Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Cumhuriyet’in En Güçlü Seslerinden Biri

Muazzez İlmiye Çığ

“Cumhuriyet olmasaydı ben olmazdım. Ben, Atatürk devrimlerinin yaşayan bir örneğiyim.”


Nurdan Arca’nın Cumhuriyet Mucizesi adlı kitabında şu cümlelerle karşılarız Muazzez İlmiye Çığ’ı:

“Muazzez İlmiye Çığ, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın üniversite öğrencilerinden. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk kadın mezunlarından. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük eğitim ve aydınlanma seferberliğinin ilk meyvelerinden. Savaşlarda yorgun düşmüş, maddi ve manevi bütün varlığını muharebe meydanlarında tüketmiş bir milletin yeniden doğuş mucizesine şahitlik eden bir kuşağın ilk neferlerinden.”

Bu satırlar yalnızca bir hayat öyküsünün başlangıcı değildir; aynı zamanda Cumhuriyet’in bir ulusun kaderini değiştiren en güçlü devrimlerinin kanlı-canlı tezahürüdür. Muazzez İlmiye Çığ, yalnızca bilim insanı değil, Cumhuriyet’in kadınlara açtığı ufkun ete kemiğe bürünmüş hâlidir.

Savaşın Gölgesinde Bir Çocukluk

Muazzez İlmiye Çığ, 1914 yılında Bursa’da dünyaya geldi. Onun doğduğu yıl, Birinci Dünya Savaşı’nın ayak sesleri Anadolu’yu sarmıştı. Çocukluğu yoklukla, göçlerle, kayıplarla ve hastalıklarla geçti. Babası ailesini türlü zorluklara rağmen ayakta tutmaya çalışırken, küçük Muazzez’in önüne hayal edilemeyecek bir fırsat doğuyordu: Cumhuriyet.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, savaşın karanlığından yeni bir ışık yükseldi. O ışık, Muazzez İlmiye Çığ’ın hayatını değiştirecek, bir kız çocuğunun bilim dünyasına uzanmasının önünü açacaktı. Yıllar sonra kendi yaşamına bakıp şu sözü söylemesi boşuna değildi:

“Cumhuriyet olmasaydı ben olmazdım. Ben, Atatürk devrimlerinin yaşayan bir örneğiyim.”

Cumhuriyet Rönesansı: Tevhid-i Tedrisat Kanunu

3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu, yalnızca eğitim kurumlarının birleşmesi değil, bir milletin geleceğinin yeniden yazılmasıydı. Eğitim laik, bilimsel ve eşit hâle getirildi. Köydeki bir çocukla şehirdeki bir çocuk aynı ders kitabını açtı, aynı müfredata tabi oldu. En önemlisi, kız çocukları artık sınıflarda hak ettiği yeri aldı.

Tevhid-i Tedrisat, yalnızca bir reform değil, bir Cumhuriyet Rönesansıydı. Yüzyıllardır parçalı, cinsiyetçi ve eşitsiz bir yapının yerine, herkese eşit fırsatlar sunan bir düzen inşa edildi. İşte o düzen sayesinde Muazzez İlmiye Çığ’ın yolu, köhne bir köy okulundan bilim dünyasının merkezine kadar uzandı.

Bir kanun maddesi, bir kız çocuğunun kaderini değiştirmişti.

Üniversite Reformu ve Sümeroloji’nin Sesi

1933 Üniversite Reformu’yla birlikte Türkiye’de modern üniversite hayatı başladı. 2252 sayılı yasa ile Ankara’da kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Atatürk’ün bilime verdiği önemin somut karşılığıydı.

Muazzez İlmiye Çığ, bu fakültenin ilk kadın öğrencilerinden biri oldu. Fakültenin kuruluş amacı açıktı: Türk kültürünü bilimsel yöntemlerle incelemek, öğretmenler yetiştirmek, araştırma kurumları kurmak. Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” idealinin ilk meyvelerinden biri, işte burada yetişti.

Çığ, eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tam otuz üç yıl çalıştı. On binlerce Sümer tabletini tasnif etti, onardı, çözdü ve arşivledi. Sümerlerden kalan kil tabletler onun ellerinde yalnızca tarihi aydınlatmadı; aynı zamanda insanlık tarihinin kadına dair unutulmuş değerlerini de gün yüzüne çıkardı. Çığ, bu çalışmaları için şöyle demişti:

“Kadınsız uygarlık olmaz. Sümerler de kadınlara büyük değer verirdi. Biz bunu unutmuştuk, Cumhuriyet hatırlattı.”

Çığ’ın emeğiyle hayat bulan tabletler, yalnızca Mezopotamya’nın değil, Cumhuriyet’in de sesini taşıyordu; kadınsız bir geleceğin imkânsızlığı.

