Hangi hayallerimi susturdum, hangi kırgınlıklarımı içime gömdüm? Bugünkü dinginliğe ulaşmak için nerelerden vazgeçtiğimi bilemezsin kızım.
Senin gençliğini karşılamaya ben hazır mıyım, bilmiyorum ama sen hazırsın. Senin değişerek büyüdüğünü görmek, hayatımın en güzel filmi.
Hayatın arka kapısı hep kapalı olsun isterdim sana. Kapalı olsun ki ayaz bile çarpmasın perçemlerine. Üşümesin çocukluğun, dağılmasın gülüşün.
Geçmiş yanlarım üzer mi seni, bilemiyorum? Bilmeni isterim, ben o günlerde bildiğim kadar iyiydim… ya da eksiktim ama şimdilerde fark ediyorum ki ben seninle tamamlanıyorum. Eğer üzdüysem bil ki bilemediğimden oldu. Sakinliğimin ardındaki gücü bilemezsin, sen üzülme diye kırıldığım zamanları içimde susturdum. Üzerime aldığım annelik kisvesi altında sana çocukluğumu sakladım. Benim üşüdüğüm yerlerde sen üşüme diye, benim sustuğum yerlerden sen korkma diye.
Peşine düşmemem gereken bir gençliğin eşiğindesin, senin içinde her yer gökkuşağı, lunaparka doymuş bir çocuğun sığınacağı bir köşebaşı tatlıcısı kadar tatlı değil hayat.
Başkasının gözyaşları değdi bu toprağa, filizlenen yeni bir hayat oldum her şeye rağmen, ait olmadığım topraklara tohum bırakıp çiçeklendirdim. Ektiğim tohumlar; kimi zaman zehirli çıktı, önce kendini sonra beni zehirledi, sıra ile izledik hayatın bizi bir bir yok edişini…
Mahsene sakladım bildiklerimi, gün olur beni anlamak istersin diye, kapıları da kapattım. Disipline edilmenin karşılığında kaybettim gençliğimi. Birine verilecek en büyük ceza, onu başkasının sorumluluğuna ortak etmektir. Özgürlüğüme giden yol başkasının acısı üzerine kurulmamalıydı.
Her yolun bir sonu olmak zorunda mı?
Karşıma kendimi oturtup kendimle yüzleşmem gerekirse kendime mahcup olmaktan çekinmiyorum. Elimizdekiyle yetinmek bizi diğer acılardan korur mu ?
Hayallerime inandığım kadar kendime inanamadım ben ama sen, çıktığın yolda ilerle güzel kızım, aitlik hissetmediğin yerlere sıkıştırmasın zaman seni.



