Ay’ın kovuğunun zirvesini doldurmadı günler.
Taze denebilecek kadar değil,
bir gonca acemiliğinde,
olgunluktan nasibini almamış,
vurgunlara kıştan temkinli olmasına karşın
yer çekimini reddetmekte kararlı.
Düşerken yere, bir toz zerresi kaçtı gözüme
Topuklarından havalandı demek iddialı olurdu
Nereye baksam
Dönsem arkamı
Eğsem boynumu yere,
Mahcupluk ve ihtişamının kudretine
Beni çağıran toprağa doğru.
Ağıtlara karşılık bana ait sonsuz huzur ezgisi.
Ne yaparsam yapayım, gözümü alamıyorum
Sakladığın her ne ise bu oyukta,
belki bir toz
ya da ışıltılı peri tozu zerresi
nereye baksam benimle beraber,
Nereye baksam seni görüyorum.
Ölümsüzlük iksiri ya da felsefe taşı
Birincisi son dileğim, sondaki ise kargaşa çarkının kömürü.
Ne isterdin peki diye soruyorum kendime.
Bağımsız da olsa karşılık umarak.
Köhne bir kasabada,
kırmızı boyası soyulmuş harabe bir ev.
Pencerenin pervazının gıcırtısı,
Kışın sessizliğinde,
ışık süzmesi gibi gün doğumunda,
yan kasabanın kapısından içeriye sızmış.
Poyrazın vurduğu çiçekler,
düşmemek için saksısına tutunurken,
Yoldan geçen bir kemancı kılıfına yerleştiriyor.
Gecenin ıssızlığında,
Pencereden içeriye uzanan bir el.
Veda dahi talep etmeden tutabileceğim.
Yol, rota sormadan.
Hatta patika dahi olmasına gerek kalmadan,
En kestirme, en bilinen yol.
Gözden ırak, çökmüş taş döşeli yol kabulüm.
Burası ütopyam değil, distopyam da.
Tek hissettiğim şu ki,
Yalnızlığımın çağrıştırdığı bu his.
Toplumun uğrak noktalarının olmasını isterdim.
İçinde sıcaklık uyandıran güvenli bir oda da fena sayılmazdı.
Fakat hissettiğim bu.
Bu histen en ırak mesken,
kent dışı,
gurbete çalan varlığın.
Toz Zerresi



