Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Beyazın Hafızası 

Yeni yıl geldi. Bu da demektir ki yeni umutlar, yeni başlangıçlar zamanı geldi. Yeni başlangıç temiz başlangıç olmalı, temiz demek de çoğumuza beyazı çağrıştırıyor galiba. Bir başlangıç, yeni bir sayfa demek, üzerine bir sürü hikâyenin yazılacağı yeni boş bir sayfa. Ama benim için beyaz hep dolu bir sayfa oldu. Fazlasıyla doluydu hem de. 

Benim beyazım anneannemin mis gibi sabun kokan baş örtüsüydü. Sandıktan çıkardığında kokusunun bütün odaya yayıldığı kanaviçe işli çarşaflarıydı, perdesiydi, sedirin yastıklarının üzerine serdiği kolalı örtüsüydü. Ne pahalı parfümler ne çok reklamı yapılan deterjanlar, o kokunun yerini alamadı hiç. İnsana “buradasın, güvendesin” diyen ruhsal temizlik duygusu.

Ona sarıldığımda aldığım o koku, benim dünyamı yavaşlatırdı. Zamanı alır, başka bir yere koyardı sanki. Sevildiğimi hissetmem için kelimelere değil bir kumaşa ihtiyaç duymam bundandır belki. 

Anneannemin beyazları hep aynı dili konuşurdu. Sessizce sevmenin, kollamanın, korumanın dilini.

O kalın gözlükleriyle ilerleyen yaşında bile özenle yaptığı iğne oyalarına; her çarşafında, her örtüsünde olan kanaviçeleri bana, bir kadının iğneyle sabrını kumaşa geçirmesini anlatırdı. Kimse görmese bile her şeyin düzgün ve hatta mükemmel olması için çabayı anlatır, gaz lambasında geçirilen saatleri anlatırdı. 

Belki bu yüzden beyaz benim için boşluk olmadı hiç. Hâlâ duymak istediğim, özlediğim, “ben buradayım” diyen bir ses oldu. Her yıkılmışlıkta ayağa kalkmanın normal olduğu bir dünyaya, o dünyadaki gölgesine özlem oldu. O gölge üzerime ne zaman düşse beni dinlendirdi. Bana özeldi, benimdi. 

Bugün her kırgınlığını, her üzüntüsünü, her beklentisini iğneyle işleyen; ömrünü kumaşa dökerek konuşan kadınların, her şeye rağmen sevgilerini hiç kimseden esirgemediklerini hayretle ve hayranlıkla idrak ediyorum. 

Ki o beyazlar yine de mükemmel değildi. Yaşanmışlık vardı hepsinde. Yıkanmaktan eskimiş, güneşte kurutmaktan ağarmış, Bir yerleri leke olmuş, eskiyen yırtılan yerleri özenle yama yapılmış, onarılmış beyazlardı ve belki de bu yüzden sahiciydi, sıcacıktı. 

Sonra büyürken başka beyazlarla tanıştım. Hastane beyazlarıyla, okul beyazlarıyla mutlu olmadım. Bugün bile sorgularım, bazı özel yerlerin neden sıcak sarmalayan bir atmosfere sahip olmadığını. Sanki özellikle mutsuz etmek ister gibi soğuk, duygusuz olmalarının sebebini. 

Hastanelerde çok vakit geçirdim, kapıların önünde çok bekledim. Sevdiklerimin iyi olduğunu haber almak için, “Bitti, geçti,” sözünü duyup rahatlayabilmek için. İşte o beyazın olduğu yerde zaman sertleşir, uzar, nefes sıkışır. İnsan o beyazın olduğu yerde kırılganlığın ne kadar sonsuz olduğunu öğrenir. Oradaki beyaz, temizlik değil belirsizlik olur, endişe olur, korku olur. En fenası soğuk ihtimaller olur.  

Belki de bu yüzden uzunca bir süre beyazdan hiç hoşlanmadım. Çünkü bekleyişle eşdeğer olmuştu benim için. Korktum biraz da. 

Anneannemin beyazıyla bu yeni beyaz aynı değildi çünkü. O insanı saklayıp korurdu, sever kollardı; buysa itiyor, yalnız bırakıyordu. 

Aynı farkı bugün adalette de hissediyorum. Adalet de beyaz olmalı bence. Gerçek adalet, insanı suçuyla baş başa bırakıp üşütmemeli. Korumalı, onarmalı, öğretmeli. Tıpkı anneanne örtüsü gibi sarıp sarmalamalı. Tamir etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretmeli.

Okullardaki beyaz, bir şey öğretmenin zevkini paylaşmak olmalı, “Ben senin için buradayım,” demek olmalı. Tedirginlik yaratmadan, düzeni değil insanı merkeze alan, saran sarmalayan bir beyaz olsa daha keyifli olurdu minik kalplere dokunmak. 

Her neresi olursa olsun, kusurları sertçe göstermek kimseyi iyileştirmez, hiçbir yaraya iyi gelmez.

Ben her yerde benim beyazımı istiyorum. 

Kendim için. 

Hatıralarım için. 

Dünüm için, bugünüm için.

Benim beyazım hep anneannemin örtüsü olsun. Sabun kokulu, yumuşak, tertemiz.

Kokusunu içime çektiğimde hissettiğim sevgi, üzerime örttüğünde içime dolan o güven, yorgunluğuma en iyi gelen şefkat. Baktığımda, insanı içine alan huzur, çocukluğuma açılan sihirli kapı.

İçimde üşüyen bir yer olduğunda, o yerin aradığı yegâne şey beyaz bir örtü.

Çünkü insanın bazen tek ihtiyacı saklanabileceği bir örtüdür. 

Meral Erdönmez
Meral Erdönmez
1969 İzmir doğumluyum. Ege Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümü mezunuyum. 25 Yıl özel sektörde çalıştıktan sonra, sağlık sorunlarından dolayı emekli oldum. Amatör olarak deneme ve öykü yazmaya çalışıyorum. Halen İzmir’de yaşıyorum.

POPÜLER YAZILAR