Modern çağda ilişkiler giderek yüzeyselleşirken, birçok genç kadının iç dünyasında sessiz bir yara büyüyor: Kaçıngan bağlanma. Duygusal yakınlıktan kaçınma hali, artık sadece bir bireysel tercih değil; toplumsal bir eğilime dönüşmüş durumda. Özellikle genç kızlar arasında hızla yayılan bu bağlanma stili, dijitalleşmenin, sosyal medyanın ve bireyselleşme kültürünün gölgesinde şekilleniyor.
Yapılan araştırmalar da gençler arasında, özellikle ergenlik döneminde, kaçıngan bağlanmanın arttığını gözlemleniyor. Çünkü kadınlar, erken yaşlardan itibaren duygusal beklentilerle yetiştiriliyor; ancak hayal kırıklıklarıyla karşılaştıkça duvarlar örmeyi öğreniyor. Güven duygusu zedelenen bir genç kız, zamanla duygusal temastan uzaklaşarak kendi içine kapanabiliyor. Bu durum, duygusal yakınlığın zayıflıkla da özleşmesine sebep olabiliyor. Bu yüzden, hayatımızdaki değer verdiğimiz ve sevdiğimiz insanları kendimizden uzaklaştırabiliyoruz.
Bir arkadaşımıza ya da sevgilimize karşı hissettiğimiz bağlılık, aslında insan oluşumuzun en doğal yansıması. Güçlü olmak, herkesi hayatımızdan çıkarmakla ya da her şeyi tek başına yapmaya çalışmakla ölçülmez. Gerçek güç, birine güvenebilmeyi, onun varlığını hayatımıza katabilmeyi ve buna rağmen kendi benliğimizden ödün vermemeyi başarabilmektir. Kendine değer vermek ve bireyleşmek; sınırlarını bilmek, ihtiyaçlarını tanımak ve kendi ayakları üzerinde durabilmek demektir. Ama bu süreçte insanları uzaklaştırmak, bağ kurmaktan kaçmak ya da yalnızlığı idealize etmek zorunda değiliz.
Kırılganlığını gizlemeyi, ihtiyaçlarını küçümsemeyi bir “olgunluk” sanıyoruz. Oysa duygusal yalnızlık, en çok da kendimize yabancılaştığımızda başlıyor. İçimizde bastırdığımız korkular, özlemler, sevgiler, hepsi bir süre sonra sessiz bir yük hâline geliyor. Gerçek iyileşme, ancak kendi duygularımızla yüzleştiğimizde, onları kabul edip sahiplenebildiğimizde başlıyor. Kırılganlığını reddetmeden, ihtiyaç duyduğumuz sevgiyi küçümsemeden yaşamak, bir zayıflık değil; cesaret işidir. Kadının kendi iç sesini duyabilmesi, duygularını bastırmadan onlarla barışabilmesi hem kendiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkileri dönüştürür. Evet, sesimizin duyulmadığı ve bastırıldığı bu dünya da hep güçlü ve bağımsız olmalıyız; ama bunu yaparken kendimize karşı sağır ve acımasız olmamalıyız, kendi sesimize kulak vermeli ve duygularımızı yaşamalıyız.
Bağlanmaktan Korkan Kalpler



