Çarşamba, Temmuz 29, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Beşinci Kat

Sahanlığa bir sokak köpeği yerleşmiş, uyuyor. Üzerinden geçiyorum yavaşça. Oralı olmuyor. Apartman merdivenlerinde ıslak beton kokusu var. Gelip yıkamış olmalı birileri. Bazen oturanlar da yapıyormuş bu işi kimse gelmezse. Hatta Mehmet’in annesi de apartman merdivenlerini yıkamış birkaç kere. Buralara ilk taşındığımda aidat rakamını görünce sıfırları eksik basmışlar, hata var zannetmiştim. Meğer yokmuş. Kapıcı yok, bakılacak bahçe yok, çöp toplama yok, ilaçlama yok, temizlik yok, o yok, bu yok, normal tabii. Alt katta yaşayan travesti Leyla’ya sormuştum da ne gülmüştü.

“Bacım buralar senin geldiğin lüks semtlere benzemez,” diye. “Hele İstanbul’a hiç benzemez.”

Beş katlı apartmanda beş kat yukarı çıkıyorum. Bir yandan merdiven basamaklarını sayarak. Asansör yok bu eski binalarda. İlk üç kat iyi de sonrası biraz zorluyor. Kapıya geldiğimde soluklanıyorum. İçerden gelen ses yok. Biliyorum, zaten boş daire. Anahtarımı çıkarıp kapıyı açıyorum. Kalan eşyalarımı toplamam için çıkıp gidecekti evden Mehmet.

İçeri girince kediler karşılıyor beni. Uykulu gözlerle geriniyorlar. İyi huylu ve hassas tekir Boncuk, çok bilmiş ve afacan smokin Cimcime ile küçük kardeşleri ürkek ve sevgi dolu tekir Junior. Hemen bakıyorum. Mama ve su kapları dolu, tuvaletleri temiz. Rahatlıyorum, demek ki iyi bakıyor kedilere. Toparlanmaya başlayayım da bir an önce gideyim.

Kapının hemen sağında yer alan mutfağa giriyorum. Alacağım çok fazla bir şey yok buradan. Sadece kare şeklinde olan mozaik dokulu kahvaltı tabaklarımı alacağım, bir de annemin verdiği Alman gümüşü tepsiyi. Tembihledi bana, onu almayı unutma diye. Tabakları gazete kâğıtlarına sardım, tepsiyi de yanımda getirdiğim poşetlerden birine koydum.

“Çok güzelmiş bu tabakların, nereden aldın?”
“İstanbul’dan getirdim.”
“Zevklisin.”
“Teşekkür ederim.”

Mehmet’in annesi kahvaltıya geldiğinde büyük mutfağın masasında oturup manzaraya karşı sohbet ederdik. Güzel günlerin huzurlu saatlerinden biriydi.

“Boyozumuz güzeldir bizim, alsana biraz,” diyerek tabağı uzattı. “Yeni çıkmış taze taze.”
Aslında pek sevmemiştim, yağlı gelmişti biraz. Annesini kırmamak için uzatılan boyozu aldım.

Başkasını kırmamak için istemeden yaptığım onca şey aklımdan geçti ve tekrar beynimin kıvrımlarında kayboldu. Kaybolmaları daha iyiydi. Fazla oyalanmadan salona geçtim. Burada bıraktığım birkaç fotoğraf çerçevesi ve içindeki resimler ile kitaplarımın bir kısmı ve eski CD’ler. Hepsini içerdeki odadan aldığım çantanın içine koydum. Gardırop odasında bıraktığım üç beş giysiyi bu çantaya sığdırdım. Daha önce gazete kağıtlarına sardığım tabakları da giysilerin arasına yerleştirdim.

En zor kısım geldi. Çatı katı. Oradaki anılar daha keskin izler taşıyordu. Çatı katına mutfaktan merdivenlerle çıkılıyordu. Bir müddet pencereden körfezi seyrettim, sonra balkon kapısını açıp dışarı çıktım. Temiz bahar kokusu baş döndürüyordu. Bu kokuyu ciğerlerime çekip bekledim. Bir sigara yaktım sonra. Bitince içeri girip yerdeki kilimi balkona taşıdım. Silkeleyip katladım. Yeşil camlı sarkıt mumluğu yerinden aldım ve ikisiyle beraber aşağıya indim.

