Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Dedikodu

Halime’nin telefonu çaldı. Arayan Şaduman’dı. “Evde misin? Çay koy geliyorum,” dedi ve telefonu kapattı. Bu sefer telefonda anlatılamayacak kadar büyük dedikodu var galiba. İnsanı da günaha sokuyor, diye söylenerek mutfağa gitti. Çaydanlığı doldurup ocağa koydu.

Salona geçti. Odanın havalanması için pencereyi açtı. Sehpanın üzerindeki dergileri, bulmacaları toparladı, gazeteliğe koydu. Örgüsünü örgü sepetine kaldırdı. Kadife koltukların minderlerini eliyle sıvazlayarak düzeltti. Yeşil kadife yastıkları hafif hafif vurarak kabarttı. Koltuklara düzgünce yerleştirdi. Toz bezi ile hızlıca sehpaların, koltuk kolçaklarının, konsolun, aynanın, kitaplığın görünen yerlerinin tozunu aldı. Çayın yanına dondurucudan su böreği çıkardı. Az sonra zil çaldı.

Şaduman telaşla içeri girdi. Mantosunu çıkardı. Tek eliyle başından söker gibi eşarbını çıkarıp, mantosunun kolunun içine koydu. Halime’nin eline tutuşturdu. Yerde kendisi için hazırlanan terliği giydi. Salona geçtiler. Şaduman, “Sen çayları bardağa koy gel, mevzu derin, konu bölünmesin,” dedi. Halime çayı koyarken böreği tavada ısıttı. Dumanı üstünde tüten su böreği ile tavşan kanı çayları tepsiye koyarak salona döndü. 

Şaduman’ın yanındaki sehpaya çayı ve börek tabağını bıraktı.

“Anlat bakalım, neler olmuş?” Şaduman zayıf, ince uzun bir kadındı. Bir ayağını altına aldı. Koltuğa iyice yerleşti. Çayından bir yudum aldı. Damağını şaplatarak anlatmaya başladı.

“Senin şu komşu Süleyman var ya, tırcı, onu Bolu Dağı’nda görmüşler.” Halime bir kahkaha attı.

“Bunda şaşıracak ne var? Kendin söyledin, adam tırcı, her yerde olabilir.”

“Sulandırma Halime, asıl mesele kiminle görmüşler?” Şaduman sanki birini işaret eder gibi, kaşı gözü ayrı oynuyordu. Halime meraklandı.

“Kiminle görmüşler?”

“Şu sizin alt kata yeni taşınan Ukraynalı sarışın kızla baş başa yemek yiyorlarmış.” Baş başa derken sesi ile kelimelerin altını iyice çiziyordu.

“Tanya mı?” dedi, eli ile ağzını kapattı. Çok şaşırmıştı.

“Adı her neyse işte o.” Halime’nin gözünde üç gün önce asansörden inince Tanya ile karşılaştığı an belirdi. Şiveli yarım yarım konuştuğu Türkçe ‘si ile, “Günadın Halime apla,” demişti.

“Günaydın. Nereye böyle Tanya?” diye sormuştu o da.

Tanya elinde küçük bir valizle kapısını kilitliyordu. “Var bizim kız arkadaşlarla tatil. Abant’a gidiyor, biz kar görecek,” demişti.

“Çok iyi edersiniz, iyi tatiller.” 

Halime Şaduman’a döndü, “Bana Abant’a gideceğim demişti. Belki tesadüfen karşılaşmışlardır.”

“Çok safsın Halime, o zaman arkadaşları neredeymiş? Baş başa diyorum sana, samimi bir vaziyette diyorum. Niye anlamıyorsun?”

“Ay ne bileyim, günahını almak istemem kimsenin.”

Şaduman sözünün arkasında duruyor, Halime’yi ikna etmeye çalışıyordu.

“Sen öyle diyorsun ama kız onlardan hiç çıkmıyormuş. Bir bahane uydurup uydurup oturmaya geliyormuş.”

“Gerçekten Şaduman, sen söyleyince fark ettim. Ne zaman Zekiye Hanımlara gitsem, Tanya baş köşedeydi. Zekiye Hanım da ‘Kızım gibi seviyorum, elin garibi,’ diyordu.”

Halime cümlesini bitirdiği anda şimşek gibi bir görüntü geldi gözünün önüne. Tanya ip askılı penyesi, kısacık mini eteği ile hep kocasının gelme saatlerinde çay, şeker, yoğurt gibi şeyler istemeye gelirdi. Bir başka gün elinde bir ampul ile kapıyı çalıp da “Takamadım Halime apla, Tarık abi bir bakıversin,” dediği o gün de leopar desenli, üzerine oturan saten bir gecelik giymişti. “Yemek yiyoruz, yemekten sonra iner,” dediğimde kapıdan başını uzatıp, “Ne var yemekte apla, ben daha yemedim. Güzel senin yemekler çok,” diyerek zorla içeri girmişti. Onun sesini duyan Tarık da hemen bir sandalye çekip “Gel, Tanya hoş geldin,” diye yanına oturtmuştu. Bir anda ateş bastı. Halime boşalan çay bardaklarını aldı, mutfağa gitti. İçine bir kurt düşmüştü. Canı sıkıldı. Lavaboda yüzüne su çarptı. İçeriden Şaduman’ın sesi duyuldu. 

