Kelimelerin gücüne inanıyorum. Kalemi her elime aldığımda, ruhumun mürekkebiyle kağıda dökülen ilk hakikat bu oluyor. Kelimelerin bir kalbe dokunma, bir yarayı sağaltma gücü var.
Bugünlerde içimde bir “özlem” rüzgârı esiyor. Babaannemin o kalabalık, bereketli sofrasında yemek yediğim zamanları, babamın çocuksu gülüşlerindeki o saf neşeyi özlüyorum. Eşimin adil ve güçlü duruşundaki o sükûneti, o zamanın ruhunu özlüyorum. Ancak bu özlemin içinde kaybolmak yerine bugüne döndüğümde, karşılaştığım kadını çok sevdiğimi fark ediyorum. Beni bugüne getiren, özlediğim o zamanların ta kendisiymiş.
Eskiden hayatı her an tetikte olmam gereken büyük bir savaş meydanı sanırdım. Şimdiyse hayatla kavga etmek yerine onunla kol kola yürüyorum. Hiçbir şeyden emin değilim belki ama hiçbir adımımda tereddüt de etmiyorum. Hayatın ihtimaller denizinde süzülmek, teslimiyetle akmak ve o akışın içinde dengeyi bulmak olduğunu öğreniyorum.
Geriye dönüp baktığımda gördüğüm manzara şu: Çiçekli bir bahçede oturan bir kadın, etrafındaki o eşsiz renkleri tam otuz üç yıl sonra fark etmiş. Aslında o bahçe hep oradaymış, kadın hep o bahçenin içindeymiş; sadece bakmak ile görmek arasındaki o ince eşiği geçmesi gerekmiş. Bu bir pişmanlık değil, bu en kıymetli öğreti. Artık özlemek de coşku kadar olması gereken, kabul gören bir duygu benim için. Bu kadın artık her mutluluğunu bir bayram ilan edebilir; özlemenin sızısından kaçmak yerine o sızıyı göğsünde bir madalya gibi taşıyabilir.
Hayat; yüzleşmek, hissetmek ve her ne olursa olsun devam etmektir. Ne zaman biteceğini bilmediğin bir ömürde, gerçekleşmeme ihtimaline rağmen hayaller kurmak ve o hayallerin peşinden gitmek ne büyük bir coşkudur! İnsan, geçmişiyle arasındaki hesabı kapatmadan, oradaki düğümleri çözmeden bugünün hakkını veremiyor. Fark ediyorum ki aradığım her şey zaten içimdeymiş; sadece bakışlarımı bulandıran tozları silmem gerekmiş.
Doğa nasıl mevsimlere teslimse , bazen çiçek açıp bazen soluyorsa, bazen donup bazen ısınıyorsa, biz de öyleyiz. Bazen kaybeder, hasret duyar, bazen fark eder, bayram coşkusuyla dolarız. Acılarımızı saatlerce kıyaslayabiliriz ama o acıdan bir ders süzemediğimiz sürece yerimizde sayarız. Hayat ,ruhun, zamanın ve mekânın uyum içinde aktığı bir nehirdir.
Son zamanlarda çaresizliğin ve umutsuzluğun kıyısından geçtiğim günler oldu. “Nasıl olacak?” diye sorduğum o karanlık anlarda dışarıya değil, yine kendi içime döndüm. İnsanları kendimden uzaklaştırarak değil, kendi içsel yalnızlığıma çekilerek en iyi dostumun yine kendim olduğunu keşfettim. İçimdeki o uçsuz bucaksız evreni saf hâliyle görmeye çalışıyorum. Belki yine yanılacağım, belki yine başarısız olacağım; ama bugün bunu denemek istiyorum.
İsterim ki öğrendiklerimle yazdığım bu kelimelerle bir kalbe dokunabileyim. Ona diyeyim ki, “Seni tam olarak anlayamam belki ama seni duyabilirim. Seninle sessizce ağlayabilir, ortak hasretlerimizde buluşabilirim.”
Çünkü inanıyorum ki insan insana şifadır ve her hasret doğru bakıldığında bir bayrama gebedir.



