Sevgili Bayım;
Az neşesiz, çok hâlsiz, e birazda depresifim bu aralar. Masallarla ayakta uyumayı ne zaman kabullendik, bilemeyişimdendir belki de. Hep peri kızlarından, meleklerden, prenseslerden bahsettiler de kötü cadının gerçek hayatta bu kadar da belli olmadığını söylemediler bize. Ah bayım! Yıllardır saatim işlemiş ben durmuşum. Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Çocukken kirletildi benim hayallerim bayım. Ondandır bu denli gerçek yaşayışım sanırım. İşte bundandır hayal etmeyi bırakışım. Kolay olmadı tabi, yazıldığı kadar. Astronot olmak isterdim mesela ilkokul yıllarımda. Sonra ne ara bitti meslek hayallerin derseniz, sanırım ortaokul yıllarıma tekabül eder. Her yeni başlangıçta hayaller biriktirmeye devam ettim tabii ki. Lise yıllarım, üniversite hayallerimle geçti mesela. Tabii bu defa şehir değiştirmekti hayallerimin konusu. Bu “o malum şehir” fobimde o yıllardan kalmış olsa gerek. Ondandır şu an bu satırları karalarken yine hayal edememem. O zamanlar gerçekleşmiş tek hayalim olsa da tonunu tutturamamışım belli ki. O günlerde değişen şehir, şimdilerde değiştirilmek istenen olduğuna göre. Affedersiniz bayım, düzeltiyorum. O gülüşünüzdeki ima da ne öyle? O günlerde değişen şehir, şimdilerde bir zamanlar değiştirilmek istenen olduğuna göre.
Sahi bayım, hayal etmek güzel midir? Bu günlerde hayal deyince içimde oluşan sızı, kötü oluşundan mı? Ondan mı bıraktım hayal biriktirmeyi? Yoksa bi benimki mi böyle? Sisli havada nefes almak gibi. Bak aklıma geldi gene. Burun deliklerim yanıyor. Doğru söyleyin bayım, sadece benimkiler mi kirliydi böyle?
Geceye sevdalıydım o günlerde. Gün denilen hep bir telaş, hep bir yanılgıydı. Yapılacak işler, gidilecek yerler, selam verilecek yüzler… Çok kalabalıktı gündüz. Hem de o kadar kalabalıktı ki yalnız kalıyordu insan. Yelkovan akrebi kovaladıkça daha da yalnızlaşıyordu. Hem yüzüme yansırdı tüm duygularım gün yüzünde. Neyse ki öğrenmiştim mimiklerimi nasıl kontrol edeceğimi. Herkesleşiyordum gündüzleri.
Ama gece öyle mi, bayım? Yelkovana bile bir ağırlık çöküyor, yavaşlıyordu sanki. Aheste aheste düşüyordu akrebin ardına. Hele bir de tüm büyüsüyle Ay doğdu mu geceye, kendimle kalabalıklaşırdım ben. Doya doya büyüsüne kapılırdım. Ay yakmazdı, gözümü de gönlümü de. Seyre dalardım Ay’ı. Bir efsun vardı; Ay ışığında beni alıp en kadim duygulara götüren. Hiç belli olmazdı nereden, kimden başladığım… Bazen en derin acılar, bazen en şen şakrak kahkahalar düşerdi düşüncelerime. Ama gece bu! Hüzne âşık. Her düşünce geride hüznü bırakarak geçer giderdi, değil mi bayım. Acı veren şeyler daha bir batardı da yüreğime, pek önemsemezdim. Ama hatırladığım eskiden gülen gözlerimse; işler değişirdi. İnce bir hüzün düşer yüzüme, acı acı gülümserdim gecelerde. Özlemdi bu. Güzel günlere özlem. İnsan kaç gün geçirirdi ki ömründe, gerçekten güldüğü? Bu herkes için mi geçerli bayım? Gülüşler sadece çocuklukta mı yüksek sesli?
Hayatımın ilk yıllarında nasıl da hayaller kurardım, söylemiş miydim size? Hayır! Hayal değil amaçtı onlar. Nereden bile bilirdim ki ben planlar yaparken ilahi kudretin gülümsediğini. Şakacı seni! Şimdi bu gecede, bu andayız bayım. Ve bu hiçbir zaman değişmeyecek. Ah bir kabullenebilseydim hayatın bana değer gördüklerini. Ama bu kabullenmeyiştendi geceye sevdam. Ya şükre ya geceye olmalıydı sevdam.
Gece olunca kendime kalırdım. Ben, keyfim ve kâhyam… Kimi geceler kitap okurdum saatlerin akışına aldırmadan. Ama bu doğru ve erdemli davranışın bile bir cezası olurdu. Torbalaşmış göz kapakları ve bulanık bir zihin kalırdı gündüze. Kimi geceler yazardım. O geceler kalemim kelimelerine susardı. Yazardım, yazardım kanmaz. Kalemim başladı mı konuşmaya, susardı sözlerim. Ta ki gün ışığı kâğıtlarımı aydınlatana kadar.
En sevdiğim gecelerse düşüncelere daldığım gecelerdi. Uzun uzun Ay’ı seyre dalar, huzurla dolardım. Dedim ya bayım! Bu Ay’da bir efsun vardı. Bazen öylesine dalardım ki Ay’a, ruhum bedenimden süzülerek ayrılır ve ona doğru akar gibi gelirdi. Sanki orası özgürleşebildiğim tek yerdi. İstediğini sevebilir, istediğinden nefret edebilirsin orada. Hislerini her istediğinde dile getirebilmen de cabası. Ne olmak, kim olmak istersen o olabilirsin. Bazen geçmişe dalar, seçtiğin bir anı değiştirebilirsin. Söyleyemediklerini söyler, yapamadıklarını yaparsın orada. Gece düşünmek çok kolaydır. Herkes uykuya daldığında gecenin sesi duyulur. Sessizliğin sesidir bu, bayım. Sadece geceye sevdalılar duyabilir bu sesi. Uykunun kollarına düşmeden önce duyduğun son sestir.
Ah bayım! Ya dünya dedikleri kadar küçük, varlığım yok olmama telaşında. Ya ben bir beden büyük bu dünyaya. Delilik her şeyi bilmeye çalışırken hiç bir şey bilmediğini düşünmeye başladığın an başlıyorsa, ben o andayım.
İşte bundandır geceye sevdam…
“Kendisi bilmese de, bu yazı Sunay Akın ile yaptığım sohbetlerden bir kesit.”