Kadının Yükselişi: Cumhuriyet’in En Büyük Devrimi

Cumhuriyet’in en köklü ve en sarsıcı dönüşümlerinden biri, kadınların toplumsal hayattaki yerinin değişmesiydi. Osmanlı’da ikincil plana itilmiş, erkeğin gölgesinde kalmış, eğitimden ve hukuki haklardan mahrum bırakılmış kadın, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte özne haline geldi.

1926’da kabul edilen Medeni Kanun, kadınlara tek eşlilik, boşanma ve miras hakkı tanıdı. Kadın artık yalnızca bir hane unsuru değil, birey olarak tanındı. 1925’teki kıyafet devrimi ise, yalnızca şapkalarla ilgili bir değişiklik değildi; kamusal alanda kadının varlığının simgesiydi. Kadın, modernleşmenin taşıyıcısı oldu.

Siyasette adımlar ardı ardına geldi: 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı, 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı. Bu kazanımlarla Türkiye, dünyada kadınlara siyasi haklarını tanıyan ilk ülkelerden biri oldu.

Atatürk’ün şu sözü, bu büyük sıçramayı özetliyordu:

“Dünyada her şey kadının eseridir.”

Ama bu söz, sadece bir övgü değildi; bir vizyondu. Atatürk, Sabiha Gökçen’i dünyanın ilk kadın savaş pilotu yaparak göklere taşıdı, Afet İnan’a akademinin kapılarını açarak kadınların bilimdeki yerini güçlendirdi. Muazzez İlmiye Çığ’ın Sümeroloji alanındaki uluslararası başarısı da aynı vizyonun bir devamıydı: “İsterseniz bilim de yapabilirsiniz,” diyen Cumhuriyet, onun hayatında gerçeğe dönüşmüştü.

Muazzez İlmiye Çığ, bu mirası şöyle dile getirmişti:

“Kadınlar silahlanıp savaşa gitmişti. Çetecilik yaptı. Bu bizim kanımızda olan bir şey.”

Cumhuriyet, kadınlara yalnızca görünürlük kazandırmadı; onları hukukun, siyasetin, bilimin, sanatın ve kamusal hayatın eşit yurttaşları haline getirdi.

Bilgiyle Aydınlanan Gelecek

Muazzez İlmiye Çığ’ın en büyük mirası, bilimi halka taşımak oldu. On üç kitap kaleme aldı, sayısız makale yayımladı. Ama en önemlisi, bilgisini yalnızca akademiyle sınırlı bırakmadı. Onu topluma, özellikle de gençlere aktardı.

“Yolumuzu aydınlatan tüm Türk kadınlarının ortak özelliği, bilgilerini ve tecrübelerini son nefeslerine kadar sonraki nesillere aktarmalarıdır.”

Ve hepimize şu çağrıyı yaptı:

“Okuyun, çok okuyun. Bu ulusun geleceği, bilgiyle donanmış insanlar sayesinde aydınlanacak.”

Bu çağrı, yalnızca bir öğüt değil, Cumhuriyet’in temel felsefesinin bir özeti gibiydi.

Cumhuriyet’in Mirası ve Çığ’ın Uyarısı 

 Çığ, yalnızca geçmişi değil, bugünü ve geleceği de düşündü. Zamanı geri döndürmeye çalışan, kadınların kazanılmış haklarını geriye götürmek isteyen her girişime karşı sesini yükseltti. “Bugün zamanı geriye döndürme gayretlerini gördükçe öfkeleniyorum. Bütün gençlerden, özellikle kadınlardan, ilerlemek için çalışmalarını istiyorum.”

Onun bu sözleri, Cumhuriyet’in yalnızca bir kez kazanılmadığını; her kuşakta yeniden savunulması ve yaşatılması gerektiğini hatırlatıyordu.

Muazzez İlmiye Çığ, savaşın gölgesinde doğdu, Cumhuriyet’in ışığında büyüdü, bilimin evrensel dilini Sümer tabletleriyle insanlığa taşıdı. O, yalnızca kendi kuşağının değil, Cumhuriyet’in yüz yıllık serüveninin de tanığı ve taşıyıcısıydı.

Atatürk’ün “Devrimler ancak sanatla yürür,” sözü, onun yaşamında karşılığını buldu. Çünkü Cumhuriyet, bilimiyle, sanatıyla, kadınıyla ve erkeğiyle bir bütündü. Çığ, bu bütünlüğün en güçlü seslerinden biri olarak tarihe geçti.

Bugün Cumhuriyet’in yüz yılını geride bırakırken, onun sesi hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor:

“Cumhuriyet olmasaydı ben olmazdım.”

Bu söz, yalnızca bir bilim kadınının değil, Cumhuriyet’in tüm kadınlarının, onların kazanımlarının ve umutlarının ortak ifadesidir.

Kaynakça

– Nurdan Arca, Cumhuriyet Mucizesi – Muazzez İlmiye Çığ’ın Yaşamöyküsü

– Atatürk Ansiklopedisi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Üniversite Reformu)

– Muazzez İlmiye Çığ röportajları (Cumhuriyet Gazetesi, Arkeoloji ve Sanat Yay.)

– Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri

Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR