‘’Ekran başındaki izleyicilerimize iyi akşamlar. Bugün sahada tempolu, sert ve mücadele dolu bir oyun izleyebiliriz. Zemin oyuna son derece müsait, hava şartları elverişli görünüyor. Tribünler yavaş yavaş doluyor, atmosfer giderek yükseliyor. Kâğıt üzerinde her şey eşit, sahada birazdan göreceğiz. Hakemin yönetimi de oyunun kaderini belirleyecek unsurlardan biri. Başlarda göstereceği kart standardı, maçın devamı açısından kritik. Hakemin düdüğünü bekliyoruz. Her an her şey olabilir. Kartlar oyunun dengesini bozabilir.’’
Çoğu zaman oyun daha başlamadan havası hissedilir. Sahaya çıkınca tribünlerin sesi, zeminin sertliği, hakemin yüzündeki ifade çok şey anlatır. Kadınlar hayattaki bu anları iyi tanır. Henüz başlangıç düdüğü çalmadan, daha topa dokunmadan oyunun ne kadar sert oynanacağını sezer. Daha ısınmaya bile başlamadan göz hapsine alınmıştır kadınlar. Bu oyunda kurallar cinsiyete göre uygulanır. Hakemlerin kararları önceden belli, tribünde küfürler hazırdır.
Ve kadınlar her seferinde aynı oyuna çağrılır. Tam performans koşarken sebepsiz bir şekilde durdurulacakları bir oyuna. Tam gole giderken duyulacak haksız, yersiz, keyfî bir düdükle durdurulur kadınlar. Düüüt! Kırmızı kart.
Kadınlar ne yaparsa yapsın toplumun hakemlerinin gözü, hep kadınların üzerindedir. Kadınların attığı herhangi bir adım ofsayt olarak görülür, kazandığı bir başarıya faul denir. Kadın olmak, kuralları adil olmayan bir oyunda sürekli savunmada kalmak, hakkını korumaya çalışmaktır.
Kadınlar hayata genellikle sarı kart sınırında başlar. Bir adım sonrası “kırmızı kart’’tır. Bu yüzden her hamle ölçülü, her adım dikkatlidir. Erkek için “oyunun doğası” olan sertlik, kadın için “kontrolsüzlük” sayılır. Erkek risk aldığında ‘’cesur’’dur, kadın aldığında “sorumsuz”. Top kadının ayağına her geldiğinde eleştiren gözler, yargılayan sözler vardır. “Burada faul var mı?” “Hakem pozisyona çok yakın.” “Bir bakalım, VAR’a gidecek mi?” Kadınlar, hayat boyunca VAR incelemesine giden pozisyonların içinde kalır. Aynı hareket iki farklı bedende iki farklı anlama gelir. Erkek için “temas” olan şey, kadın için “sert müdahale”dir. Erkek yükselince “hava hakimiyeti”, kadın yükselince “fazla agresiflik” olur. Hakem düdüğü ağzına götürür, avantaj oynatılmaz.
Bir kadın liderlik etmeye başladığında maçın tansiyonu yükselir. Oyunu okur, pas trafiğini kurar, takım arkadaşlarını doğru yerde konumlandırır. Spikerin sesi değişir: “Burada biraz oyunu gerdiğini görüyoruz.” Oysa erkek aynı şeyi yaptığında yorum farklıdır: “Oyunun aklını sahaya yansıtıyor.” Kadın liderlik ettiğinde niyet sorgulanır. Ses tonu, bakışı, duruşu fauldür… Görüntüler yavaşlatılır. Tekrar tekrar izlenir. Hakemin eli cebine gider. Kırmızı kart.
Kadınların başarıları da benzer yorumlara açıktır. Kadın tertemiz bir gol atar, spiker hemen durumu kurtarır: “Savunma burada çok dağınık.” Erkek atınca “harika bitiricilik”tir, kadın atınca “kaleci hatası”. İkinci gol gelir, “Bu pozisyonda şans faktörü var,” denir. Üçüncüde tribün huzursuzlanır. Çünkü bu oyunda kadınların skoru bu kadar net değiştirmesi, alışıldık bir durum değildir. Başarı süreklileştiğinde yorumlar da sivrileşir. “Bu kadar öne çıkması doğru mu?” “Takım oyunu zarar görüyor.” Oysa sorun takım değil, tabeladır. Kadının kazandığı her dakika oyunun adaletsizliğini görünür kılar. En güvenli çözüm bellidir: Oyuncuyu oyundan almak. Kırmızı kart.
Annelik sahası ise bu hayat oyununun bambaşka bir zorluk derecesindedir. Kadın, anne olduğunda spiker daha da acımasızdır: “Bu tempoyu ne kadar sürdürebilir?” Anne olmazsa “oyunun ruhuna uzak.” Anne olup çalışırsa “iki kulvarda birden koşuyor, konsantrasyon sorunu yaşayabilir.” Anne olup çalışmazsa “oyundan kopmuş.” Bu sahada kadın için ideal yer ya da pozisyon yoktur. Nerede durursa dursun yanlış yerde olduğu söylenir. Hakem düdüğü çalar. Kırmızı kart.
Bir de “hayır” vardır. Oyunun en tehlikeli ânı. Kadın, “Hayır,” dediğinde, pas trafiği bozulur. Oyun yavaşlar. Spiker hemen uyarır: “Oyunu soğutuyor.” Oysa erkek, “Hayır,” dediğinde bu “oyun disiplini” olur. Kadının “hayır’’ı sertlik, erkeğinki netliktir. Kadının itirazı problem, erkeğin itirazı liderliktir. Hakem probleme tahammül edemez. Kırmızı kart.
Bu oyunda tarafsız hakem yoktur. Dolayısıyla adalet de yoktur. Kadınları oyundan atmak isteyenlerin asıl korkusu, kadınların bu oyunu öğrenmesidir. Ve zaman geçtikçe kadınlar oyunu öğrenir. Hakemin reflekslerini, spikerin tonunu, tribünün tepkilerini ezberler. Kırmızı kartların, hataları değil; oyunun adaletsizliğini gösterdiğini anlar. Kadınlar, her şekilde oyuna devam eder. Bazen eksik kadroyla, bazen deplasmanda, bazen seyircisiz. Mesele yalnızca oyunda kalmak değil, oyunu değiştirmektir.
Spiker, “Son düdüğe kadar her şey mümkün. Bu dakikalarda ayakta kalan kazanır,” dediğinde, oyunun kadınların haklı galibiyeti ile biteceğini görüyor gibidir.
Son düdük çaldığında, doksanıncı dakikada sorulması gereken, kaç kırmızı kart gösterildiği değildir.
Son saniye golü şu soruyla atılır: “Bu oyunun kurallarını kim yazdı ve oyunu neden hâlâ aynı hakemler yönetiyor?’’
Oyunun sonucu tabeladan değil, sahada kalanlardan okunur.



