Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Anahtar

Omuzları düşmüş bir hâlde sürüyordu ayaklarını kapıya doğru. Derin bir nefes alıp cebini karıştırdı. Çıkardığı anahtarı, elleri titrediği için bir türlü yuvasına yerleştiremedi. Uzun uğraştan sonra nihayet kapıyı açabildi. Eve girdi. Kapıyı kapattı. Yere çöktü kaldı. Bu kapıdan defalarca mutlulukla, heyecanla, neşeyle ve yorgunlukla girdiği olmuştu. Hep sıcacık kucaklanmıştı. Bu defa soğuk bir sessizlik ile baş başaydı.

Hava kararmış, caddeden geçen arabaların ışığı salonun tavanında uzayıp kısalıyordu. Hâlâ holde kapının önündeydi. Ayağa kalktı. Yatak odasına girdi. Sırtüstü yatağa bıraktı kendini. Gözlerini tavana dikti bir süre. Yastıktan yayılan parfüm kokusuyla başını kokunun geldiği tarafa çevirdi. Kalbi hızlandı. Özlem duydu her sabah dokunduğu sıcaklığa. Sonra yastığa sarıldı. Yastığın altında küçücük bir şey eline çarptı. Bebek eldivenleri. Öptü. Kokladı. Yüzünü yastığa gömüp hıçkırıklarla ağladı. Sonunda uyuyakaldı.

Güneşin altın hüzmeleri perdelerin arasından duvarlara vuruyordu. Yüzü gözü iyice şişmişti.  Gözlerini zor araladı. Kalktı. Banyoda yüzünü yıkadı. Aynada kendini görünce “Ne oldu? Aşıktın! Dünyan oydu! Ne oldu? Faruk Bey savaşmak yerine kaçmayı tercih etti. Hahaaa!  Yedin mi kıçına tekmeyi?” Gözleri yaşardı yine.

Bir hafta olmuştu boşanalı. İlk defa eve girmişti. Güya eşyalarını alıp hemen çıkacaktı. Olmadı. Duyguları ağır bastı. Hızla yatak odasına geri döndü. Dolabın kapısını açtığında, uçuşan toz pembe elbisenin etekleri bacaklarına dokundu. Bir adım geri attı. “Nasıl güzeldin o akşam bu elbisenin içinde,” diye geçirdi aklından.  Askıdan sıyırdı elbiseyi. Belinden kavradı. O akşam Ayvalık’ta ettikleri dansın ritmiyle odanın içinde dans etmeye başladı. Bir an durdu. “Neden Aslı!  Neden be! Neden lan!” Avaz avaz bağırırken elbiseyi parçalıyordu. Elbise kaçmaya çalışır gibi sağa sola kayarken fırlattı attı yere. “Sen de onun gibi kaçmak mı istiyorsun?” Yerdeki elbiseye bir tekme attı. İpek elbisenin kolları vurma dercesine bacaklarına doğru uzandı havada. Yere yığılan elbisenin başına gitti. Baktı. Döndü. Dolabın tüm kapılarını açtı. Askıları fırlatıp attı odanın ortasına. Odanın ortasında kıyafet tepeciği oluştu.  Kılıflı kabarık bir elbiseyi taşıyan son askıya uzandı. Ağırlığından kaldıramadı tuttuğu an. Öfke yormuştu kollarını. Hızla fermuarı aşağıya çekti. Kılıfı açınca bembeyaz gelinlik ortaya çıktı. Dondu kaldı. Baştan aşağı göz gezdirdi her detaya. “Kollarımda bir kuğu var bu akşam.” Grinko’nun Valse’si ile dans pistinde ilk danslarını yaparken herkes onların güzelliğini hayranlıkla seyrediyordu. “Çok mutluyum Faruk.” “Ben de.”

Düğün sonrası balayı, aile ziyaretleri, iş güç derken birkaç senenin sonunda o güzel haber gelmişti.

“Faruk.” “Efendim?” Aslı’nın ona uzattığı kitin ne olduğunu bilmeden aldı. Çift çizgiyi görünce “Aslı korona mı oldun! Yapma be! Tam pandemi bitmişken.” Genç kadın kahkalarla gülerken “Ooo geç dalganı. Size dinlenme ve rapor hanımefendi. Gülersin tabii! Benim teslim projem vardı.” “Korona olduğuna emin misin Faruk? Bir daha baksana,” derken dudaklarını yana çekerek kikirdemelerine engel olmaya çalıştı. Gebelik kitinin kutusunu uzattı. Faruk sesli okudu. “Gebelik kiti.” Gözlerini kocaman açarak “Ne? Gebelik kiti mi? Nasıl?” Genç adamın yüzüne gülümseme yayıldı. Kaşlarını yukarı kaldırıp bakarken “Hamileyim. Baba oluyorsun Faruk!” Kocasının dudaklarına sıcacık bir öpücük kondurdu sevinçle. “Baba mı oluyorum!” Yumruklarını zafer kazanmış halterci gibi havaya kaldırdı Faruk. Evin içinde bağıra bağıra koşarken “Baba oluyorum. Babaaa!”

