Bir sallasam gönlümü şöyle, yeniden karışır mı dibe çökenler?
Kopsa bir kasırga; toza dumana karışıp döner mi gidenler?
Acı ekşi bir tat, kesif bir koku sardı ruhumu,
Bir sabah ezanında parça pinçik edip denize bıraktım umudu.
Can acımaktan çürüdü, göz ağlamaktan kurudu, zaman uykusuzluktan karıştı!
Önce saçlarımı kestim, sonra perdeleri çektim ve yavaşça bitirdim kendimi.
Ne büyük yanılgıymış, hiç düşünmemişim bir gün gidebileceğini.
Kazısam kanırtarak ruhumu, dibine vursam ya da kalbimin, kalan canım da tükenir mi?
Bronz bir heykeliyim ben çaresiz bekleyişin…
Aklına düşüyor muyum arada ya da ne bileyim pişman oluyor musun hiç?
Susan sokaklar, saklanan çocuklar, kuruyan ağaçlar gibi içim.
Özün kalmış kalbimde, yıllarca birikmiş bir tortu olmuş yüreğimin dibinde.
Bekliyorum ki taşlaşsın, bir araya gelsin de kırıp parçalayayım…
Yavaş yavaş süzülsün kanıma, zehir olsun aksın damarlarımda.
Adını anımsatan her kelimeden, kokuna benzeyen her şeyden, sesini duyuran hayallerden…
Bıktım, korktum, usandım ama kaçamıyorum.
Enayilik mi denir, hastalık mı yoksa çılgınlık mı?
Kim dönmeyeceğini bilerek bekler ki öylece çekip gideni?



