu kız tam bizim kasabın oğluna göredir. Gençler görüştü, anlaştı. Söz, nişan bir arada oldu.”
Babaannem burada bir iç çekti.
“Of of, of ki ne of! Düğün oldu bitti. Bunlar oğlanın anasının alt katına taşındılar. Biz de âdettendir ay kızım; evi görmeye, hayırlı olsun demeye gittik.”
Babaannem anlatırken komşuların, çekirge sürüsü gibi odalara dağıldıklarını hayal ettim.
“Eve girdik… Ay anam ay! Koltuklar inci beyazı, tüller kar beyazı, halı desen kırık beyaz. Beyaz kızı beyaz. Komşulardan biri sordu. ‘Bu ev çok beyaz değil mi? Sen mi seçtin?”
“Yok,” dedi. “Kimse bana sormadı, kayınvalidemin zevki.”
Babaannem burada sallanmayı durdurdu.
“Ay kızım, işte o vakit bir uğultu başladı. Her kafadan bir ses çıkıyor.
‘Beyaz çok zordur, cesaret ister.’
‘Çalışan kadın ama gençtir yapar.’
‘Anasına çektiyse hakkından gelir.’
Tam bu sırada oğlanın ablası kahveyi koltuğa dökmesin mi! Biz daha onu silmeye peçete ararken uşaklardan biri tabaktaki pastayı yere çaldı. Biz donduk kaldık. Gelin odadan çıktı, biz bekliyoruz ki bir kova su getirsin de halıyı peklesin. Kadınlar, bu leke karbonatla mı silinse, sirkeyle mi silinse diye tartışlar.
Aradan bir on beş dakika geçti, yeni gelin odaya beş karış suratla girdi. Üstünde yırtık bir şort, elinde bira. Koltuğa oturup ayaklarını sehpaya uzattı. Bizim ağzımız açık kaldı.
‘Ne bakıyorsunuz öyle? Teftiş bittiyse hadi herkes evine, yallah. Yarın iş var, dinlencem ben.’
İşte böyle balam. Bütün mahalle Beyaz Hanım’ın kızını konuşuyor. Anlayacağın oğlanın başını yakmışız.”
Ben gülmemek için dudaklarımı ısırdım, canım soğuk bira çekti.



