Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

“Aydın” Maskesiyle Yüzleşmek

Yaşam bir kaya parçası olsaydı, yüzeyindeki tüm aşınmalar adımlar sayesinde olurdu. Ona şekil veren, özgünlük kazandıran, benzersiz olmasını sağlayan tüm özelliklerini ait olduğu kişinin attığı adımlardan alırdı. Hepimizin yaşamı da tıpkı bu taş gibi değil mi? Cesaret edip adım attıklarımızdan kalan izler, korkup adım atamadığımız eksiklikler… Mart ayında etrafında toplandığımız kavram olan “Adım”ı böyle görmek istedim. Tam da buradan bakmama neden olan bir olay olmuşken… Tam da hoop orada değil, burada duracaksın, böyle yapacaksın, adımını öyle atamazsın diye şekil vermeye kalkışan bazı kimselere denk gelmişken.

Yaşım artık genç değil. Ortanın ortasında, eskilerin haddi aştık dediği sınıra koşar adım ilerlediğim yerdeyim. Elimi attığım işlere kariyer inşası gözüyle bakmayı bırakalı çok oldu. Epeydir kapıları aralarken dikkat ettiğim şey, gitmeden bir iz bırakmak. Popülerlikten bahsetmiyorum. Bir kişinin bile olsa aklında ona kattığım iyi bir şeyle kalmak, bir kişinin bile olsa ben gittikten sonra ismim geçtiğinde hakiki bir tebessümle bir zamanlar var olmamın boşa olmadığını düşünmesi. Çünkü Kadınız Kolektifi’ni oluştururken de düşüncem sadece buydu. Küçük de olsa kız çocuklarımızın eğitimine farkındalık sağlamak üzere bir katkı sunmak. Bir araya geldiğimiz kadınlarla çıktığımız yol bugün üçüncü yaşını sürüyor. Zaman içerisinde ortaya çıkan dijital platformumuz ise bir yaşını ardında bıraktı bile. Yepyeni projeleri hayata geçirmek için heyecanla çalışmaya devam ediyoruz.

Fakat oluşumumuzun isminde “Kadın” olunca bazı kısıtlı zihinler sadece kadınlarla bir şey yapmamız gerektiği ve yaptığımız her şeyin sadece kadın için olması gerektiğini düşündüler. Burada yola çıkış amacımızı bir kez daha hatırlatmayı, ilk günden itibaren erkeklerin desteğini önemsediğimizi anlatmayı deneyebilirim. Ama niyetin anlamak olmadığını bildiğim için oralara girmeyeceğim. Bilen zaten biliyor; onlar bize yeter.

Geçtiğimiz günlerde düzenleyici ortak olarak yer aldığımız bir edebiyat yarışması bu zihniyetin çarpıcı bir yansımasına daha sahne oldu. Yarışmanın jürisinde kolektifimizi temsil eden çok kıymetli, oyuncu bir kadın jüri üyemizin yanında, alanında yetkin erkek jüri üyelerinin bulunması bir linç kampanyasını ateşledi. “Vay efendim, jüride nasıl olur da tek bir kadın olur! Üstelik o kadın da yazar değil, oyuncu!” Altı bomboş bir kibir. Bir edebî metnin sadece yazarlar tarafından algılanabileceğini düşünen bir “entel”.

Ülkemizde okuduğunu anlama oranının düşük olduğu bazı istatistiklerde sıklıkla gözümüze sokuluyor da “bir şey” olduğunu düşünerek ortalıkta görünenlerin okuduğunu anlamaması benim için biraz sürpriz oldu. Yarışmanın konusu kadın değil, böyle bir tema yok, genel bir öykü yarışması. Açıklamada her şey açık seçik yazıyor. Buna rağmen binlerce takipçili hesaplar yarışmayı KADIN EDEBİYATI YARIŞMASI diye niteleyen tweetler saldılar ortalığa. Keşke okusaydınız. Kibirden zehirlenmiş beyninize biraz zahmet verip okusaydınız keşke yarışmanın içeriğini.

Bazı çokbilmişler için buraya bir parantez açmak istiyorum. Geçen yıl kendi yarışmamızda da bu yıl konuk olduğumuz yarışmada da pek çok kadın yazarımıza davet götürdük. Bir, iki tane değil… Ya yeni kitap çalışmaları vardı, ya programları doluydu ya da cevap verme nezaketini bile göstermediler. Hatta bu yılki davetlerde biri vardı ki onu anmadan geçmek istemem. Yarışmalarda haksızlık yapmaktan korktuğu için jüride yer almak istemediğini söyleyen kıymetli kadın yazarımızın (cinsiyeti görmeden huzursuz olanlar için ekledim kadın kelimesini) bir hafta sonra başka bir yarışmada jüri üyesi olduğunu gördük. Bu da bir bilgi olarak dursun burada.

Bakınız, insanları sadece cinsiyet kimliklerine indirgemek, onları sadece rakamsal birer kontenjan olarak görmek aslında kadın mücadelesinin yıllardır savaştığı o sığ “cinsiyetçi gözlüğün” ta kendisidir. Sadece jürideki cinsiyet dağılımı üzerinden bizi linç edenlerin ortaya koyduğu durum da buydu. Biz o jüriye baktığımızda “erkekler” değil, sanatçılar gördük. Üretmeyi cinsiyet üzerinden değil, üretkenlik üzerinden okuduk. Ama birileri çıktı, sevimsiz cinsiyetçi cübbelerini giyip bize “kadınlık” dersi vermeye kalktı.

