Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sanmıyorum. Bilmiyorum.

Hafızandan anılarını çıkarırsan geriye ne kalır?

İlk cümleyi yazmak mı kolay, yoksa gerisini getirmek mi? Güzel bir ilk cümle oldu bu. Peki ya devamı? Altını nasıl dolduracağım?

Yine başıma bir şey geldi. Yıllar önce canıma okuyanla aynı şey. Aynı süreç. Aynı korku. Aynı duygular. Aynı olay.

Süreklilik kazandı bu olay. Belli aralıklarla tekrarlıyor. Fakat hissiyatı her defasında ilk seferiyle aynı. Alışamıyorum. Bağışıklık kazanamıyorum. Yoksa kazanıyor muyum? Sanmıyorum. Bilmiyorum. 

Beynim âdeta kısa devre yapıyor ve alışılmadık tepkiler veriyorum. Beynim donsun istiyorum. Onunki öyle oluyor. Hayır, asıl onunki kısa devre yapıyor. Arıyor. Açıyorum. Birlikte dalgasını geçiyoruz. “Yine unuttum,” diyor. “Olsun,” diyorum. 

Hafızasından anıları alamadılar bu kez. Şimdiyi çaldılar ondan. Başa dönüp duruyor. Ânı tekrarlıyor. Bense insan beyninin başına gelebileceklerinin çeşitliliği karşısında şoktan şoka uğruyorum. Şifreleri unutmadı. İnsanları unutmadı. Anlattıklarını unuttu. Anlattıklarını yeniden yeniden anlatmak, anılarını unuttuğu anlamına gelir mi?

Çok keyifli. Çok seviniyorum. Böyle olmazdı. Sessizleşirdi. İçine kapanırdı bile diyemiyorum, içine kapanmak için içinin dolu olması lazım. İçi boşalırdı. Korkardım. Duygu yok, eylem yok, fikir yok, zikir yok, yok oğlu yok.

Ben ne anlatıyorum? Üstü kapalı, imalarla dolu bir şey. O anlamasın diye. Ya anlarsa? Alınır mı? Peki ya o anlamazken okuyan da anlamazsa ne anlaşılacak bu anlattığımdan? Anlatabildim mi, ne demek istediğimi? Sanmıyorum. Bilmiyorum. 

Saçmalıyorum gibi duruyor şu hâliyle. Öyle olsun. Umursamıyorum. O klişe tasviri kullanmak istemiyorum. “Halının altına süpürdüğüm…” diye bahsetmek istemiyorum. Onun yerine başka bir tasvir bulmalıyım. Belki, itinayla katlayarak kaldırdığım tüm giysilerim, tek bir tişörtü dikkatsizce çektiğimde dolaptan dışarı yuvarlana yuvarlana döküldü diyebilirim. Daha havalı duyulmadı mı? Sanmıyorum. Bilmiyorum.

Aslında mesele havalı duyulması değil. Mesele, ne olduğunu anlatacak doğru benzetmeyi bulabilmek. Çünkü olan şey dağılmak değil sadece. Dağılanı toplamak da değil. Topladığını zannederken eksiltmek. Bir çorabın hep kayıp kalması gibi. Bir cümlenin yüklemini bulamamak gibi. Bir yüzü tanıyıp ismini çıkaramamak gibi. Eksiklik küçücük görünüyor, fakat bütünün ahengini bozuyor.

Garip olan şu ki unutan o, korkan benim. O gülüyor. Ben ihtimalleri düşünüyorum. Ya bir gün beni de unutursa diye değil. Bundan daha tuhaf bir şeyden korkuyorum. Ya beni hatırlar da birlikte yaşadıklarımızı hatırlamazsa? İnsan birini sadece adıyla tanıyorsa gerçekten tanıyor mudur? Sanmıyorum. Bilmiyorum.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Beril Kanık
Beril Kanık
1986 yılında İstanbul’da doğdu. Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra Teknolojik Danışmanlık ve Eğitim sektörlerinde çalıştı. Üniversite ve iş hayatı boyunca; Sanat Tarihi, Çizim, Yaratıcı Yazma, Editörlük eğitimlerini sürdürdü. Anne olduktan sonra ise edebiyata ve resim sanatına ağırlık verdi. Blöf-Aşkın Aşınmış Hali adlı yayımlanmış bir romanı var.

POPÜLER YAZILAR