Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kendini Seçmek

O gün…Hayatımın tepetaklak olduğu o gün.

Ve bugün…

Terapistimin “Artık ayda bir siz isterseniz devam edebiliriz; çünkü siz artık kendine varmış bir bireysiniz,” dediği bugün.

İnsan bazen bir odada yeniden doğabiliyor. Bir koltuğa oturup belki de ilk kez kendi sesini dinlemeye başladığı yerde. Ne kadar çaresizdim buraya ilk geldiğimde. Hayatımdaki tüm kadınlar aynı şekilde veda ediyorlardı, etmişlerdi ve edeceklerdi sanki. Kim hayatıma gelse, sonunda bir vedaya hazırlanıyor gibiydim.

İzlem Hanım ilk seansta, ilk dakikada sadece şunu söyledi:
“Dinliyorum.”

Ne kadar sihirli bir kelimeydi, dinlemek. İnsan bazen akıl istemiyor, onay istemiyor, çözüm istemiyor. Sadece birine içinin sesinden kaçmadan anlatmak istiyor. Anlatacak ne kadar çok şeyim varmış. Plansız, öylece akan içimde kalan tortular. Terk edilmişliklerim. Çocukluğumdan kalan kırık parçalar…Hep güçlü görünmeye çalışırken içimde sessizce yorulan o çocuk…

İlk kez biri sözümü kesmeden baktı bana. İlk kez biri, acımı onarmadan sadece yanında durdu.

“O gün sizi bu kadar yıkan tam olarak neydi?” diyerek bozdu sessizliği İzlem Hanım.

“Elif gittiği için,” dedim önce.

Sonra başını öne eğdi.

“Bilmiyorum, belki de yine gidildiğim içindir.”

Odada kısa bir sessizlik oldu.

İzlem Hanım not defterini kapattı.
“Size bir şey sormak istiyorum,” dedi yumuşak bir sesle.
“Hayatınız boyunca hep terk edildiğinizi söylüyorsunuz. Peki siz hiç kendinizi terk ettiniz mi?

Sustu. Cevap hemen çıkamadı ağzından. Çünkü bazı cümleler insanın zihnine değil, doğrudan çocukluğuna çarpıyordu.

İlk kez biri ona suçluymuş gibi değil, anlamak için bakıyordu.

“Ben sadece sevilmek istedim, bunun için elimden geleni yaptım.”

“Tam olarak ne yaptınız?”

“Sustum, kırmamak için. Sorun çıkarmamaya çalıştım. Anlayışlı taraf olmaya çalıştım.”

“Bunları yaptığınız için kendinize kızgın mısınız?”

İzlem Hanım’ın sakinlikle sorduğu soru, benim içimde sakinliğini koruyamadı.

“Evet kızgınım, aslında her şeye kızgınım. Elimden geleni yaptığım hâlde, kendimden bile vazgeçtiğim hâlde, anlaşılamamış olmama kızgınım.”

“Kendinizden vazgeçmek, biraz bunu konuşalım ister misiniz?”

Bu soru odanın içinde öylece asılı kaldı. Seans sonunda İzlem Hanım şu soruyla beni uğurladı.

“Belki de sevilmek için kendiniz olmaktan vazgeçtiniz? Kendinizi nerede, ne zaman terk ettiniz? Gelecek haftaya kadar bunu düşünür müsünüz?”

O gece aynanın karşısında uzunca kendine baktım. Belki de ilk kez kendime baktım. Kendimi nerede ne zaman bırakmıştım? Ve belki de iyileşmem tam da böyle başladı. Bir yıl boyunca bana sorulan ve benim kendime sorduğum sorularla devam etti. Sonraki seanslarda bolca çocukluğumu konuştuk.

“Evde en çok ne hissederdiniz?” diye sordu İzlem Hanım bir seansta.

“Yetersizlik,” dedim hiç düşünmeden. “Ne yaparsam yapayım yetmiyormuşum gibi.”

“Sevilmek için uğraşmanız gerektiğini orada mı öğrendiniz sizce?”

Sustum… İkimiz de cevabımızı almış gibiydik.

“Kendini sevmek bazen çok yanlış anlaşılıyor. İnsanlar bunun kendine hayran olmak olduğunu sanıyor. Oysa kendini sevmek; kendini terk etmemektir.”

“Nasıl yani?” İzlem Hanım sanırım anlayamıyorum.

“Birisi sizi sevmediğinde değersiz hissetmemek. Sırf biri kalsın diye kendi sınırlarınızı yok etmemek. Canınız yandığında bunu inkâr etmemek. Ve en önemlisi… kendinize, başkalarına gösterdiğiniz şefkati gösterebilmek.”

Uzunca sustum, hayatımda ilk kez birini nasıl mutlu ederim yerine kendimde kalmanın nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Aylar geçti. Yıllarca kader sandığım şeyin, aslında tekrar eden bir seçim olduğunu öğrendim. Giden herkesin aynı kişi olmadığını…Ama benim, hep aynı korkuyla sevdiğimi fark ettim.

Şimdi dönüp o ilk güne baktığımda, oradaki hâlime şefkatle sarılmak istiyorum.
“Geçecek,” demek istiyorum ona.
Ve bugün…
Bir yolun sonuna gelmiş gibi değilim. Tam tersine, ilk kez kendime çıkan bir yolun başındayım. Kendime dostça yaklaşmayı öğrendim. Suçlamadan, utanmadan. Sadece kendimi anlamaya çalıştım. Çok zor değildi kendini sevmek. Bazen bir “hayır” demek. Bazen yalnız kalmayı göze almak. Herkesi mutlu edemeyeceğini anlamak. İnsanın belki de en zor yolculuğu, kendine olan yolculuk. Aslında bir başkası tarafından seçilebilmek değilmiş mesele. Birinin sevgisini hak etmek için savaşmak değilmiş. Mesele günün sonunda, insanın kendini terk etmeden yaşayabilmesiymiş.

Bir gün seans çıkısında gülümseyerek ve şefkatle “Farkında mısınız?” dedi.
“Eskiden buraya terk edilmenin acısıyla geliyordunuz. Şimdi ise kendinizi anlamaya çalışan mutlu bir adamsınız.” Gülümsedim. İçimdeki boşluk tamamen geçmiş değildi belki. Ama artık o boşluğu başkası doldursun diye yaşamıyordum. İnsan kendini sevmeyi öğrendiğinde, daha cesur bakabiliyordu hayata. Eee o zaman hayat bildiği gibi gelsindi. Hazırdım.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Duygu Apaydın
Duygu Apaydın
Ankara Üniversitesi Arkeoloji mezunudur. Uzun yıllardır kişisel gelişim eğitmenliği ve psikolojik danışmanlık yapmaktadır. İnsanların hikayelerini dinlemeyi, kendileri ile ilişki kurmalarına yoldaş olarak hayatına devam etmektedir. Okumayı, yazmayı ve gözlem yapmayı ve hayatı derinleşerek yaşamayı seviyor. Şimdilerde yazılarını paylaşarak ve kelimelerin peşinden gitmeyi seçiyor.

POPÜLER YAZILAR