Dibime çökenlerden kurtulmak istedim ben de senin gibi ve yüzünü henüz bilmediğim çokça insan gibi… “Elime bir süzgeç alsam ve hepsini alıp savursam,” dedim. Yüktü tortularım. Kırgınlıklarım, kayıplarım, yarım kalmış sevinçlerim, söylenmemiş sözlerim; sessizce içime çökmüş, zamanla birbirlerine karışmıştı. Hatta anlamını değiştirmişti ama öylece dibimde kalıvermişti hepsi… Bazen yok saydım, bir çayı yudumlarken boğazıma takıldılar. Bir şarkıda nota oldular. Alışılmış bir yerden geçerken el salladılar bana. Çok tanıdık bir kokuyla burnumu sızlattılar. Yok saymak işe yaramadı zira. Gün oldu azaldılar sandım, yazdım, şarkı söyledim. Azalmadılar.
Bir gün gerçekten eğildim içime. Süzgeci değil ama niyetimi hazırladım. “Gitsinler,” dedim. “Artık taşımayayım.” Ve döktüm. En azından bir kısmını döktüm. Bir şeyler aktı, evet. Unutmayı seçtim. Zihnim yok sayabildi bazılarını… Bir süre sonra içimden yükselen o tanıdık ağırlığın azaldığını sandım. Sanki su berraklaşıyor, sanki ben nihayet arınıyordum.
Ama sonra fark ettim. Ben sadece acıtanları dökmemişim. Ben, beni tutanları da bırakmışım. Bir köşede sessizce duran dayanma gücüm gitmiş. Bir başka köşede, kırıldığım hâlde devam etme sebebim. En kötüsü, beni ben yapan o çatlaklar da suyla birlikte kayboluyordu. Oysa beni ben yapan, o izlerdi. Bugünkü ben onların tortusuyum. Fark ettim. Tortularım sadece dibe çöken acı taraflar değildi demek ki. Onlar, dibe çökerken beni dağılmaktan da koruyan bir ağırlıktı. Cılız bir dal gibi savrulmamı engelleyen güçtü onlar. Kaçmak isterken beni nasıl ağırlaştırdıklarını hissettim. Demlendim bu hayatta tortularımla… Şimdi geriye dönüp baktığımda, o tortulara artık “yük” diyemiyorum.
Onlar benim içimde kalmış geçmişim değil sadece… Derslerim, ben oluşum, şimdim… Dönüşümüm….
Ve belki de en büyük yanılgım şuydu: Ben arınmak istedim. Kendimi eksilterek hafifleyeceğimi sandım. Demleniyordum aslında ama kayboluyorum sandım dibime çöktükçe. Dinginleştim, büyüdüm, derslerimle yoğruldum ve de mayalandım. Tortularıma sıkı sıkı tutunmuyorum ama onlardan kaçmıyorum da. Sadece onların içinde kendimi kaybetmeden durmayı, güçlü durmayı öğreniyorum. Fark ettim ki onlar bu hayat yolculuğunun ağır taşları. Suyu bulandırmamayı, tortuların çayımı yudumlarken boğazıma kaçmamasını öğrenmek tüm mesele aslında.
Tortularımız biziz, hayattaki her zerremiz, şimdiki biz onlar. Kaçmadan, korkmadan ama onlara da sarılmadan onlarla yaşamak, suyu berrak tutmak, en çok da tortularımızla demlenmek tüm meselemiz…