Oturduğum yerden gecenin içinde parlayan ışıklar gözüküyordu. Karşı sahilde seyreden arabaların farları süzülüyordu. Bir plazanın mavi, yeşil, kırmızı ışıkları Karşıyaka sahilinden cama vuruyordu. Elime uzanmıştı tutmak için. Uzattığımda nazikçe öptü. “Bu bir rüya olmalı,” dedi.

Gülümsedik ve el ele bir müddet karşı sahili seyrettik. Sonra yanıma sokuldu ve sıcacık öptü beni. Bir tangırtıyla ana döndüm. Junior gene sakarlık etmiş, kendini salondaki koltuğun arkasına gizlemiş, kocaman gözlerle bana bakıyordu. Güldüm, “Seni tatlı sakar,” dedim. Bu arada mumluğu gazeteye sarıp çantaya koydum. Katladığım kilimi koyacak büyük bir poşet buldum. Böylece aşağıya tek seferde inebilecektim. Elimde bir çanta ve iki poşet. Kalan eşyalarım bu kadardı. Benden kalanlar ise ortalığa saçılmış ve taşınamayacak kadar fazlaydı.

Bir yanım hemen çıkıp gitmek istiyordu. Bir yanım biraz daha kalmak. Yatak odasına geçip yatağa uzandım. Soluma dönüp yattım. Böylece gökyüzündeki bulutları ve bağrışan martıları görebiliyordum. Gözlerimi kapadım ve sesleri dinledim.

Kapı çaldığında uykumdan uyandım. Biraz sersemlemiştim. Mehmet olamazdı, gece geleceğini söylemişti. Açtım baktım Leyla kapıda. Geleceğimi biliyordu. Bira, cips getirmiş. “Gitmeden bir kere daha,” diyerek girdi içeriye. Mutfağa geçtik. Onunla oturduğumuz ve körfezi izleyerek içtiğimiz sayısız geceler geldi aklıma. Konuyu hiç dolandırmadı.

“Bitti mi şimdi?” Evet anlamında başımı salladım.
“İyiydiniz be,” dedi. “Değilmişiz demek ki,” dedim.

“Ah bu erkekler,” dedi kırmızı ayakkabılı kocaman ayaklarını sallayarak. “Benim hiç böyle kırmızı ayakkabılarım olmadı,” dedim. Bastı kahkahayı.
“Çocukken olmuştur en azından.”
“Belki, hatırlamıyorum.”

Güneş batıya dönerken pembeye, maviye bürünmüş bulutlar ona eşlik ediyordu. Çıkmadan kedilerin yanına gittim. Onları bir daha görmeyecek olmam içimi acıttı. Hepsine tek tek anlattım neden gittiğimi. Sevdim, okşadım, onları çok sevdiğimi söyledim. Gözlerime dolan yaşlar akmadan kalktım. Leyla ile eşyaları alıp çıktık. Beş kat aşağıya indik. Islak beton kokusu geçmişti. Sahanlıktaki köpek uyumaya devam ediyordu. Arabamın bagajına eşyaları yerleştirdim. Sarıldık, vedalaştık. Ardımdan su döktü. Dökerken de, “Belki gelirsin bir gün,” dedi. Şehir günden akşama dönerken sokak dikiz aynasında kayboldu.

Banu Kalkandelen
Banu Kalkandelen
1968 yılında İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Maçka İlkokulu, F.M.V. Özel Işık Lisesi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Yazmaya ortaokul yıllarında başladı. Milliyet Sanat Dergisi’nin açtığı “Genç Yazarlar” yarışmasında dereceye girdi. Kedim ve Ben sitesinde hayvan hikayeleri ve Kedici dergisinde makaleler yazdı. Profesyonel bir ajansta yazarlık, serbest içerik yazarlığı ve çevirmenlik yaptı. “Yazıya Giriş” ve “İleri Öykü Teknikleri” atölyelerini tamamladı. Editörlük tecrübesini geliştirirken çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı. “On Dört Pandabiyat Öykü Seçkisi” kitabında öyküsü ile yer aldı.

POPÜLER YAZILAR