Duru ve Tolga yılbaşı tatilini geçirmek için, Safranbolu’da bir butik otelden yer ayırttılar. Hafta sonu Safranbolu‘da kar yağışı başlamıştı. Duru haberleri izliyordu. “Kardan yollar kapanmış Tolga, buzda kayan tır nedeniyle ulaşım aksamış diyorlar, ne yapalım, gitmesek mi?”
“İkimize de iyi gelir bu tatil, sıkıntılı zamanlar geçirdik. Gidelim bence,” dedi Tolga.
“Safranbolu, Gerede arasında dokuz, on saat araçlar mahsur kalmış,” dedi Duru endişe ile. Haberleri dinledikçe, Duru gitmekten vazgeçme noktasına geliyordu. İstanbul’a da kar yağışı bekleniyordu. Ama kar çok kalmıyor, hemen eriyordu.
“Çocukluğumuzdaki kışlar gibi, böylesini uzun zamandır görmedik. Karın tadını biraz da biz çıkaralım. Kış lastiklerimiz var. Tedbirimizi alalım, yapalım bir delilik,” dedi Tolga.
”Delilik deyince ben bu fikre hayır diyemem,” dedi Duru. İkisi de doğada olmayı, kamp yapmayı seviyordu. Zorlu koşullar onları dinç tutuyordu.
Duru, bolca yiyecek ve su aldı yanına. Termoslara çay ve kahve yaptı. Tolga zincir, çekme halatı gibi lazım olabilecek malzemeleri tamamladı. 30 Aralık’ta yola çıktılar. Bolu’ya yaklaşınca kar yağışı başlamıştı. Yemyeşil çam ormanları karla kaplanmıştı. Doğa beyaz örtüsünü örtmüştü. Gökten pamuk yumakları gibi yağıyordu kar. Bazen silecek yetişmiyordu. Görüş mesafesi azalmış, trafik yavaşlamıştı. Duru termosun kapağını açtı. Bardaklara kahve doldurdu. Arabanın içi mis gibi kahve koktu. Kısa süreli beklemeler ile nihayet Safranbolu’ya ulaştılar.
Safranbolu masal şehrine benziyordu. Kurabiye evlerin üzerine beyaz kremalar dökülmüş gibiydi. Bahçelere pamuk yataklar atılmış, beyaz çarşaflar serilmiş gibiydi. Her yerde yetmiş santime yakın kar vardı. Duru “Sanki simli yılbaşı kartpostallarının içinde gibi hissediyorum,” dedi. Butik otelin bahçesine girince kendini yatağa atar gibi karların içine bıraktı. Kollarını karda aşağı yukarı gezdirerek melek kanatları yaptı. Kara iyice gömülen Duru’yu Tolga elinden tutarak kaldırdı. “İyi ki gelmişiz,” dedi Duru.
Odalarına yerleştiler. Duru dantel perdeli pencereden dışarı bakınca çarşı meydanında kurulan yeni yıl panayırını gördü. “Tolga şuna bak, ne kadar şirin!” dedi. Küçük ahşap evler şeklinde yapılmış satış stantlarında, seramik, ahşap, cam hediyelik eşyalar satılıyordu. Cinci hanının duvarları, köprüler, ağaçlar, dükkanlar küçük ışıklarla süslenmişti. Çamlar, Noel Baba figürleri, kırmızı ve yeşil süsler beyaz karların içinde muhteşem görünüyordu. Kestane, salep, patlamış mısır satanlar vardı. Alana sık sık yerleştirilmiş dış mekân sobalarının alevi de ambiyansı tamamlıyordu. Yan flüt ve keman sesi odaya kadar geliyordu.
Tolga, “Panayıra akşam gidelim. Hem otele yakın, hem ışıklar yanınca gece daha keyifli olur,” dedi. Cep telefonundan gezilecek yerlere baktı.
“Bence en uzak noktadan gezmeye başlayalım. Cam teras ve İncekaya su kemerine gidelim. Hem kanyonu da görmüş oluruz,” dedi.
Hazırlanıp dışarı çıktılar. Navigasyonun yol tarifi ile cam terasa doğru yol aldılar. Karla kaplı dar köy yolları biraz zorladı. Araba iki defa kaydı. Kar nedeniyle her taraf kapalıydı.