“Bir çay dolduramadın kız Halime, en heyecanlı yerinde kaldık, gelsene.” 

Halime doldurduğu bardakları tepsiye koydu salona geçti. İçi fık fık ediyordu. Şaduman bir an önce gitse diye bakıyordu. Sanki kor alevin üzerine oturuyor gibiydi. Her yanı yanıyordu.

“Kız sen Abant’a gitti diyorsun. Belki daha iki sokak öteden tıra bindi, birlikte gittiler.”

“Ay öyle şeylere aklım ermiyor. Kötü düşünmeyelim.” Halime’nin kafasında ankesörlü telefonun jetonu düşer gibi, trink diye bir şey oldu. Puzzle birleştirir gibi kareleri kafasını birleştiriyordu Halime.

“Kız Şaduman, bu Süleyman ne zaman yola gitse, Tanya da ortadan yok oluyordu. Yok İstanbul’a gidiyorum, yok Antalya’ya gidiyorum diyordu.”

“Bak senin de zihnin açılmaya başladı Halime.”

“Bizimki nerede, ne zaman buluşuyor acaba?” diye düşündü Halime. Sonra aklında yine bir başka kare belirdi. Pencereden bakarken Tarık’ın arabasını park ettiğini görmüştü. Ama eve gelmesi epey uzun sürmüştü. O an ocaktaki yemeğe dalıp, salatayı yetiştirme telaşı içindeydi. “Nerede kaldın?” diye sorduğunda “Tanya‘nın televizyonu bozulmuş, ona baktım,” demişti Tarık. O gün üzerinde durmamıştı. Düşününce sırtından terler boşaldı. Kadının ne televizyonu bitiyor ne ampulü. Süleyman gibi uzaklara gitmesine de gerek yok. Halime iki eliyle dizlerini dövdü. Ayağa kalktı, oturdu. Endişeyle söylendi.

“Süleyman’ı kaybettik, Tarık duruyor mu bilmem?” diye iç geçirdi.

“Ne dedin, duymadım?” dedi Şaduman.

“Süleyman abiyi kaybettik desene dedim,” diye toparladı Halime. “Vallahi biri Zekiye’yi uyarmalı, kocasına sahip çıksın, ortada kalakalır,” dedi Şaduman. Halime huzursuz huzursuz oturduğu yerde kıpırdandı. Özbek pilavı yaptığı gün Tarık’ın, “Tanya’yı da çağırsaydın, garip sevinsin,” dediği geldi aklına. Halime de telefon edip çağırmıştı. Tel kadayıf da yapmıştı o gün. Tatlıyı yerken Tanya, “Tarık abim kaymaklı ekmek kadayıfını çok sever,” demişti. Halime “Kaç yıllık karısıyım, ben hiç bilmiyordum,” diye hayıflandığını hatırladı. Kendini suçlamıştı. “Sen nereden biliyorsun?” diye sormak aklıma gelmemişti. Mutfağa gitti geldi. Kabına sığamıyordu.

“Sende bir hâller var Halime, ne oldu?” dedi Şaduman.

“Ne olsun, komşuma üzüldüm. Akşama yemeğim de yok,” dedi. Şaduman hemen toparlandı. “Kalkayım ben geç oldu,” dedi.

 Şaduman gidince, Halime boş çuval gibi koltuğa bıraktı kendini. Eli bir işe varmıyordu. “Ben Zekiye’ye acıyacağıma önce kendime acıyayım. Vay başıma gelenler vay. Şaduman ne haberler getirdin bana,” diye dövünmeye başladı. 

Cemile Can
Cemile Can
Ben Cemile Can, 1961 yılında, Afyonkarahisar'da doğdum. İlköğretimimi Ankara'da, orta ve lise tahsilimi İzmir'de tamamladım. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Emekli bankacıyım. Safranbolu'da restorasyonunu tamamladığımız, aile yadigarı tarihi evde yaşıyoruz. Safranbolu'nun tarihi dokusunun korunması, geleneklerin yaşatılması için dernek faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Safranbolu Kadın Ritim Grubu'nun üyesiyim. Edebiyat Atölyelerine katılıyorum. Öykü yazmaya çalışıyorum. Üç öyküm Ses Dergi'nin YouTube kanalında kendi sesimden yayınlandı. Düş Dergisinin Eylül sayısında bir öyküm yer aldı. Evliyim, iki oğlum ve iki gelinim var.

POPÜLER YAZILAR