Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yük

Güneş ışığı, çatı katının küçük penceresinden içeriye sızıyor, havada kalan binlerce toz tanesi kendilerince dans ediyordu. Pelin, merdivenlerin son basamağında durdu. Burnuna eskimişliğin kokusu doldu. “Her evin ayrı bir kokusu vardır” diye bir yazı okumuştu. “Benim payıma da bu düştü demek ki,” diye içinden geçirdi. Emlakçıya anahtarı teslim etmeden önce evi boşaltıp bir an önce yaşadığı yere dönmek, arkasında hiçbir bağ bırakmak istemiyordu. Yıllarca süren dargınlık, ailesinden annesinin de ölümüyle nihayete ermişti. İçindeki öfke, zamanla sönmemiş; aksine katılaşmıştı. Onları terk edip kendi hayatını kurduğundan beri bu eve adımını atmamıştı. Şimdiyse bu ev, onun geçmişinden kurtulmak için son aşamaydı. Gözleri etrafı öylesine taradı. Çatı katının köşesinde kalın bir örümcek ağının altında duran sandığı görünce, yüzünde eğreti bir gülümseme oluştu. Kalın toz tabakası sandığın ceviz ağacından gövdesini neredeyse saklamıştı. Pelin yavaşça yanına gitti. Sanki ses çıkarsa bütün anılar sandıktan çıkıp çevreye yayılacaktı. Elini usulca sandığa uzattı, sonra geri çekti. Ne yapacağını bilemiyordu. Eve gelirkenki o katılık yerini öfkeye bırakmıştı. “Ne olurdu beni sevseydiniz! Böylesi daha mı iyi oldu? Yıllarca yok saydınız, okuldu, işti, eşti derken her şeyime karıştınız. Öldünüz hâlâ ayağınıza getirtmeyi başarıyorsunuz. Allah kahretsin, niye beni sevmediniz, niye?” Sesi boş evde yankılanıyordu. Yine evden kaçtığı yaşına dönmüştü. O küçük bir kızdı artık. Ağlamaya başladı. Eline ne geçirdiyse yere attı. Tozlu oda astımını tetiklemişti. Öksürüklerinin ardı arkası kesilmiyordu. Pencereyi açtı, ilacını ağzına sıktı. Biraz rahatlamıştı. İçindeki sesler karışmaya başlamıştı. “Hadi,” diyordu. “Açıp baksana. Geçmişi kurcalamanın anlamı yok, at hepsini kurtul.” Aklı gitmekten yana olsa da ayakları sandığın yanına sabitlenmişti. Islak mendilini çıkardı. Sandığın kapağını silecekken, çocukluğundan kalma bir hareketle kalp çizdi; üzerinde okları olandan. İçine de P ile B yazdı. Pelin ile annesinin adı olan Belma’yı. Sonra ıslak mendille kalpten başlayarak sandığın her yerini sildi. Kapak gıcırdayarak açılırken, midesine yine o tanıdık ağrı girdi. Havaya yayılan naftalin kokusu Pelin’in birkaç kez daha öksürmesine neden oldu. Sandığın en üstünde annesinin el emeği göz nuru dantelleri duruyordu. Bazı yerlerinde sandık lekeleri vardı. Pelin parmağının ucuyla onları kenara itti. Çocukluğunda da hiç sevmezdi. Hızlıca eliyle karıştırmaya başladı. Pembe bebeklik hırkasını gördü; birkaç yerinden delinmişti. Hırkayı koklayıp göğsüne bastırdığında boynundan akan bir damla yaşın farkına varmadı. Aile albümünün küçük bir bölümü örgü battaniyenin altında kalmıştı. Uzanıp alırken elinin üzerinden küçük bir örümcek geçti. Korkuyla çığlık attı. Ellerini kolonyaladı. Huzursuzlanmıştı. Ayağa kalktı. Sandığa tepeden bakınca katlanmış bir kâğıt parçasını gördü. Eline mendil dolayarak kâğıdı aldı. Bu kısa bir mektuptu. “Kızım benim,” diye başlıyordu. Pelin hafiften dengesini kaybeder gibi oldu. Merdivenlerden tutunarak inip salondaki koltuklardan birine oturdu. Mektubu açtı okumaya başladı.

“Kızım Benim,

Bu mektubu okuduğuna göre, artık birbirimizi görmeyeceğiz demektir. Kendime bile söz geçiremezken, sana nasıl anlatırdım bilemedim yıllarca. Hamile kaldığım zaman çok sevinçliydim. Ailemize iki küçük melek gelecekti. Kardeşin Selim gelemedi. Babanın ne kadar erkek çocuk sevdiğini bilirsin. Yıllarca beni suçladı. Bir bebeğe bakamadın diye. Çok zayıftı. Beslenememişti. Bir gün kanamam oldu. Hastaneye zor yetiştirdiler. Selim ölmüştü, acil ameliyata aldılar, erken doğum oldu. Sen çok sağlıklıydın, yanakların pembe pembeydi doğduğunda. Yıllarca kardeşinin ölümünden seni sorumlu tuttum. Çok çabaladım, inan çok çabaladım bu düşüncelerden kaçmak için olmadı. Her sana baktığımda oğlumu kaybettiğim günü yeniden yaşadım. Beni affet demeye hakkım yok. Artık sen de biliyorsun.  

Annen”

Pelin bir an nefessiz kaldı. Ayağa kalkmaya çalışırken kendini yerde buldu. Yerdeki tozlar havalandı, başının üzerine yağmur gibi yağmaya başladı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

POPÜLER YAZILAR