Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kapılar

Hayat çok uzun bir yol. Dönemeçleri de oldukça fazla. İnsan gençken, özellikle yirmili yaşlarda hayatın sonsuz olduğuna inanabiliyor. Sokaklara rahatça girip çıktığımız zamanlar. Çıkmaz sokaklara vardığımızda geri dönecek zamanının olduğunu biliyor insan. Cesaret de buradan geliyor belki, yollarda kaybolmanın geçici olduğunu bilmenin cesareti.

Zaman geçtikçe anlıyor insan, her yol bir yere çıkarmayabiliyor bizi. Ama mutlaka kendimizde bir yüzleşmeye çıkıyor o yollar. Karşımıza çıkan taşlar, engeller değil yalnızca; kimi zaman yavaşlamamız için, kimi zaman içimize bakmamız için bırakılmış işaretler. Yolun zorluğuna değil de bizi neye dönüştürdüğüne odaklandığımızda işte orada başlıyor her şey.

Hayatta yol aldıkça fark ediyoruz; karşımıza çıkan taşlar, bazı kırılma anları bizim dönüşümümüz için çıkıyor karşımıza. İçimizdeki kırılgan ve sessiz çocuğu duymaya başladığımızda renkleri fark etmeye başlıyoruz. Ve değişim başlıyor.

Bazen bir kayıp, bazen ayrılık ve bazen kendi elimizde olmayan dönemeçler. Derin tortular bırakır içimizde. Ve nedense hep çocukluğumuzun hikâyelerine yapışırlar. Cesaret işte burada en iyi yol arkadaşı bize.

Var olmamız ve yola devam edebilmemiz için.

Bazı kayıplar vardır; sadece bir insanı değil, sonrasında olabilecek tüm ihtimalleri de götürür bizden. O yüzden ayrılıklar sadece bugünde yaşanmaz. Giderken çocukluğumuzun koridorlarına da uğrar önce. Yarım kalmış cümlelere, açılmamış kabuk bağlamış yaralara, bir zamanlar anlaşılmayı bekleyen o küçük çocuğa dokunur.

Bazen bu yüzden yoruluyoruz belki de. Yaşadığımız hikâyenin bugüne mi ait olduğunu ya da yıllardır içimizde yaşadığımız bir olayın yankısı mı olduğunu anlayamayabiliyoruz. Hayat benzer tecrübeleri tekrar tekrar karşımıza çıkarıyor. Belki tamamlayalım ya da başka türlü bakabilelim diye.

Kapı ve anahtar oldum olası çok severim bu yüzden. Bana tüm bunları anlatırlar. Çalmayı becerebildiğimiz kapıları, doğru anahtarı bulmak için geçtiğimiz yolları. Hayatımız aslında hangi kapıları çalmayı cesaret ettiğimizle ilgili. Anahtar dediğimiz bazen bir insan olur, bazen bir cümle. Bazen bir ayrılık sonrası içimizde büyüyen bir sessizlik. Ve bazen kendimize dürüstçe baktığımız o an.

Kapılar da insanlar gibidir aslında.
Bazısına girersin, içeride başka birine dönüşürsün.
Bazısı yüzüne kapanır ve seni uzun süre eşikte bırakır.
Bazısı aralıktır; girmeni bekler ama sen korkarsın.
Bazıları ardına kadar açıktır, yalnızca cesaretini ölçer.

Bazen kapının ardından gelen sesler korkutur seni. Giremezsin. Oysa belki de en büyük hazine oradadır. Kaçırırsın.

Bazı kapıları ise hayat kapatır. Ne kadar istesen de açamazsın. Sonradan anlarsın; o kapı sana ait olmadığı için kapanmıştır. Seni başka bir yola yönlendirmek için.

Peki içimizde taşıdığımız kapılar?

İçimizde açmaya korktuğumuz kapılar?

Acının, özlemin, kırgınlığın, affedemeyişin saklandığı yerler… Ve bazen insan bütün hayatını o kapıların önünde sessizce bekleyerek geçirir.

Oysa hayatın asıl mucizesi, açmaya cesaret ettiğimiz kapılarda saklıdır.

Şimdi belki de en önemli soru şu:

Hangi kapının önündesin?
Ve hangisini açmaya gerçekten hazırsın?

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Duygu Apaydın
Duygu Apaydın
Ankara Üniversitesi Arkeoloji mezunudur. Uzun yıllardır kişisel gelişim eğitmenliği ve psikolojik danışmanlık yapmaktadır. İnsanların hikayelerini dinlemeyi, kendileri ile ilişki kurmalarına yoldaş olarak hayatına devam etmektedir. Okumayı, yazmayı ve gözlem yapmayı ve hayatı derinleşerek yaşamayı seviyor. Şimdilerde yazılarını paylaşarak ve kelimelerin peşinden gitmeyi seçiyor.

POPÜLER YAZILAR