Her akşam ufak tefek şeyler aldı eve gelirken.  Oyuncaklar. Biberon. Minicik ayakkabılar. Bebek ile ilgili kitaplar. Akşamları kitapları okuyup birbirlerine öğrendikleriyle ilgili sorular soruyorlardı. İkisi de çok heyecanlıydı.

Sekizinci ayda bir şeyler ters gitti. Kontrol sırasında Aslı’nın tansiyonu çok yüksek çıktı.

“Aslı Hanım, sizi yatırmak zorundayım.” “Ahmet hocam, ben iyiyim. Yok bir şeyim. Meraklanmayın. Bu hafta sonu iyice dinlenirim.” “Aslı Hanım çok riskli. Ağır bir kanama ile sizin ve bebeğinizin hayatı riske girer. Yatış yapalım. Kasım ayını gözlem altında geçirin.” “Aslı yatış yapalım. Hepimizin içi rahat etsin,” diye tekrar etti Faruk.

“Hayatım ben biliyorum. Yorgunluktan oldu. Pazartesi gelirim kontrole. Rahat ol.” “Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkındasın değil mi? Ahmet Bey’i dinleyelim,” diye ısrar etti genç adam. Nst testinin sonucu olumlu çıkınca Aslı eve gidip dinlenmeyi tercih etti. Doktorunun verdiği tansiyon ilacını aksatmadan aldı. Bütün gün uzanarak dinlendi. Pazartesi sabahı beşte belinden jilet kesiği gibi bir sancı geçti. Uykudan sıçrayarak uyandı. Tuvalete gitme ihtiyacı duydu. Faruk derin derin uyuyordu. Kendini dinledi. İyiydi. Kalktı. Odadan çıktı. Tuvaletin kapısını açarken tam kasıklarında daha derin bir sancı hissetti. Duvara tutundu. Sancı  geçmiyordu. Bir tane. Bir tane daha. Vücudu titremeye başladı. Yere çömelmek zorunda kaldı. Oturduğu yer ılık ılık ıslandı. Elleri ile karnını tutuyordu ama ıslaklık hızla bacaklarına kadar ilerlediğinde kan olduğunu görünce bağırmaya başladı. “Faruk! Faruk kalk! Faruk!”

Gözlerini açtığında Faruk koltukta sayıklıyordu. Etrafa baktı. Kolundaki serumu gördü. Eli ile karnını yokladı. Kocaman bir boşluk hissetti. 

“Bebeğim! Bebeğim nerede?”

Faruk sıçrayarak uyandı. Karısının yatakta doğrulduğunu görünce “Nasılsın Aslı? İyi misin? Ağrın var mı?” Genç kadın tekrar etti “Bebek? Bebeğim nerede?” Faruk kapıyı açtı. Dışarıya çıktı. “Uyandı. Ahmet Bey’e haber verin,” dedi.

“Faruk bebek nerede?” 

“Ağrın var mı Aslı?”

“Faruk! Delirtme beni! Bebeğim nerede?” 

Doktor kapıyı çaldı ve içeri girdi. “Aslı Hanım nasılsınız?” 

“Ahmet Bey bebeğim nerede?”

“Sizden kan almamız gerekiyor”

“Ahmet Bey, Faruk cevap vermiyor. Siz söyleyin” 

Gözlüklerinin üstünden Faruk’a bakıyordu doktor. Başıyla onayladı Faruk. Elindeki sakinleştirici şurubu “Bunu içmeniz gerekiyor,” diyerek Aslı’ya içirdi. Kısa bir sessizlikten sonra konuşmaya başladı. “Aslı Hanım, çok ağır bir kanama geçirdiniz. İlaca rağmen tansiyonunuz çok yükselmişti hastaneye geldiğinizde. Gerekli müdahaleyi yaptık ama yeterli olmadı. Maalesef bebeği kaybettik.”

