Ya da
Azra – Sinem; Kıymet – Işık
Azra ve Sinem
A: Sinem gel gel!
S: Azracığım teşekkür ederim, yer tutmamış olsan ayakta kalacaktım vallahi! Amma kalabalık bugün burası.
A: Ay evet, herkes gelmiş. Hayırdır, sesin çatallanmış?
S: Hastayım ya! İlaçlarla ayakta duruyorum.
A: Ö-öyle mi? Geçmiş olsun canım. (Of, yer tutmasaydım keşke! Dibime de girdi iyice. Hasta insan gelir mi ya? İlla geri durmayacaksın hiçbir şeyden. Otursana evinde. Mikroplarını saçmaya gelmiş. Düşüncesiz! Hiç durmadan da konuşuyor. Tükürükleri saçılıyor her yere.)
S: …bak bankanın sokağına giriyorsun, biraz ilerde dönerci var. Onu geç, arada minicik bir dükkân. Bir iki basamakla aşağı iniyorsun. Orada bir fıstıklı baklava ye. Bir daha başka yerde yemezsin.
A: (Dezenfektan var mıydı çantada? Şöyle bir havaya sıksam. Of çanta da amma karışmış. Kolonya heh, kolonya!) Kolonya ister misin canım?
S: Yok yok sağ ol.
A: Al al hastasın, bak başka bir mikrop kapmayasın bir de. (Al işte, yüzün gözün mikrop dolu. Geri geri gidiyorum anlasana, inadına üstüme üstüme eğiliyor. Maske takar be insan!)
S: …bir de devlet memuru, EYT’si var. Burası İstanbul’un göbeği. Sen el altından para toplayıp burada iş yapamazsın. Ben temsilciyim, bu şeytan üçgeninde yer almak istemiyorum. Güler Hanım zaten sistemi oturtmuş. İlk iş, fatura lazım. Bu işin faturası bana kesilmese iyi olur.
A: (Ay bi’ sus, ne olur bi’ sus! Ateşim mi yükseliyor? Buradan çıkar çıkmaz bir test yaptırayım. Hemen çıkar mı testte? Tuvalete gidiyorum desem? Dönüşte, başka bir yere otururum. Bulursam tabi. Geçemedim insanların arasından derim.)
S: Al canım, sen seversin benim kurabiyelerimi, kendi ellerimle yaptım, temiz temiz.
A: (Ne? Ellerin temiz mi sanki? Eminönü’nden, açık tezgâhtan aldım desen içim daha rahat ederdi.) Sağ ol canım, burama kadar doluyum. Öğle yemeğinde fazla kaçırmışım. Ellerine sağlık, eminim çok güzeldir.
S: Aşk olsun, al bi’ tadına bak. Ben senin hatırına çiğ tavuk bile yerim. Ye bir tane, ne olacak!
A: (Ben de senin mikroplu ellerinle yaptığın şeyi yemektense çiğ tavuk bile yerim. Onda daha az mikrop vardır. Allah’ım sen koru beni! Şifayı kapmazsam 1 yıl tavuk yemeyeceğim, niyetimi kabul eyle yarabbim!)——O——
Kıymet ve Işık
K: Ah şekerim, siz de mutlaka gitmelisiniz.
I: (Kebapçı karısı olsam belki ben de giderdim, ait olduğum kültürel sınıfı değiştirmesi umuduyla.) Tabii tabii, çok hoşmuş.
K: Bir ahtapot karpaçyo yapıyorlar, İstanbul’da onun gibisini başka yerde yiyemezsin.
I: (Kocanın kebaptan, lahmacundan kazandığı paraları ahtapot karpaçyoya yatırman biraz ayıp oluyor ama.) Hmm, öyle mi? Afiyet olsun.
K: Park derdi de yok vallahi, vale geliyor alıyor hemen. Hoş, biraz uğraştık tabii! Benim Porşe parmak iziyle çalışıyor, anahtarı da almamışım yanıma, servisten kod verdiler de öyle teslim edebildim vale çocuğa. Böyle küçük sürprizleri var ama çok memnunum Porşe’mden. Valla ne Merso ne Beemve! Arabanı değiştireceksen mutlak suretle Porşe! Hah hah ha! Reklam gibi olmadı mı? Ay bunu sosyal medyada paylaşayım bari, reklam ücreti versin bana Porşe.
I: (Canım, bizim tüm fakülteyi akademik personelle birlikte satsak o Porşe’nin parasını denkleştiremeyiz.) Porşe ha? Audi’nden de çok memnundun sen.
K: Öyleydi ama Hamdi’nin ısrarıyla deneme sürüşüne gittiğimde kalbimi bıraktım resmen. Dedim, ben bunu istiyorum aşkım. Dedi, ben karıma kötü şey önerir miyim? Hamdi’ne güven sen çiçeğim.
I: (Git aklımdan, git. Hamdi, bilek hizasındaki dar pantolonu ve düğmeleri göğsüne kadar açık gömleğiyle, çiçeğinin etrafında dönen bir böcek şimdi gözümün önünde. Elleriyle sakallarını sıvazlaya sıvazlaya, önce altın anahtarlığına, oradan çiçeğinin 7 karatlık kusursuz tek taşına, oradan da Porşe’nin direksiyonuna sıçrayan bir böcek. Git aklımdan, git Hamdi.)
K: Efendim?
I: (Eyvah!) Yüksek sesle mi söyledim?