“Çünkü Kadınız Kolektifi” olarak yola çıkarken, kadın mücadelesini toplumun tüm hücrelerine sızması gereken bir hak arayışı olarak algıladık. Ancak bir kez daha gördük ki en büyük engellerden biri, “hak savunuculuğu” maskesiyle karşımıza çıkan, kapsayıcılığı değil dışlamayı kutsayan sakil zihniyet.

Kadın mücadelesini sadece yürüyüşlerde pankart açmaktan ya da “Neden burada daha çok kadın yok?” diye kelle saymaktan ibaret sanan kıt bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa mesele rakamlarda değil, o masada, o sahnede, o kürsüde tek bir kadın olarak bile olsa varlık gösterme iradesindedir. Biz gerekirse tek başımıza o kapıdan girmeyi, orayı yurdumuz kılmayı ve zamanla orada çoğalmanın yollarını açmayı tercih ediyoruz.

Bir meselenin manipülatif yanını kendi varlık sebebi yapan küçük zihinler, ne yazık ki bu ülkenin en büyük sorunu. Çünkü biliyorlar ki, manipüle edecekleri çatışma alanı yok olursa kendi bomboş varlıkları da buhar olup uçacak. Periyodik olarak birilerini linçleyerek, aralıklarla kafayı kaldırıp “o olsun, şu olsun, bunu istiyoruz, şunu siliyoruz,” minvalinde amacı belirsiz manifestolar yayınlayarak birbirlerini parlattıkları sahneler yıkılacak. Biliyorlar…

Asıl ironi ise bizi cinsiyetçilikle suçlayanların eleştiri oklarını fırlatırken kullandıkları zehirli dildi. Sosyal medyada bir kullanıcının ismimiz üzerinden sözde kara mizah yaparak paylaştığı tweet cehaletin ve kötülüğün zirvesiydi: “……..çünkü kadınız ……….çünkü dayak istiyoruz!” Şu ibretlik tabloya bakın: Bizi jüri dağılımı nedeniyle “yeterince kadın odaklı olmamakla” suçlayanlar bu “hassasiyetini” kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran bir dille kusuyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dili ne yazık ki çok iyi tanıyoruz.

Bizim için kadın mücadelesi, erkekleri kapının dışında bırakarak kazanılacak bir zafer değildir. Aksine, kadını anlayan, destekleyen ve kendi eril ayrıcalıklarıyla yüzleşmeye hazır erkeklerin bu yürüyüşteki varlığı çok kıymetlidir. Kadın sorunu sadece kadınların değil, bir toplumun iyileşmeyen yarasıdır ve tedavisi için her bireyin elini taşın altına koyması gerekir. Erkeklerin aramızda olması toplumsal barışın ve gerçek eşitliğin ön koşuludur.

Bu yüzden linçleri, yaftalamaları ve o çirkin saldırıları umursamıyoruz. Bizim “adımımız” kapsayıcıdır. Bizim “adımımız” sanatı ve liyakati cinsiyetin dar gömleğinden kurtarmaya doğrudur. Bizim “adımımız”, eleştirirken bile şiddet dilinden kurtulamayan o rezil bilince prim vermemektir. İşte tam da bu yüzden, bu ay itibarıyla bir eşiği daha geçiyoruz. Kadınlarla yan yana duran, bu mücadeleyi kendi mücadelesi gören, dünyayı sadece erkek gözüyle değil, “insan” gözüyle okuyan erkek yol arkadaşlarımızı da aramıza alıyoruz. Artık onların da birbirinden güzel yazılarını, samimi düşüncelerini platformumuzda göreceksiniz. Çünkü biz inanıyoruz ki kadın sorunu sadece kadınların omuzlarına yıkılamayacak kadar büyük bir toplumsal yaradır. Ve bu yara, ancak bizi anlayan erkeklerle sırt sırta verirsek iyileşebilir.

Burası sadece kadınların değil, adil, özgür ve şiddet olmayan bir dünya hayal eden herkesin kolektif sesidir. Yan yana, omuz omuza ve kimseyi cinsiyeti nedeniyle dışlamadan çözüme katkı sunmak isteyenlerle, değer üretmeye odaklanan, linç kültürünün konforuna değil, dayanışmanın meşakkatine talip olan herkesle bu yolu yürümeye devam edeceğiz. Her türlü etiketten sıyrılıp önce İNSAN olduğunun farkında olarak aramıza katılan erkek yazarlarımıza, bir yılı aşkın süredir her ay onlarca yazıyla bu platformu büyüten tüm yazarlarımıza selam olsun.

Yan yana durmanın, gürültüye rağmen üretmenin güzelliğiyle, sevgiyle kalın efendim.

Yücel Cüre
Yücel Cüre
Otuz beş yıl bilişim sektöründe klavyeyle haşır neşir oldu, ama mesaisi sadece işle sınırlı kalmadı. Editörlük, yazar koçluğu ve eğitmenliğin yanı sıra, kurucusu olduğu "Çünkü Kadınız Kolektifi" çatısı altında sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor. Kelimelerin hayatı dönüştürme gücüne inanıyor ve bu sihrin peşini bırakmaya hiç niyeti yok.

POPÜLER YAZILAR