Aslı gözlerini kırpmadan Faruk’a bakıyordu. Elleri tekrar karnını yokladı. Ağzını açıp kapadı birkaç kere. Sesi çıkmadı. Boğazında bir yumru vardı. Yutamadığı. Gözlerindeki yaşlar çenesinden aşağıya yuvarlanıyordu. İçini çeke çeke ağlamaya başladı. “Benim yüzümden oldu”

Birkaç gün sonra taburcu oldu. Evde ayrı bir odada dinlenip uyuyarak zaman geçirdi. Ağır kanamadan yüzünün rengi solmuş, gözünün feri sönmüştü. Raporları bitince işe başladı. Ruh gibiydi. Konuşmayan, gülmeyen, öfkelenmeyen, üzülmeyen. Sessizce yasına eşlik eden adamdan her fırsatta kaçıyordu. Bahar aylarında yaz için rezervasyon yapan Faruk yine geleneği bozmadı. “Aslı, bu sene nereye gidelim? İstediğin bir yer var mı hayatım?” 

“Bu sene sen git. Ben çok yoğunum. İzinlerimi kullandım, biliyorsun.  Ciddi bir sesle “Onlar rapordu, Aslı.” “Tadım yok, Faruk. Bu sene tatil filan düşünmüyorum. Sen git.” Oturduğu koltuktan kalkıp çalışma odasına giden karısının ardından “Bunu daha ne kadar sürdüreceksin?” Kapı sertçe kapandı. Derin bir nefes aldı. Ardından kalkıp çalışma odasının kapısını tıklayarak içeri girdi. “Aslı.” Odada derin bir sessizlik vardı. “Aslı!” “Efendim?” “Senin için İnci Hanım’dan randevu alayım. Böyle olmuyor. Bir ilaç yazar sana. Daha kolay aşarız.” 

“Faruk Bey konuştu!” Faruk bir adım geriye çekildi. 

“Seni düşünüyorum. Kaç aydır ruh gibisin. Yoksun. Bu ne kadar böyle sürecek? Bir şeyler yapmayacak mısın?” 

“Yapmayacağım.” 

“Hayatımız akıp gidiyor Aslı. Çok kötü bir şey yaşadın. Neredeyse seni kaybediyordum. Ne olur. Seni çok özledim. Sohbetini, sesini, tenini.” 

Elini uzatıp dokunmak istedi .”Sakın dokunma bana! Uzak dur.” 

Gözlerini kocaman açmış elini iten kadına hayretle baktı. Geriye bir adım daha attı. “Aslı seni çok seviyorum. Ne olur yapma.” 

“Benim yüzümden oldu. Bağır. Çağır. Haydi Faruk.” 

“Saçmalama.” 

“Ben senin gözlerinin bana nasıl baktığını görüyorum Faruk?” 

“Nasıl bakıyormuşum?” 

“Nefretle.” 

“Aslı, sakinleş artık. Üzüldüğünü ve bu yüzden kendini suçladığını biliyorum.” 

“Sen beni suçluyorsun.” 

“Yok öyle bir şey.” 

“Tiksiniyorsun benden.” 

“Ne!” 

“Beni istemiyorsun.” 

“Nereden çıkarıyorsun?”

“Uzak duruyorsun” 

“İncitmekten korkuyorum. Hâline bak!” dedi Faruk ve kolundan kendine çekti genç kadını. Sarıldı. Titreyen kadını iyice sardı tüm bedeniyle. Onu öpücüklere boğarken suratında tokatın etkisiyle bir şimşek çaktı.

“Uzak dur benden!” Aslı fırlayıp çıkmıştı evden. O geceden sonra eve gelmedi. Defalarca aradı Faruk. Günlerce bekledi. Boşanma tebligatı gelene kadar sürdü bekleyiş. Elindeki tebligatı açıp okuyan Faruk avukatı ile görüştü. Sonrasında her şey bitti. Aslı’nın istediği gibi.

Eşyaları toplamaya da mecali kalmadı. Bir tıkırtı duydu. Hole gitti. Kapının önünde durdu. Anahtar dönüyordu yuvasında. İzlerken kalbi hızlandı. Kapı açıldı. Nefesi kesildi. Göğsü heyecanla inip kalkıyordu genç adamın. Aslı yüzünü örten saçlarını geriye atınca göz göze geldiler. “Hoş geldin,” dedi Faruk. Ve kapı kapandı. 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Seçil Şahin
Seçil Şahin
Merhaba ben Seçil Şahin .1975 yılında İstanbul'da doğdum. İnşaat teknikerliği, Tekstilde mümessil bir firmada müşteri temsilciliği ve bir bankanın sendikasında yönetici sekreterliği yaptım. Şu an emekliyim. Edebiyata merakım, lisede İngilizce öğretmenim Gönül Togay sayesinde başladı. Sonrasında şiir yazmaya başladım. Katıldığım öykü yazarlığı programları sayesinde tanıştığım yol arkadaşım sayesinde de bu platformla yolum kesişti.

POPÜLER YAZILAR