Çarşamba, Eylül 16, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Askıda Kalanlar

Gece yarısını çoktan geçmişti. Fabrikanın o bitmek bilmeyen ağır mesaisi bittiğinde, Derya’nın geriye sadece bacaklarında yer eden bir sızı ve zihninde uğuldayan kocaman bir boşluk kalmıştı. Başının dönmesini engellemek için gözlerini art arda kırptı. Servis aracının loş, sarsıntılı ve havasız içi uykuya teslim olmak için dünyanın en tekinsiz davetiydi. 

Durağını kaçırmamalıydı. Kaçırırsa bu saatte geri dönecek ne bir parası ne de dermanı vardı. Uykunun ağır perdesini yırtmak için kendine küçük oyunlar buldu. Servisteki insanlara baktı. Her biri günün yükü altında ezilmiş, silik birer gölgeydi. Ön koltuktaki adamı sabaha karşı hiç bilmediği bir şehrin garında inecek bir kaçak yaptı zihninde. Cam kenarında uyuyan kadını ise geçmişinden kaçan bir terziye dönüştürdü. Sırf uyanık kalabilmek için yabancıların hayatlarına sığındı. Ama kendi zihni de ona oyun oynuyordu. Gözlerini her kapattığında, fabrikadaki pres makinelerinin üzerinde yanan çiğ kırmızı uyarı ışığı göz kapaklarının arkasına sızıyor, kulaklarında motorların metalik uğultusu dolaşıyordu. Gün boyu ihmal ettiği açlık ise ensesinden başlayıp bütün bedenine yayılan ince, tırmalayıcı bir sızıya dönüşmüştü.

Servis mahallenin köşesinde durduğunda, kendini güçlükle dışarı attı.

Sokak lambalarının solgun ışığında yürürken tek düşündüğü, bir an önce eve girip kapıyı arkasından kapatmaktı. Evinin kapısına geldi. Elini montunun cebine attı. Anahtar yoktu. Diğer cebine baktı. Çantasını açtı. Parmakları darmadağınık eşyaların arasında çaresizce gezindi. Yine yoktu. Fabrikadaki son koşturmacada mı düşürmüştü, serviste mi, hiçbir fikri yoktu. Bir anda bütün yorgunluğu katlandı. Kapının önünde öylece kaldı. Evi birkaç santimetre ötesindeydi ama ulaşılmaz görünüyordu. Tam o sırada burnuna sıcak, taze ekmek kokusu geldi. Sokağın başındaki fırın çoktan kapanmıştı. Kepengin yanındaki paslı çiviye şeffaf bir poşet asılmıştı. İçinde iki somun ekmek duruyordu.

Derya yavaş adımlarla yaklaştı. Poşete baktı. Tenha sokağı süzdü. Kimse yoktu. Kendi kendine fısıldadı: “Kim bıraktı bunları buraya?” Arkasından ince bir çocuk sesi duyuldu: “Sen bırakmadın mı?” İrkilerek döndü. Fırının gölgesinden on iki yaşında bir çocuk çıktı. Üzerindeki mont kendisine birkaç beden büyüktü. Hemen yanında da ıslak tüyleri birbirine yapışmış, zayıf bir sokak köpeği duruyordu. İkisi de poşete bakıyordu. Derya başını iki yana salladı. “Hayır. Ben de kimin bıraktığını anlamaya çalışıyorum.” Çocuk poşeti işaret etti. “Askıda ekmek onlar.” Derya şaşırdı. “Askıda ekmek mi?” Çocuk devam etti. “Parası olan bizim gibi meteliksiz olanlar için bırakır.” Derya yeniden poşete baktı. “Ya sahibi gelip ararsa?” Çocuk omuz silkti. “Sahibi zaten bırakıp gitmiştir.” Araya sessizlik girdi. Çocuk çekinerek sordu. “Hadi abla… Alıyor musun ekmeği?”

Derya’nın eli havada asılı kaldı. Bir an geri çekilmeyi düşündü. Bütün gün çalışmıştı. Maaşını almaya daha günler vardı. Belki kendisinden daha çok ihtiyacı olan biri çıkacaktı. Belki de o kişi tam da şu an kendisiydi. Derin bir nefes aldı. “Evet…” dedi ve elini uzattı, “Alıyorum.” Poşeti çividen usulca indirdi. İki somunu çıkardı. Birini ortadan ikiye böldü. Sonra diğerini de. Üçü fırının önündeki kaldırıma oturdu. Çocuk, Derya… ve köpek. Gece boyunca ilk kez kimse acele etmiyordu. Sadece sıcak ekmeğin buharı yükseliyordu. Uzun süre konuşmadılar. Sonra çocuk sessizliği bozdu. “Senin de mi kapın yok abla?” Derya gözlerini kapıya çevirdi. “Kapım var…” Yüzüne buruk bir gülümseme yerleşti, “…ama anahtarı olmayan.” Derya bu kez çocuğa döndü. “Peki sen neden bu saatte sokaktasın?” Çocuk ekmeğinden küçük bir lokma kopardı. Bir parçasını köpeğin önüne bıraktı. Sonra yavaşça konuştu. “Bizim gidecek başka yerimiz yok.” Derya cevap veremedi. Bir anahtar kaybetmenin insanı sadece bir geceliğine kapısının dışında bıraktığını sanıyordu. Oysa bazı insanlar hiç kapısı olmayan hayatlarda büyüyordu. Elindeki ekmeğe baktı. Bir yabancının bıraktığı iki somun ekmek, o gece üç yabancıyı aynı kaldırımda buluşturmuştu.

Yemeklerini bitirdiklerinde çocuk ayağa kalktı. “Kapıyı gösterebilir misin?” Derya şaşkınlıkla kapıyı işaret etti. Çocuk cebinden ince bir tel çıkardı. Kilidin içinde birkaç kez çevirdi. Kısa bir “çıt” sesi duyuldu. Kapı aralandı. Derya hayretle çocuğa baktı. “Nasıl yaptın bunu?” Çocuk omuz silkti. “Yaptım işte abla.” Derya kapıyı açtı. Sonra yeniden çocuğa ve köpeğe baktı. “Bu gece misafirim olur musunuz?” Çocuk başını yavaşça iki yana salladı. “Yok abla.” Derya merakla sordu. “Neden?” Çocuk köpeğin başını okşadı. “Karnımızı doyurduk. O bize yeter.” Arkasını dönüp yürümeye başladı. Köpek de sessizce peşine takıldı. Derya evinin açık kapısının eşiğinde uzun süre öylece kaldı. Çocuk köpeğin gecenin karanlığında yan yana kayboluşunu sessizce izledi.

Ertesi sabah erkenden uyandı. İşe gitmeden önce mahallenin fırınına uğradı. İki somun ekmek aldı. Şeffaf bir poşete yerleştirip dün gece ekmekleri aldığı paslı çiviye usulca astı. Poşet sabah rüzgârında hafifçe sallanıyordu. Kim bilir bu gece kimin yolu buradan geçecekti…

Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR