Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kara Melek

Her yeni yılda yaşanan bir yeni yıl dileği ve her yeni başlangıçlar, bir gün ışığı gibi parlak yapraklardan kayar her sabaha. Renkli ışıklar yeni umutları ve neşeli günleri hayal ettirir.

Yeni sevinçlerdeki kutlama çok kısa sürse de canlılığı ve enerjisi güne yetecektir. Kendi gerçeğine döndüğünde ise balonlar patlamıştır.

Ruhun aynasında yakamıza iliştirdiğimiz kırmızı gelincik, bize bir süs olmadığını söyler ve “hayatın gerçeği benim” der. İnsanlığa dair ne varsa; yeni doğuşu, isyanı, esareti, aşkı, öfkeyi, cesareti, heyecanı, utancı, hüznü sembolize eden kırmızı… Her varlığın ve insanın hikâyesinde, bin bir renkli meleklerin olduğu gibi.

Yeşil otların içinde beyaz papatyaya konan ateş (uğur) böceği zamanın önemini hatırlatır; sevgiye, aşka, merhamete ve şefkate dair ne varsa, “Haydi, uğurlu gündesiniz; bu vakitler kıymetli, kısa süren ömrü iyi değerlendirmek lazım,” der.

Hiç kuşkusuz güzellik kraliçesi kırmızı zambak bütün yaşananları izler. İnce dudaklardaki cesareti, cüretkâr şehveti olanca güzelliğiyle sergiler. Bu onun için müthiş görünse de yaprakları hassas, kırılgan gelincik için öyle değildir.

O hassas mizaçlı gelincik kıymetli ellere düşmediğinde, şaşkınlık yükü gözlere korkuyu verir; o narin dudakların keyfini kaçırır. Mizacın rengi gider, yaprakları dökülür; solgun bakışlarla kala kalır gövdesinde. Hayatın içinde dönen çarkı felekteki yaşamın sırları…

Şöyle ki; Edvard Munch, “Hastalık, delilik ve ölüm beşiğimin başını bekleyen kara meleklerdi ve hayatım boyunca peşimi bırakmadılar,” der. Evet, hayat boyu bizi takip eden renkler anlatmak istediklerini aşılar hikâyelerimize.

Kimyası gereği kırmızı; hayata canlılık, sıcaklık, enerji ve sevgi sunarken karanlık yüzüyle yaşamda hüznü ve matemi, kızgınlığı ve öfkeyi temsil ettiren kara melek gibidir. Ve seni matematik ve kimya alanında uzmanlaştırır. Şeytanları kovalayan granit lal taşının şifasını sevdirir. Öfkenin yapısı ateş, kızgınlık hâli; hazzın ve mutluluğun yapısı hava, sevgi ve sevinçtir. Ateş ve havanın dostluğu, sevginin boyutlarını iki unsurla taçlandırır: Ruby.

Hayatımızdaki denge; renk, önemsenme, unutulmamak, sevilmek, düşünülmek… Bunları sembolize eden kırmızı; zihinsel ve duygusal sağlık ve mutlulukla beden–ruh–kalp üçgeninin uyum içinde olmasını anlatır ve öyküye geçirir. Peki biz bu üçgeni ne kadar önemsemiş ve anlamışızdır?

Yoksa tek bir sebebe tutunarak, kurbanlık koyunlar gibi bıçağın altına yatan; kana boyanan kurban olma zihniyetinde mi kalmışız?

Sıkıntılı geçitler, iyileşmeyen yaralar, ömür bahçemizde yakamızı ve peşimizi bırakmayan duygusal bağlar adım adım bağımlılık hâline gelişini izletir. Eleştiri içinde, düzensiz, müzakeresiz, uzlaşamayan biçimsiz ilişkilerle… Denetimi olmayan, denetlenemeyen şiddetin ve öfkenin altında ezilen; kırmızıdan yoksul, mağdur olmayı seçenler.

Evet, sınırlar durağanlaşmış ve karışmışsa; acının kokusu ve rengi sezgiyi ve sevgiyi kırmızıya hapsetmiştir. Orada bir uyum, bir anlayışı anlatan sevgiden “sev” çıkmış; sevmeyi savunmasız bırakan (hastalıklı ruh) ayrılığı yaşatırken ihaneti basitleştirmiş, “Bir hata oldu, kusura bakmayın,” dedirtmiştir.

İçimizde saklanan kara gerçek; gözleri kapatan gaflet örtüsü, yanı başında yaşananları gösteremeyen tek kelime… Savaşlarda kopan kollar, parçalara ayrılan duyular, büyüyemeden toprağa karışan (bebeler) bedenler… İnsanlığın gelişimini bir sözcüğe sığdıranlar: “düşman”.

Oysa en büyük düşman; kendi algımız, kendi cehaletimiz, kendi enaniyetimizdir. Hayatta yaşanan büyük kayıplar, olgunlaşamayan ve gelişemeyen duygusal süreçler ve iz bırakan davranışlar… Bir hayat boyu takip eden küflenmiş beyinlerin zehirlediği sabit karakterler… Mecburiyeti yaşayanlar ve avuçlarındaki izlerle kulaklarını tıkayanlar… İhanetin ve yalanın sesini bastıran, şeytan yüzlü meleklere takılıp kalanlar…

Korkunun kokusu kalbi sıkıştırdığında ya da pozitif duruma geçemediğinde; sevginin paralelliğinde iyimserliği ya da çaresizliği göstererek “bak” dedirtir. “Kalp şiddete karşı bağını koparıyor.” Ve bize gerçeği haykıran, sol yana vuran her ağrı zihinsel karışıklığın rengini anlatır; işittirir de anlayamayız.

Kişi, çevreden algıladığıyla; biyolojik modelle, psikolojik bütünleşme becerisiyle, ruhsal beden ve fiziksel beden bilinciyle harekete geçer. Çünkü paralel olarak duyguların süreci olgunlukta ilerler. Atölyeye giren model, aldığı bilgiler doğrultusunda hayat boyu alışverişte kullanacağı karakterle canlı bağ kurar ve ortak oranları orantısız modelleme sürecini başlatır.

Sevmenin mahcubiyetiyle, saygı pırıltısıyla kızarmış bir yanağın gülümseme motivasyonu… Negatif bir bedenin ve duygunun kullandığı sevgi; kızgınlık, saldırganlık, öfke, tiksinti şehvete dönüştüğünde buna bir aşk diyebilir miyiz? Olsa olsa bir zakkum, tutkuyu sembolize eden kara zamk deriz.

En olumlu duyguyu bile en olumsuza çeviren dudaktaki cesaret… Özellikle beden işleviyle kurduğu bağlantı… Duyu ve organların etkileri; stresin ve kızgınlığın büyüsüne kapılan kan… Vücudun her zerresine sağladığı akımla saldırganlığın boyutlarındaki zararı göremez, işitemez, cevap veremez. Ana renkler kendi başına karışıma maruz olamaz; ya kırmızı, ya beyaz ya da siyah.

Metafiziğin gerçeği ve mantık zincirinin temelinde, doğası gereği ilişki bizi düşünce ve zihinle madde arası olasılıklarla gerçeği incelemeye iter. Gerçek ve sanal… Bağlılık ve bağımlılık… Somut ve soyut hâller… İhtiyaçlar, olasılıklar, imkânsızlıklar… Bir işi ve süreci nasıl daha iyi hâle getireceğimizi düşünürken olaylar farklı değişimlere uğrar. Fiziksel ve metafizik arasında belirsizlik, kara bulutlar gibi eksiye dönüşür.

İstikrarsızlığın doğası; sol beyni gelişmemiş bireyler, bencillikleri ve inatçı ön yargılarıyla boğulanlar… Hatta kendi üstünlüklerine öyle inanmışlardır ki bazen kendi kendilerine bile ihanet ederken, kadınların üzerine kurdukları otoriteye sevgi kıvılcımı diyen kara yürekliler…

Hayatın sana sunduğu mesaj şudur: Hareketlerinde pozitif hâli ve canlılıktaki güzelliği gör. Ve bu oluşumda sana iyi gelecek olan etkileşim ve iletişimi bul. İlk adım, etkili olan şeyin iyi dilekler sunmakla geliştiğini bilmektir. Unsurların ve kültürel donanımın şekliyle boyut kazanır.

Unutmamak gerekir ki duygusal kırılmalar kızgınlığın boyutuna uğradığında seni kızılötesine geçirir de haberin olmaz. Her zaman, her an kırmızının (bulunduğun gün) enerjisinde kal.

“Kızılötesi sınıra yaklaşma; dünya şehveti ve arzusu hamama külhan eder. Beden kandilindeki ışığı yak, sana can olsun. İhtiyacın olan o fitil senin pozitif rengindir. Karakterindeki renk nöbete tutunmasın. Seni mezarlığa götürür, bahçeye değil. Edep, her edepsize tahammül etme ve geri durma; güzel huydan gelir.”

Evet, hayat eleştiri kaldırmaz; kabullen ve kendi sevgi yolunda devam et. Beden toprağı, bitkisi fikir; senin meleğindir. Netlik olan kırmızıyı sen seçersin.

Gülseren Karagülle
Gülseren Karagülle
1962 Gaziantep doğumluyum, 26 yıldır İstanbul'da yaşıyorum. Açık öğretim Lisesinden mezun olduktan sonra birçok kişisel gelişim programına ve yazarlık atölyelerine katıldım. Bir kadının yaşayabileceği ne kadar meşakkat varsa yaşadım, yaşadıklarımdan bir şeyler öğrenmeye çabaladım. Hobilerim Geleneksel tıp, astroloji, sayıların gizemi, mizaç ilmi, doğal enerji taşı, karakterlere göre dizim.

POPÜLER YAZILAR