Yaratıcılık bir karşılaşma edimi içerisinde ortaya çıkar: Bireyin iç dünyası ile dış dünya arasında yaşanan, yoğun, tutkulu ve bütünleşmiş bir karşılaşma.
Rollo May (Yaratma Cesareti)
Onun yaratıcılık karşılaşması seninle başladı Melis; kahve içmek için buluştuğumuz o sabah, üniversite grubumuzda senin serginin ilanını gördüğünde. Açıklama metnini okuyup bitirdi bir çırpıda. Kocaman açılmış gözleri, sinirli mırıltılar çıkaran dudaklarını kemiren dişleri, gitgide hızlanan nefesiyle, ürkütücü bir hâl almıştı görünüşü. Sonra sosyal medya hesabını bulup incelemeye başladı. Titreyen parmaklarıyla ekranı hızlı hızlı kaydırıyor, paylaştığın her fotoğrafta, gözlerindeki ateş daha da parlak yalazlarla kavuruyordu tüm yüzünü. “Ne? Nasıl yani? Hiç bilmiyordum.” “Şu fotoğraflara bak! Heykel de yapıyormuş, resim de… ama bunlar benim yapmak istediğim şeylerdi.” “Üzerindeki elbiseye bak. Ne kadar havalı! Ne kadar güzel! Ne kadar…bohem! Şu kolyeden ben de alacaktım.” Neyse canım, bırak artık hadi. Gel kahve içelim, şu yüzündeki ifadeyi de bir düzelt. “O da var. 365 gün boyunca yüzünün fotoğrafını çekmiş. Koca bir yıl, her gün. Ne kadar adamış kendini düşünsene. Belki de bazı günler birkaç tane çekmiştir. Kıyafet değiştir, makyaj değiştir, geç tekrar kameranın karşısına.” Abartma canım, çok zor bir şey değil, yapılır ne var bunda? “Önemli olan yapmış olması değil, buna inanmış ve istikrarlı bir şekilde yapmış olması…inanmış…inanmış.” “Ben ders notlarımı okul biter bitmez parçalayıp atarken o ne yapmış?” Bayılacaktım artık. Takılmıştı bu konuya, çıkamıyordu. Peki, ne yapmış? “Onları kesip biçip, yeniden birleştirerek kocaman bir duvar dekoruna dönüştürmüş. Nasıl da kimliğinin, varlığının bir parçası hâline getirmiş zorlu mücadelesini, acı verse de nasıl onunla kalabilmiş. Onu dönüştürebilmiş.” Sana olan duyguları öykünme, kıskançlık, takdir, haset, küçümseme, yüceltme arasında gidip geliyordu. Bunun onu nasıl oradan oraya savurduğunu görebiliyordum.
Sonraki günler, daha da derin sancılarla geldi. Bir sürü projeyle dolu olan zihnini hiç toparlayamıyor oluşuna, hayata, sorumluluklarına kızıp duruyordu. Tam bir zulüm! “Özel biri olduğumu zannederdim çocukken. Çok önemli, çok büyük şeyler yapma hayalleriyle büyümüştüm. Tüm-güçlü bir fantezi belki. Şimdi varlığımı bir bulut gibi saran ‘hiçlik’ olasılığı ile karşı karşıyayım. Sıradanlığımı gözüme gözüme sokuyor onun yaratıcı eylemi.” Sayıklarcasına, belki uykuda konuşurcasına dökülüyordu ağzından bu itiraflar. Daha önce ondan duyduğum şeyler değildi, bunca yıllık dostluğumuza rağmen. Seni kıskanmak onun için o kadar zordu ki, ailenle yaşadığın zorlukları hatırlamaya çalıştı, kendi eksikliğininin acısından kurtulabilmek için. “Belki de yaşadığı çatışmaları bir ifadeye dönüştürdü. Belki de sanat, tam olarak bu: Dönüştürebilmek.” Resim, kolaj, heykel, karışık teknik laflarını okudukça, eserlerini görüp görüp, “Bunları ben yapmış olmayı isterdim,” diye hayıflandıkça, yeteneğine, cesaretine, güzelliğine, zevkine, seçimlerine hayran kalmakla sonuçlandı hasedi. Sorguluyordu seçimlerini, yeteneğini, kendini. Yüzü bulandıkça bulanıyordu; günler, haftalar geçerken, kıvrandıkça kıvranıyordu. Onu böyle görmek, en yakın dostumu bu hâllerde görmek çok zordu ve elimden bir şey gelmiyordu. Söylediğim hiçbir şeyi duymuyor gibiydi.
Artık baktığı her yerde seni görüyordu. Bir gün yürürken, yemek yiyen sokak kedisini gösterdi bana gözleri kocaman açılmış şekilde. “Gördün mü, bak, gözleri aynı onun gibi. Onun sürmeli yeşil gözleri gibi.” Yok artık! Her cümlesinde sen vardın. “Ne dersin, bana da yakışır mı onun gibi kestirsem saçlarımı?” “Stüdyosu evinde mi acaba?” “Şu aynayı gördün mü? Aynı onun aynası. Ben de güzel bir ayna alsam çalışma odama.”
Seninle yatıyor, seninle kalkıyordu. Hayatının tüm dengesi sallanmaktaydı, sergi haberinle karşılaştığı andan itibaren. İçindeki kasırgayı ne bir esere dönüştürebiliyor ne de tamamen yoksayabiliyordu. İkisi arasında bir yerde kötürüm olmuş bir hâlde sancı çekiyordu. Bir süre sonra haber alamaz oldum ondan, kimseyle görüşmek istemedi, ben dahil. Telefonlarımı açmıyor, kısa bir mesajla yanıtlıyordu her birini. “Çalışıyorum Pınarcığım, zihnimi ancak bu şekilde toparlayabiliyorum. Yakında görüşeceğiz. Öpüyorum.”
İşte böyle sevgili Melis. Şimdi özendiğin, beğenip takdir ettiğin bu kitap, aslında senin ateşlediğin bir tutkunun ürünü. Senin yaratıcılığınla karşılaşması sonucu hissettiği duyguların dönüştürülmüş hâli. O nedenle bu kitabı sana ithaf etmek istedi. İçinde, yaratıcılığa dönüştürmesine yardımcı olacak yoğun duygular yarattığın için; yaşamının amacını, yolunu bulmasına yardımcı olduğun için, hiç farkında olmadan.