“Kimse gelmez diye düşünmüşler, her yer kapalı,” dedi Duru. “Kim bizim kadar deli olabilir ki?” dedi Tolga. İncekaya su kemerine kadar yürüdüler. Güzel fotoğraflar çektiler. Kanyona doğru bağırdılar, seslerinin geri gelen yankısını dinlediler. Çocuklar gibi kartopu oynadılar. Çok üşüdüler. Geri dönmek için tam arabaya binerken Duru “miyav” diye ince bir ses duydu. Sesin geldiği yöne doğru gitti. Çevreye bakındı. Bilet gişesinin yanında soğuktan ve açlıktan donmak üzere olan bir kedi gördü. Kedi beyaz, karlar beyaz; Duru zor fark etti. Kedi tekrar “miyav” dedi yeşil gözlerini Duru’ya dikerek. Duru uzandı, kediyi kucağına aldı. Başını okşadı. Kucağında kedi ile arabaya bindi. Tolga kediye ve Duru’ya soran gözlerle baktı. Araba ve deri koltukları Tolga’nın kırmızı çizgisiydi. “Söz, hiç kucağımdan bırakmayacağım. Hem Tolgacım baksana çevrede yiyecek verecek kimseler yok. Bırakırsak soğuktan donar,” dedi. Tolga çaresiz, olur anlamında başını salladı. “Dişiyse ve ya yavrusu filan varsa?” dedi Tolga. Duru kontrol etti. “Nur topu gibi bir oğlumuz oldu. Adı ne olsun?” dedi. “Kar, Kartopu, Şans olabilir.”
Duru, “Beyaz diyelim mi? Bembeyaz karlar içinde bulduk. Hem sağ patisi ve kuyruğunun ucu dışında tüyleri beyaz,” dedi. Tolga, “Sen nasıl istersen hayatım, İstanbul’dan koşa koşa bu paşayı kurtarmaya gelmişiz,” dedi kedinin başını okşayarak. Beyaz sıcağı görünce, Duru’nun kucağında uykuya daldı.
Otele geldiklerinde, Duru Beyaz’ı salonda yanan döküm sobanın yanına bıraktı. Marketten aldıkları kedi mamasını bir kaba koydu. Otel sahipleri ve müşterilerin çocukları Beyaz’ı çok sevdiler. Beyaz ısınıp, karnı doyunca çocuklarla oynamaya başladı.
31 Aralık akşam yemeğinde otel misafirleri için, kocaman bir hindiyi nar gibi pişirmiş, iç pilav ve pek çok zeytinyağlı mezeler hazırlanmıştı. Canlı müzik de vardı. Duru kucağında Beyaz ile indi aşağıya. Tabağındaki hindiden bir parça Beyaz’a verdi. Tolga “Dün gece soğuktan donuyordu. Bu gece yılbaşı sofrasında hindi yiyor, şunun keyfine bak, mucize gibi,” dedi. Duru, “Ne dersin Beyaz’ı sahiplenelim mi?” diye sordu. Tolga gözlerini kocaman açtı. “İstanbul’a mı götüreceğiz?” dedi. Duru boynunu büktü, “Box alırız hayatım. Ne zamandır çocuk istiyoruz, olmuyor. Bir kedimiz olsun. Belki bize şans getirir,” dedi. Duru ve Tolga yedi yıldır evliydiler. Henüz çocukları yoktu. İkisi de çok istiyordu ama olmuyordu. Doktorlar herhangi bir sorunun olmadığını söylüyordu. Bir defa tüp bebek denemişlerdi. Başarısız olmuştu. Tolga, yüzüne yalvaran gözlerle bakan Duru’ya hayır diyememişti. Üstelik anlamış gibi Beyaz da yeşil yeşil bakıyordu. Tolga “Yarın box alalım da koltukları çizmeden İstanbul’a gitsin bakalım,” dedi.
Safranbolu’dan döndükten bir ay sonra Duru kucağında Beyaz ile Tolga’ya hamile olduğunun müjdesini verdi. Beyaz onlara şans getirmişti.



