Hepimizin hayatında bazı dönüm noktaları vardır. Bazen farkına varırız, bazen de bir türlü anlayamayız. Ancak bir gerçek var ki hayatta hepimiz bir kırılma anı yaşarız. Hatta çoğu zaman bitti dediğimizde, yeniden başlayan bir hayatın habercisi olur bu kırılma anları.
Henüz çocuk yaşta ebeveynlerini kaybetmek, eminim ki birçoğumuzun tasavvur edemeyeceği bir yalnızlık, bir çaresizlik ve kimsesizlik yükler omuzlara. İnsan, o saatten sonra hiçbir şeyin iyileşmeyeceğine inanır çoğunlukla. Baş etmesi oldukça zor olan bu durum, hayatın bahşedeceği mucizelere gebe olabilir mi? Olabilir elbette. İşte tam böyle anlardan birinde tanıştığınız birinin, bir milletin lideri, baş öğretmeni, başkomutanı ve de en önemli değerleri arasında olacağını kim bilebilir ki…
Henüz on iki yaşındayken tanıştığı kişinin, Türkiye’nin kurucusu olacağını öngörmek oldukça zordur. Ve bu tanışma, hayatınızın dönüm noktası olacak o andır.
Çocuk yaşta anne ve babasını kaybettikten sonra hayatının en zor, en yok günlerini yaşadı. Atatürk ile tanıştığı bu dönemde, onun ilgisini çekmeyi başarmış olması, yeni hayatının ilk gününü sundu ona. Bu kimsesiz küçük kızı evlat edinen Atatürk, hem kendisinin hem de milletinin tarihine çok kıymetli birini armağan edecekti. Eğitime ve yeniliklere son derece önem veren bir devlet lideri tarafından büyütülecek olmak, bu küçük kızın başına gelebilecek en güzel şeylerden ilkiydi. Tahsil hayatı Çankaya Köşkü’nde başladı. Ancak tek başına değildi. Çocukların eğitimine önem veren bir liderin, çocuklarından biri olmak yetmezdi. Kendisini ve yeteneklerini kanıtlamalıydı bir şekilde. Zekiydi, çalışkandı ve meraklıydı. Öğrenmeye aç bir ruha sahip olmayı da bütün bunlara ekleyince, başarılı olmamak için hiçbir sebep görmedi. Onun bu çabası, Türk kadınlarının her alanda var olmasını isteyen Atatürk’ün gözünden kaçmadı. Sabiha’nın gökyüzüne olan düşkünlüğü, oldukça heyecan vericiydi. Zira o dönemde, dünya üzerinde henüz kadın pilot sayısı, yok denecek kadar azdı. Türk Hava Kurumu’ndan planör ve uçuş dersi aldı. Yaptığı şeye tutkuyla bağlı olmanın verdiği heyecanın yanı sıra, bir de toplumun önyargıları ile mücadele ediyordu. Hakkında söylenenlere cevap vermekle zaman kaybetmek yerine, yaptığı her uçuşla onlara Türk kadınının neler yapabileceğini gösterdi. Ülke çapında yeterince adını duyurduktan sonra, dilini ve kültürünü bilmediği Sovyetler Birliği’nde, modern uçaklarla ileri düzeyde pilotluk eğitimi aldı. Erkeklerin hâkim olduğu bir dünyada, azmi ve yeteneği ile kısa sürede dikkat çekti. İki yıl süren eğitim sonrası, 1937’de Dersim Harekâtı’nda askeri pilot olarak ilk kez görev aldı. Savaşın acı yüzüyle burada tanışmış olmasının yanı sıra, iç savaşın yaşattığı kayıplara da yine burada tanıklık etti. Gördükleri sonrasında bir içsel çatışma yaşamasını kenara koyarsak, resmi olarak ilk kez görev aldığı bu harekât, onun için gurur kaynağıydı.
Birçok ülkede katıldığı birçok gösteride yaptığı uçuşlarla, ülkemizi temsil etti ve kadınların uçağa binmesine alışmamış toplumlarda, pilot koltuğunda herkesi kendisine hayran bıraktı. Dünya genelinde büyük yankı uyandıran bu olay, Türk milleti için büyük gurur kaynağıydı. Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı ve kadınların ülkenin geleceği ile ilgili söz hakkı almaya başladığı o yıllarda, aldığı sorumluluklar kendisini oldukça önemli bir Cumhuriyet Kadını olarak tarihe kazıdı.
Aktif pilot olduğu yılları geride bıraktığında, kendisi gibi gökyüzüne tutkun insanların hayatına dokunmak için öğretmenliğe başladı. Uçmanın yanı sıra, gençlere disiplinli, cesur ve inançlı olmayı öğretti. Onun bu hâli, özellikle dönemin kadınları için ilham kaynağıydı.
Başarılarla dolu bir kariyer sonrası, 1996 yılında, Amerikan Hava Kurumu tarafından “Dünyanın en iyi 20. yy kadın pilotlarından biri” seçildi. İstanbul Anadolu yakasında yer alan havalimanına ismi verilerek, Cumhuriyet tarihimize katkıları sebebiyle onurlandırıldı. 22 Mart 2001’de hayata gözlerini kapatarak veda etti ve ismini yaşatacak bu jestle ölümsüzleştirilmiş oldu.
Küçük yaşta kimsesiz kalmış olması, “sen kadınsın, yapamazsın” şeklinde karşılaştığı baskılara göğüs germesi ve erkeklerin egemen olduğu askeri dünyada adından söz ettirmesi, onu Cumhuriyet tarihinin en önemli kadınlarından biri hâline getirdi.
Şimdi, bugün karşılaştığımız en ufak bir zorlukta hedefimizden vazgeçmek isterken bunca emeği hatırlamak, belki de kendimiz için yapacağımız en güzel şeylerden biri olacaktır. İmkânsızlıklar içinde bir imkân bulan Sabiha Gökçen, tam da Atatürk’e yakışan bir kız olmayı başarmış ve günümüzde de karanlıkları aydınlatan bir ışık olmaya devam etmektedir. Ben ne zaman zorlandığım ve vazgeçmeyi düşündüğüm bir durumla yüzleşsem aklıma hep onca imkânsızlıklar içinde Cumhuriyet’i kurmaya çalışan Ata’mın sözleri gelir.
“Evet zor ama biliyorum bir yolu var ve ben o yolu bulacağım…”



