Beyaz kundak ve oyalı beyaz yazma, bir hayatın iki ayrı eşiğinde durur. Biri başlangıcın, diğeri hatırlamanın ve sabrın simgesidir. Aynı beyazlıkta buluşurlar ama taşıdıkları anlamlar farklıdır; ikisi de sessizce konuşur, bağırmadan anlatır.
Beyaz kundak, dünyaya yeni gelen bir bedenin ilk sığınağıdır. Henüz kelimelerin, korkuların, beklentilerin olmadığı bir zamana sarar bebeği. Kundak, sadece sıcak tutmaz; korur, sakinleştirir, dünyayı yumuşatır. O beyazlıkta bir temizlikten çok bir kırılganlık vardır. Hayat henüz dokunmamıştır ona. Kundak, annenin kalp atışını, evin kokusunu, gecenin sessizliğini içine alır. Beyaz oluşu tesadüf değildir; lekesiz bir başlangıcın, henüz yazılmamış bir hikâyenin rengidir.
Oyalı beyaz yazma ise yılların içinden süzülerek gelir. Emek vardır her oyasında, sabır vardır her ilmeğinde. Genellikle bir sandığın içinde saklanır; günlük değil, kıymetlidir. Yazma, kadının sessiz dilidir. Sevinci de acıyı da aynı kenar süsünde taşır. Bazen bir düğünde başa örtülür, bazen bir cenazede omuzlara düşer. Beyaz yazma, hayatın her hâline tanıklık etmiş bir bilgelik taşır.
Beyaz kundak masumiyetin bilgisizliğidir; oyalı beyaz yazma ise bilerek susmanın rengidir. Kundakta gelecek vardır, yazmada geçmiş. Ama ikisi de aynı yere bağlanır: Şefkate. Kundak, bebeği sararken; yazma, kadını ve onun taşıdığı hayatı sarar. Biri korunmayı temsil eder, diğeri dayanmayı.
Anadolu’da beyaz yazmanın oyası konuşur derler. İnce mi, gösterişli mi, sade mi? Her biri bir ruh hâlinin izidir. Tıpkı kundakta sarılı bebeğin uykusunun evin hâlini belirlemesi gibi… Beyaz, burada bir gösteriş değil; bir sadeliktir. Hayatın en temel hâllerinde yanımızda duran renktir.
Beyaz kundak bir gün açılır, çocuk büyür, yürür, gider. Oyalı beyaz yazma ise kalır; sandıkta, omuzda, hatırada. Biri zamanla kirlenir, diğeri sararır belki ama anlamları eksilmez. Çünkü beyaz, burada temizlikten çok bağdır.
Bir evin hikâyesi çoğu zaman bu iki beyaz arasında geçer. Başlangıçla devam ediş, umutla sabır arasında… Beyaz kundak ve oyalı beyaz yazma, hayatın sessiz ama en güçlü tanıklarıdır.



