Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Labirent

Ahh insan ırkı! Ne çok zarar verdin yaşadığın evrene, evine ve en çok da kendine. Belki farkında değildin, cennetini ağır ağır cehenneme çevirdiğinin. Açgözlülüğün kör etmişti belli ki seni. Gözüne inen perdeden göremedin zaman içinde yarattığın zayiatı. Yedin, içtin, doymadın! Hep daha fazlasını istedin. Tanrı sandın bazen kendini, ölümlü olduğunu hiç düşünmedin. Oysaki sadece bir misafirdin yeryüzünde ve bunu hiç hesaba katmadın. Kazananı olmayan savaşlara girdin kibrinle, hırsınla ve açgözlülüğünle. Göçüp giderken tasını tarağını yanında götüreceğini mi düşündün?

Gözlerden uzak, kimselerin bilmediği saklı bir ada vardı: Dia Adası. Cennetten yeryüzüne düşmüş bir parçaydı sanki. Eşsiz doğasıyla, bir ressamın fırçasından çıkmış şahane bir tabloyu; fondaki kuş cıvıltılarıyla, göklerden yankılanan bir orkestrayı andırıyordu. Denizden gelen tatlı meltemle adanın florasından yükselen nefis kokular birbirine karışıyordu. Atalarından miras toprağa yüzyıllardır hürmet eden Dialılara, doğa ana da cömert davranmıştı. Alışılageldik ataerkil toplulukların aksine, bu yalıtılmış habitatta kadın egemenliği hüküm sürüyordu. Ta ki o güne kadar…

Ariadne, evinin verandasında ufka bakarak kırmızı battaniyesini örüyordu. Elli sekiz yaşına girmişti o gün. Dört yıl önce, ürettiği şarapları satmak için karşı kıyıya açılan ve masmavi derinliklerde yitip giden can yoldaşı Dionysos’tan geriye kıyıya vurmuş boş bir tekne kalmıştı. O talihsiz günden beri Ariadne her sabah saatlerce mavilikleri seyre dalar, eşinin geri geleceğini umut ederdi. Adayı çevreleyen denizde birkaç balıkçı teknesi ve gökyüzünde süzülen martılar dışında pek bir şey olmazdı. Ufukta adaya doğru yaklaşan iki büyük gemi göründü. Ariadne dürbünle birkaç dakika öylece bakakaldı. Gemiler iyice yaklaştığında “Hayır!” nidasıyla telaşla içeri girdi. Çekmecesinden çıkardığı kırmızı bir ipliği avucunun içine aldı ve ağlamaya başladı. Geçmişin karanlık labirentlerine gömülmüştü. Gelen, ilk aşkı Theseus’tu. Seneler evvel sessizce, habersizce, ansızın çekip gitmişti adadan. Ariadne günlerce, yıllarca yolunu gözlemişti ama ne gelen olmuştu ne de giden. Ondan geriye kalan tek hatıra, birlikteliklerinin masum sembolü olarak parmaklarına bağladıkları birer kırmızı iplikti. Ariadne, aşkından ümidini kestiğinde Dionysos’la nişanlanmış, ne olduysa da ondan sonra olmuştu. Ariadne’nin evleneceğini duyan Theseus, adaya dönüp terör estirmiş; Ariadne’nin babasının canına kastetmiş, Dionysos’u zehirlemeye çalışmıştı. Ariadne kalbinin değil, mantığının sesini dinleyerek seçimini yapmıştı. Aşkına umduğu karşılığı bulamayan Theseus iyice çıldırmış, ortalığı yakıp yıkmıştı. Tüm bu olaylar üzerine adalılar tarafından açık denizde ölüme terk edilmişti. Aradan geçen kırk yıl içerisinde Theseus’un adaya ve adalılara duyduğu öfke çığ gibi büyümüş, onu zalim, zorba ve bencil bir adama dönüştürmüştü. Ariadne avucundaki ipliğe bakarken ürperdi. “Böyle bir canavarı nasıl sevmişim? Yoksa geçmişin intikamını mı almaya geldi?” diye düşündü.

Geçen yıllarda uzak diyarlarda zalim bir krallık kuran ve halkının nefretini kazanan Theseus, toprakları yağmalanınca sığınacak tek yer olarak doğduğu bu adayı görmüştü; üstelik Ariadne de buradaydı. “Kral Thes” diyorlardı ona. Kötü namı dört bir yana ulaşmıştı. Onlarca cariyesi vardı. Kendisine itaat etmeye zorladığı yaklaşık dört yüz kişilik bir tebaanın kralıydı.

Gemileri gören ada halkı öfkeyle limana doluştu. Gemiler kıyıya yanaşmıştı. Theseus tam adaya ayak basacakken kalabalıktan bir ses:

“Bir adım daha atma! Ne cüretle gelirsin buraya?”

“Sen lanetin ta kendisisin Theseus! Geldiğin yere geri dön, burada sana yer yok!” diye bağırdı Ariadne’nin ağabeyi.

Kalabalıktan ardı ardına öfkeli sesler yükseliyordu. Theseus, elindeki beyaz paçavrayı havaya kaldırarak; “Sakin olun eski dostlar! Gençliğimde yaptığım yanlışları düzeltmeye, sebep olduğum tahribatı onarmaya geldim. Olanlar için çok pişmanım. Bir şans verin bana, yeniden dostunuz olacağım. Farkındayım, geçmişte çok…” derken adanın en yaşlısı ve bilgeler heyetinin lideri olan Hera, Theseus’un lafını keserek elindeki asayı hiddetle yere vurdu.

“Yeteeeer! Şimdi gemine geri dön. Aramızda konuşup bir karara varacağız. Kararımızı açıklayana kadar toprağımıza ayak basmayacaksın!”

Çoğunluğu kadınlardan oluşan kadim bilgeler heyeti, yüzlerce mazlumun kaderini bir zalim yüzünden harcamamak adına adanın batısında yeni bir yerleşke kurulmasına karar verdi; tek şart, Theseus’un Ariadne’ye yaklaşmamasıydı.

Theseus kararı duyduğunda; “Ben ve halkım sizlere minnettarız. Pişman olmayacaksınız,” dedi. Thesliler gemiden inerken zavallı insancıkların çaresiz bakışlarında umudun parıltısı belirmişti.

Henüz altı ay geçmeden, Theseus’un kötücül ruhu adayı zehirlemeye başlamıştı. Doğa talan edilmiş, hayvanlar kaybolmaya başlamıştı. Suçlu belliydi ve bıçak kemiğe dayanmıştı. Kendi hanelerinde köleleştirilip sesleri kısılmış olan Thes kadınlarının bu denli ezilmelerine daha fazla tahammül edemeyen bilgeler heyeti, onları toplantılarına davet etti. Gizliden gizliye toplantılara katılan Thes kadınlarının sayısı arttıkça büyük uyanış başladı. Prangalarından kurtulma zamanı gelmişti artık.

Bir sabah Theseus, adada aylak aylak dolanırken uzaktan Ariadne’yi gördü. Dia’ya ayak bastıklarından beri aklı hep ondaydı. Ansızın karşısına çıkınca içine gömdüğü aşkı alevlenmişti yeniden. Belki de ona asla ulaşamayacağından, eskisinden de güzel ve çekici görünüyordu. Theseus evine döndüğünde hışımla içeri girdi. Kafasında yine zehirli düşünceler dolanmaya başlamıştı. Ariadne’yi görmüş olmanın verdiği tuhaf duygular kaplamıştı karanlık ruhunu, içindeki şeytan yeniden uyanmıştı. O gece Ariadne’nin evine gizlice girerek, ona zorla sahip olması bardağı taşıran son damla olmuştu. Theseus özüne dönmüştü. Acımasız ve yıkıcı tavırlarıyla çevresindekileri canlarından bezdirirken, aklı fikri Ariadne’deydi. Bilgeler heyeti toplantılarına gizlice katılan Thes kadınları kendilerinde hep var olan gücün farkındalardı artık. Tüm benliklerini kaplamış olan bu gücü gün yüzüne çıkarma vakti gelmişti. Her biri muazzam birer iç hesaplaşma yaşamaktaydı. Tuhaf bir sessizlik sarmıştı adayı. Yaklaşmakta olan isyanın ayak sesleri saklıydı bu sessizlikte. Ariadne’nin geçen gece yaşadığı talihsiz olayı toplantıda anlatmasıyla nihai karar alınmıştı.

Yılanın başı ezilecekti. Ama nasıl? Thes’in hayattaki tek zaafı Ariadne’ydi ve bilgeler heyeti onun sonunu getirecek olan planı yaptı. Ariadne önce bu plana karşı çıktı ama yaşananların intikamı bir biçimde alınmalıydı. Tek ihtiyaçları olan; bir tekne ve şarap kadehine koyulacak bir miktar zakkumdu. Ariadne, buluşmak için bir not yollayacaktı Theseus’a. Tekneyle denize açılarak, şaraplarını yudumlayacak, ay ışığında hayallere dalacaktı iki âşık. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Notunu yazdı Ariadne, kâğıdı katladı ve ölümsüz aşkının simgesi olan o kırmızı iplikle bağladı. Böylece yıllar yılı ruhunda çözemediği o düğüm, sonsuza dek çözülecekti. Theseus ipliği gördüğünde, senelerin pişmanlığı çökmüştü üzerine. Sonunda kavuşacaklarını düşünerek umutlandı. Heyecan içerisinde Ariadne’nin mesajını okudu. “Akşam iskele, Ari.” Kırmızı ipliği keyifle parmağına doladı.

Ada, her zamanki gibi sakin ve güzel bir sabaha uyanmıştı. Fondaki kuş cıvıltıları ile senfoni devam ediyor, martılar gökyüzünde süzülüyorlardı. Denizdeki birkaç balıkçı teknesinin dışında kıyıya vurmuş, ara ara dalgalarla savrulan bir tekne daha vardı. İçinde Theseus’un cansız bedeni yatıyordu. Ariadne evinin verandasında oturmuştu, denize bakmıyordu artık. Yüzünde belli belirsiz bir tebessümle örgüsünü örüyordu. Aniden ilmeğin ucunu kaçırınca bir damla yaş süzüldü yanaklarından. Neredeyse bitmek üzere olan kırmızı battaniyeyi hışımla sökmeye başladı. Çözülen sadece ilmekler değildi…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
E. Burcu Bilgili
E. Burcu Bilgili
Eğitim hayatına TED Ankara Koleji’nde başladı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde okuyup COPE Sertifikası (İngilizce Yeterlilik Sertifikası) aldıktan sonra Farsça öğrenme hevesiyle gittiği Ankara Üniversitesi, Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. 1999 yılından bu yana pek çok alanda ‘Mütercim-Tercümanlık’ (İngilizce-Türkçe ve Türkçe-İngilizce) yaptı ve yapmaya devam ediyor. Geçen yıllar içerisinde yüzlerce şiir, onlarca deneme yazısı, öykü ve hikâyeler yazdı. Son olarak 2025 yılının başında, şu an basım aşamasında olan, George Orwell’in ‘1984’ adlı romanını İngilizceden Türkçeye çevirdi. Onun için çeviri yapmak, bulmaca çözmek gibi ve yazmak en iyi terapi.

POPÜLER YAZILAR