Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Titanyum

Mesele, önce olmak istemekle başlar; ya birine özenirsin ya da arzu ettiğin bir duygu vardır, o olmak istersin. Direncin seni tekrar tekrar aynı döngüye götürür. Fark etmezsen hayat seni o döngüden koparır; fark edersen hırpalanmadan anlarsın.

​Kolay yolu seçme ihtimalin yüksektir çünkü sana öğretilen budur; toplumsal kurallar… Bunların birer yanılgı olduğunu söyleyebiliriz. Nadiren düzgün bir çevreye sahip olabilirsin; o zaman bu yanılgılardan uzak, farkındalıkla döngülerinin farkına daha kolay varırsın. Ancak bu farkındalık öyle kolay gelmez; önce bir karanlıkla karşılaşırsın. O karanlık hiç bitmeyecek sanırsın, tekrar tekrar yoklar seni.

​Eğer niyetin o karanlığı anlamaksa kabullenirsin; hiçbir şeyin sana ait olmadığını, bir o kadar da her şeyin sana ait olduğunu bildiğin bir teslimiyettir bu. Niyetlerinin sonucunda geldiğin yer, aslında tam da olman gereken yerdir. Önce parçalandığını sanırsın, sonra bir bakarsın yeniden doğmuşsun. Etrafında görünmez bir kalkan, dokunulmaz… Bunu sadece sen bilirsin, artık daha sessizsindir. Ruhunu anlamak da yeni doğan bir bebeğin emeklemesi misali, düşe kalka öğrendiğin; masum ve tatlı bir tecrübedir.

Sevgili okuyucu, yazımın burasına kadar geldiysen başlığımın neden “Titanyum” olduğunu söylemek isterim. Titanyum; doğada en zor aşınan, dış etkilerden en az etkilenen ama bir o kadar da hafif ve esnek olan bir metaldir. Benim kalkanım da artık tam olarak böyle: Geçmişin yüklerini askıda bıraktım, binlerce kez sınandım, parçalandım ve o karanlıktan süzülerek çıktım. Artık hiçbir zorlama, hiçbir emrivaki ya da dışarıdan gelen o eski “yükler” ruhuma dokunamıyor. Hafifledim ama hiç olmadığım kadar güçlendim; kırılmıyorum, bükülmüyorum ve en önemlisi; kalkanımın ardında kendi sessiz huzurumla tam, bütün ve dokunulmaz duruyorum.

Peki, o yükleri nasıl bıraktım? Bir günde olmadı tabii. Önce, hayatımda gürültü yapan her şeyi “askıya” aldım. İletişim listemi, sosyal medyamdaki yersiz beklentileri, bana kendimi baskı altında hissettiren o eski “emrivakileri” tek tek ayıkladım. Kendime, hayatımı düzene sokacak, daha sakin ve organize bir yol haritası çizdim; tıpkı yeni bir sınava hazırlanır gibi, kendi içsel disiplinimi kurdum. Eskinin gölgesinde, artık ait olmadığım hiçbir yükü sırtımda taşımamam gerektiğini fark ettim ve gözümün önünde duran eskiye, sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi, sadece kendi yerimden bakmayı seçtim.

Yüklerimi askıya asmak, onlardan kaçmak değil; onları artık “benim olmayan” bir yere, bir yabancıya bırakır gibi dışarıda tutmaktı. Şimdi o kalkanın içindeyim; sadece kendi huzurum, kendi kararlarım ve yeni yolumla. 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Zühre Kara
Zühre Kara
1993 yılında doğdu. Yazı yolculuğunda kelimelerin iyileştirici gücüne ve insan ruhu üzerindeki sağaltıcı etkisine odaklanmaktadır. Denemelerinde çoğunlukla özlem, farkındalık ve kişisel dönüşüm temalarını işleyen , "insan insana şifadır" anlayışıyla okurlarının kalbine dokunmayı amaçlamaktadır. Halen yaratıcı metinler ve hayatın içsel döngüleri üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR