Çarşamba, Temmuz 29, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Askıdaki Gelinlik

Üst kattaki dairenin satıldığını apartman yöneticisinden öğrenmişti Melek. “Demek sonunda biri aldı,” diye söylendi kendi kendine.

Ertesi sabah başlayan matkap sesleri bütün evi doldurdu. Duvarlar titriyor, tavandan ince ince toz dökülüyordu. “Ben emekli olmadan önce alsaydınız da yapsaydınız şu tadilatı,” diye söylendi. “Huzurum da kalmadı.”

Canı sıkılıp pencereye yöneldi. Tam o sırada caddeden korna sesleri yükseldi. Beyaz kurdelelerle süslenmiş gelin arabasının önünde uzayan konvoy ağır ağır ilerliyordu.

Yukarıda matkap, aşağıda gelin konvoyu… İkisi de yıllardır sustuğunu sandığı bir yere vuruyordu.

Emekli oluncaya kadar hayatını işine adamıştı. Basamakları birer birer çıkmış, makam sahibi olmuştu. Terfiler gelmişti ama hayat durmuştu. Ruhunu da gençliğini de fark etmeden işine satmıştı.

Aynanın karşısında yüzüne baktı. Saçlarına düşen aklar, göz kenarındaki çizgiler…

Tam o sırada kapı çaldı. Kapıyı açınca karşısında güler yüzlü bir adam duruyordu.

“Merhaba. Ben Sefa. Üst kattaki dairenin yeni sahibiyim. Size verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dilemek istedim. Eğer evinizde bir zarar oluştuysa lütfen bana haber verin.”

İnce, ölçülü konuşuyordu. Gözlerinin içine bakarak gülümsüyordu. Melek istemsizce gülümsedi. “Ben de Melek. Teşekkür ederim. Şimdilik bir sorun yok.” Kapıyı kapattığında kendi kendine, “Ne kadar kibar bir adam,” dedi.

Günler haftalara dönüştü. Sefa’nın gelişi apartmanın sesini de değiştirmişti. Sabahları herkese içtenlikle günaydın demesi, yaşlı komşuların poşetlerini taşıması, kapıyı tutup teşekkür etmesi… En çok da konuşurken gözlerinin gülmesi… Melek’i huzursuz eden buydu. Çünkü ona birini hatırlatıyordu.

Zamanla apartman sohbetleri çaylara dönüştü. Bir gün çay uzatırken, “Kahve içmiyorsunuz değil mi? Çayınızı şekersiz hazırladım,” dedi Sefa. Melek şaşkınlıkla baktı. Bir başka gün elinde birkaç dal nergis ile çıkageldi. “Pazarda görünce aklıma siz geldiniz.”

Nergis… En sevdiği çiçekti. Yıllardır bunu bilen kimse olmamıştı. Kendini görülmüş hissetti. Ve bundan korktu.

Bir akşam çamaşırları toplarken apartman girişinden yükselen Sefa’nın kahkahasını duydu. Elindeki mandallar bir anda durdu. İçinde yıllardır kıpırdamayan bir şey usulca başını kaldırdı. Telaşla odasına girdi. Gardırobun kapağını açtı. Beyaz kılıf hâlâ yerindeydi. Titreyen elleriyle gelinliği çıkardı. Parmakları kumaşın üzerinde dolaşırken kırk iki yıl geriye gitti. Bir otobüs durağına…

Kıvırcık saçlı, çilli, uzun boylu bir delikanlının sıcak gülümseyişine… İlk kez kalbinin böylesine çarptığı o sabaha… Sonra okul koridorlarına… Elinde bir demet nergisle karşısına çıkışına. “Arkadaşlığımızın başlangıcı olsun,” deyişine.

O günden sonra ayrılmaz olmuşlardı. Birlikte ders çalışmışlar, birlikte hayaller kurmuşlardı. İş bulunca da hiç beklemeden evlenmişlerdi. Mutlulukları yalnızca üç ay sürmüştü.

Bir trafik kazası…

Bir telefon…

Ve bir ömür sürecek sessizlik…

O günden sonra gelinlik gardıroptaki askıya asılmış, Melek’in kalbi de onun yanına ilişmişti. Ne gelinlik inmişti askısından… Ne de kalbi.

Kapı yeniden çaldı. Melek gözyaşlarını silip açtı. Sefa elinde küçük bir paket ve birkaç dal nergis ile duruyordu. Sessizce içeri geçti. “Sana uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var,” dedi. Durdu. Derin bir nefes aldı.

“Senin yanında kendimi evimde hissediyorum. Eğer sen de istersen, hayatımızın geri kalanını birlikte yürüyelim. Bizi engelleyen hiçbir şey yok.”

Melek uzun süre konuşamadı. İçinde yıllardır kilitli duran kapılar birer birer açılıyordu. Bu, ilk aşkının yerine geçen bir sevgi değildi. Bu, hayatın yeniden kapısını çalmasıydı. Yavaşça başını salladı. “Olur.” