Çarşamba, Temmuz 29, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Askıda Kalan Hayaller

Adı Cennet’ti. Yaşadığı hayat ise adına inat cehennem… Kapıyı açtığında ilk dikkatimi çeken gözleriydi. Yorgundu ama insanın içini ısıtan mahcup bir gülümseme hâlâ yüzünden eksilmemişti. Yoksulluk omuzlarına erkenden çökmüştü. Buna rağmen güzelliğini tamamen örtememişti.

Buyur etti kapıdan içeri bizi. Kapı demeye bin şahit isterdi. Kırık, dökük, kulpu kopuk, tahtadan bir parça demek daha doğru olurdu belki de. “Buyurun şöyle salona geçin,” dedi o gül yüzüyle. Birkaç adımda salon dediği yerdeydik. Yerde eski püskü kilimler seriliydi. Karşılıklı denk getirilmiş yer minderleri… İçerisi bomboştu. Ben şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken Cennet hemen sormuştu, “Çay içer misiniz abla?”

“Yok,” dedik, “fazla durmayacağız, gitmemiz gerek.” Aslında getirdiğimiz şeyleri bırakıp çıkacaktık ama salonun ortasında eşimle öylece kalakaldık. Ayağıma dolanan tatlı çocuğun sorularına bir bir cevap verirken bulduk kendimizi. “Adın ne?” dedim. “Yusuf,” dedi. “Kaç yaşındasın?” dedim. “Beş,” dedi. “Beş mi?” diye şaşırdım. Çünkü taş çatlasa iki buçuk, üç yaşında gösteriyordu boyu, kilosu. Sorunca neden böyle diye, “Gelişemedi,” dedi, sesi içine kaçarak. Bakımsızlıktan… Evet, belliydi. Ben odası, yatağı, oyuncağı yok diye hayıflanırken içimden, onların yiyecek bulmakta bile zorluk çektiklerini düşünemedim. Yüzüm kızardı, gözlerimi kilimin karışık desenlerinde gezdirdim.

O arada eşim, “Bu parçaları birleştirebilecek misiniz? Vidalar, parçalar burada,” dedi. Cennet, “Eşim akşam işten gelince dener, yapar herhalde,” dedi. Öyle sıkılgandı ki dayanamadık. “Çok zor değil, biz en iyisi hızlıca monte edelim,” dedik. Yatakları kurmaya koyulduk. Tam o sırada ayağım yerde bir şeye çarptı. Bir baktım, bebeği battaniyeye sarıp yere bırakmışlar. Ne kötüydü beşik bile alamamak bebeğine… Eşi kâğıt topluyormuş. Sabah çıkıp gece geç vakitlerde geliyormuş. Cennet de iki küçük çocukla akşama kadar evin içinde…

Yusuf gülümsedi, annesi günlük rutininden bahsederken. Gülünce öndeki çürümüş iki dişini gördüm. Yine istemsizce, sitemkâr, “Fırçalamıyor musun sen bakayım dişlerini?” dedim. O da baktı yüzüme birkaç saniye. “Yok ki diş fırçam,” dedi. Yutkundum ama moralleri bozmak yoktu. Toparladım hemen. Dedim ki “O zaman ben sana diş fırçası, diş macunu getireyim. Sen de her akşam dişlerini fırçala.” Anlaşmıştık. İki küçük yatağı sohbet eşliğinde kurmuş olduk.

Var mı odaları diye sorduk. Cennet içeride boş bir oda olduğunu söyledi. Yatakları içeri taşıdık. Duvarlar rutubetlenmiş, bazı yerlerin badanası dökülmüş, boyası soyulmuştu. Derin bir nefes aldım. Rutubet ciğerlerime kadar işledi. Yatakları bırakıp çıktık. Vedalaştık Yusuf’la. Sarıldı boynuma sıkıca. En kısa sürede yeniden geleceğimizi söyledik. Cennet de dualar ederek uğurladı bizi kapıdan.

Aradan yaklaşık bir hafta geçti. Söz verdiğimiz gibi yeniden gittik. Yusuf bizi kapıda görünce koşarak boynuma sarıldı. Elimdeki balonu gördü önce. Heyecanla aldı. Oyuncak poşetini verdim. Döktü hemen oracığa. Arabalar, pelüşler, yapbozlar, kitaplar… Her birini eline alıp “Anne bak, bak!” diyerek gösterdi. Doldurdu kucağına. Mutluluğun resmi çizildi o an. Cennet buruk bir gülümsemeyle bakıyordu oğluna.

“Gel,” dedim. “Biraz konuşalım.”

Başladı anlatmaya. “İlkokulda derslerim çok iyiydi abla. Öğretmenim hep okumamı isterdi. Ama okutmadılar. Ortaokulu yarıda bıraktım. Sonradan öğretmenimin yardımıyla dışarıdan ortaokul diplomasını aldım. Evlendirdiler beni zorla. Önce Yusuf oldu, ardından kardeşi. Eşimin de düzenli bir işi olmayınca hayat böyle sürüklendi gitti.”

“Okula devam et. Açıktan liseyi oku, sonra üniversiteyi. Daha çok gençsin, halledersin,” dedim.

Cümleleri kısa, sesi kısıktı. Söylemedikleri söylediklerinden daha ağırdı.

“Okuyacaktım… Öğretmen olacaktım ben de senin gibi,” dedi.

Askıda kaldı hayaller…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Dilek Karabulut Oktar
Dilek Karabulut Oktar
1983 yılında Ankara'da doğdum. Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunuyum. Uzun yıllardır bankacılık sektöründe görev yapıyorum. 2025-2026 döneminde yazar Hatice Dökmen tarafından düzenlenen başlangıç ve ileri seviye yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldım. Bu süreçte öykü kurgu, anlatım teknikleri ve metin geliştirme üzerine çalışarak yazarlık yolculuğumu sürdürdüm. Öykülerim, Sırya Yayıncılık tarafından yayımlanan 'İçimizde Kalanlar' kolektif öykü kitabında yer aldı. Ayrıca Kibele Kültür Sanat başta olmak üzere çeşitli edebiyat dergileri, seçki ve antolojilerde dijital ve matbu olarak yayımlandı. Ulusal öykü yarışmaları ve seçkilerine düzenli olarak katılıyor, yazı çalışmalarımı sürdürmeye devam ediyorum.

POPÜLER YAZILAR