Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Belki Bir Gün

Karaköy vapuruna son dakikada yetişmişti Pelin. Hızlıca içeri girip pencere kenarında kendine yer buldu. Kalbi hızla atıyor, beyni zonkluyordu. Elindeki açılmamış mektubu buruşturduğunu da o zaman fark etti. 

İskeleden uzaklaşmaya başlarken gözü geride kalan köpüklere takıldı. Yıllar öncesine gitti. Üniversiteden yeni mezun olmuş, iş hayatına yeni başlamış bir genç kızdı. Her sabah vapurla Karaköy’e geçerdi işe gitmek için. Faruk’la da vapurda tanışmıştı. Jilet gibi takım elbisesi, özenle taranan saçları, sürdüğü parfümü, bakımlı elleri ile dikkatleri kendine çeken biriydi. En çok da ses tonuna hayrandı. Muhasebeci olduğunu bilmese televizyonda haber spikerliği yaptığına dair iddiaya bile girerdi. 

Vapur boyunca yapılan sohbetler koyulaşınca dışarıda da buluşmaya başlamışlardı. Her buluşmada elinde mutlaka bir demet çiçek olurdu. Konuşurken gözlerinin içi ışıldardı. Pelin’in kalbi artık farklı çarpmaya başlamıştı. Onunla aynı evde yaşamanın hayalini kuruyordu. Sinemadan, kitaplardan, gezilerden yapılan konuşmaların sonu gelmiyordu. Üstelik bir aradayken yüzü sürekli gülümsüyordu. Pelin, Faruk’tan habersiz olarak maaşın bir kısmı ile çeyiz almaya başlamıştı. Tabaklar, çanaklar, halılar derken evin bir odası dolmuştu. Artık sadece Faruk’tan gelecek teklifi bekliyordu. 

Faruk’sa ilk günden beri Pelin’den hoşlanmıştı. Onun yanında kendini çok mutlu hissediyordu. Öyle ki hastalığını bile unutmuştu. Ailesini trafik kazasında kaybedeli çok olmuş, hayata kendi çabasıyla tutunmuştu. Ailesiz olmanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Bunu Pelin’e yapamazdı. Bir gün Baylan’da buluştuklarında Faruk elinde sarı güller ile gelmişti. Pelin’in yüzündeki gülümseyişin yerini hüzün almıştı. Biliyordu anlamını. Ayrılıktı.

“Neden Faruk? Neden?’’ diyebildi. Faruk’un gözleri dolmuş, ağzından kırık dökük, “Böylesi ikimiz içinde daha iyi olacak, inan bana,’’ diyebilmişti. 

Pelin elindeki sarı gülleri atmaya kıyamamış, evde bir kutuya koyup saklamıştı. Ne yemek yiyebiliyor ne de hayattan zevk alıyordu. Arkadaşları onu evden çıkarmak isteseler de başarılı olamıyorlardı. O günden sonra Pelin robot gibi işe gidip geldi. Karşısına başkaları da çıktı ama yeniden hayal kırıklığına uğramamak için kimseyle ciddi bir şey düşünmedi. Hatta çeyizlerini kullanmadı bile. “Belki bir gün,’’ dedi içinden. Aklı Faruk’taydı. Artık vapurda da görmüyordu. İş yerine gidip konuşmak istese de gururuna yediremedi. 

Hüzünlü geçen yılların ardından Pelin kendine gelmeyi başlamıştı. Yıllardan beri hayalini kurduğu Moda’da deniz gören çatı katı bir daire tuttu. Evdeki eşyaların çoğundan kurtuldu. Anahtarları devrederken posta kutusunu da kontrol etmek istedi. İçine yıllardır bakmamıştı. Cep telefonu varken artık kimse kart, mektup göndermiyordu. Posta kutusunu açtı, içi reklam broşürleri ve eski faturalar doluydu. En arkada ise demirine sıkışmış bir zarf duruyordu. Üzerinde ismi yazılıydı. Elleri titreyerek zarfı aldı, boş kalan kutuyu kapattı. Anahtarları teslim ettikten sonra duramadı yerinde. İçi titredi. Kalbi çarptı. Gözleri kararırken son anda bahçe kapısına tutunuverdi. 

Kim bilir, ne zaman gönderilmişti? Ayakları onu ne zaman ve niye vapura götürmüştü, bilmiyordu. Sadece oradan uzaklaşmak istiyordu. Yine Karaköy vapurundaydı. İşe giderken her zaman oturduğu yere oturmuştu istemsiz. Titreyen ellerinin arasından mektuba baktı. Derin bir nefes aldı. Buruşturduğu mektubu açmaya başladı. Bir sayfalık mektuptu. ‘“Canımın içi,’’ diye başlıyordu. Cümleleri yeni okumaya başlayan bir çocuk gibi yavaş yavaş okuyordu. “Hastalık,” diyordu, “ölüm,” diyordu, “seviyorum,” diyordu. Gözlerinden yaşlar karşı konamaz bir hızla akıyordu. Pencereden dışarı öylesine bakarken, “Demek ki hastaymış, demek o yüzden yurtdışına gitmiş… Beni seviyormuş,’’ diye fısıldadı. 

Bir yandan gözyaşları, bir yandan da burnu akmaya başlayınca mendil bulmak için çantasını açtı. O sırada ipek bir mendil uzandı yanından. Kokusu tanıdıktı. Bir an yıllar öncesindeki vapur sabahlarına döndü.

“Faruk…” diye fısıldayarak yanına döndü. Gözleri ışıl ışıldı. Şaşkınlıktan donakalmıştı. Karşısında jilet gibi takım elbise giymiş, hâlâ çok yakışıklı, olgun bir bey duruyordu. Vapur ise Karaköy İskelesi’ne yanaşmak üzereydi.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

POPÜLER YAZILAR