Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kimin İçin Çalıyor Bu Çanlar? 

“Bize iki bira getir,” diye seslendi yıkık dökük, kafeteryadan bozma birahanenin içerisine. Sonra ekledi. “Mevzular derin!” 

Kimse sormamıştı halbuki. Ortalık yangın yeriydi ama umurunda değildi biraları masaya  getiren pantolonu düşük oğlanın. 

“Çat!” diye vurdu masaya biraları. 

Yirmi yedi saattir uyumamıştım. Biraz ötedeki kafeye otursaydık keşke. Hiç değilse bir çay  söyleyip göz altı torbalarıma pansuman yapabilirdim diye geçirdim içimden. Birahanenin  sahibi göbekli dayı pantolonu düşük oğlanı fırçalıyordu kasanın önünde. 

İçeride avaz avaz “Jingle Bells” çalıyordu. Masalardaki kan kırmızı üzerinde Noel babaya  benzeyen bir figür olan örtülere baktım. Buranın bir konsepti var mıydı bilmiyorum ama  vardıysa da bu şarkıyla ve bu örtülerle uzaktan yakından uyuşmuyordu! 

Oğlan, patronu gidince müziğin sesini daha da açtı. 

“Jingle Bells, Jingle Bells, Jingle all the way!” 

Bir yerlerde yangınlar çıkıyor, bir yerlerde şarkılar çalıyordu canına yandığım bu şehirde. 

O ise bir şeyler anlatıyordu durmadan. Hikâyeleri bitmezdi hiç ve sen ne anlatırsan anlat  onunkilerin yanında sönük kalırdı. Bu yüzden dinlerdim çoğunlukla ya da dinler gibi  yapardım. 

Birasını masaya vurdu dikkatimi kendisine çekmek istercesine.  

“Çat!” 

Yüzüne baktım. 

“Sen de yanmışsın yanmasına da benim izlerim daha derin,” dedi ve ekledi, “izler kalır, izler kalırsın demişler.”

Kim demiş? Ben neden duymadım. Boş boş baktım yüzüne. 

Nereden buluyordu böyle sözleri… 

Şimdi kafeden bozma bu birahanede karşılıklı oturuyorduk Ağustos’un belki de en sıcak  gününde. Benim göz altı torbalarım ve onun titreyen elleri. Keşke çay içebileceğimiz bir  yerlere gitseydik diye hayıflanırken önümdeki bira da çiş gibi olmuştu zaten! 

Sıcak birayı kafama diktiğimde kalkacağımı anladı. 

“Unutma olur mu sana söylediklerimi?” dedi.

Anlamsızca baktım suratına. Dinlemediğimi fark edince güldü. Anlattıklarını özetlemek için  bir cümle aradığını anlamıştım uzaklara dalışından. 

Birbirimizin ne düşündüğünü konuşmadan anlayacak kadar zaman geçirmiştik birlikte. 

O, benden önce kalktı. Titreyen eliyle, son günlerde bütün damarları yüzeye çıkmış ve  neredeyse yeşile dönmüş elimi tuttu.

“Yani diyeceğim o ki, insana denk gelesin bu hayatta.”

Dua mı etti, dilek mi tuttu bilemedim. 

Tokat mıydı yüzüme çarpan, göremedim. 

‘İnsana denk gelesin!’ 

Ne güzel sözdü… 

Her yeri sigara yanığı dolu kırmızı masa örtüsüne baktım anlamsızca. Yüzü delik deşik olmuş  Noel baba için üzgündüm. O uzaklaşırken yine aynı şeyi düşündüm.

Nereden buluyordu böyle sözleri…

Melis Dağdelen
Melis Dağdelen
1989 İstanbul doğumluyum. 2020 Temmuz ayında, doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul’dan ayrılarak Bodrum’ a yerleştim. Dört yıl Bodrum’da yaşadıktan sonra 2024 Temmuz ayında evlendikten sonra hayatıma Karadağ’da devam ediyorum. Hayat bir yolculuk ve bu yolculuğu, düzenimi bozmaktan hiç korkmadan her seferinde yeniden başlayarak özgürce sürdürmeye çalışıyorum. Hikayelerimi yazarken yaşadığım, gezdiğim, gördüğüm yerlerden ve tanıştığım insanlardan ilham alıyorum. Bazen dinlediğim bir şarkı bazen gördüğüm bir manzara hayal dünyamda bambaşka kapılar açabiliyor. Kalıpların dışına çıkmaktan korkmayanlara selamlar,

POPÜLER YAZILAR