Yoktu ki benim senden bir farkım. Yok ki birbirimizden farkımız. O bezi senin için aldım, adını bilmediğim arkadaşım…
Çok geç yattığım onlarca geceden birinin sabahında kapım çaldı. (Biz işsizler için sabah, çalışanların öğlen saatine denk gelir. Çünkü geceleri uyku tutmaz.Yorulmadan uyumaya çalışmak boş bir çabadır. Ve ertesi gün uyanmak için ise bir neden yoktur.)
Kapımı çalan “tanımadığım arkadaşımdı.” Ayaküstü sohbetimizde ne kadar ortak yönümüz varsa ortaya çıkacaktı ve ikimiz de bundan habersizdik. Uykulu gözlerle, daha dünyayı algılayamadığım saniyelerde “arkadaşım” bana elindeki mikrofiber bezi tanıtmaya başladı. Sözcükleri bir uğultudan öteye geçmiyor ve benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Aklımda kalan tek şey bezin ömrünün dört yıl olduğuydu. (Dört yılllık ömrü garantili, şanslı bir bez!)
Neden sonra fark ettim… Geçen hafta yaptığım iş görüşmesi buğulu bir anı olarak gözümün önüne geldi. Hafta başı “deneme sürümüne” katılsaydım, o arkadaşımın yerinde ben olacaktım. Komşularıma bez satmak için kapılarını -o değill- ben çalacaktım. Gözlüklü, esmer, hafif konuşma bozukluğu olan genç arkadaşıma, adına çalıştığı firmayı sordum ve teyit aldım.
O, satıcı olarak çalmıştı kapımı, ben ise alıcı olarak açmıştım. Aslında yoktu birbirimizden farkımız. O atanamayan bir öğretmendi, ben de iş bulamayan “sinemacı(!)” Hiç gereksinim duymadığım mikrofiber bezi almak için çantama davrandığımda öğretmen arkadaşım, KPSS’den 83 puan aldığı ayrıntısını da benimle paylaşınca o bezi almak farz oldu.
Paramın sekizde biri ile mikrofiber bez aldım. Bezi dört yıllık ömrü için değil; senin için, benim için, bizim için aldım. Sanma ki ben o bezi alan, sen de o bezi satansın diye farklıyız. Bir hafta önce aynı iş yerine başvurmuş iki kişiyiz. Aslında aynı kişiyiz. Ancak “ben sizden biri olamadım…”
“Ben Nefise Sinem Turan. Yirmi yedi yaşındayım. Sinema-TV mezunuyum ve işsizim.” Artık bunu söylemeye utanmıyorum.
“Sinem’i alkışlayalım… Sinem, yanındaki arkadaşına sarılabilirsin.”



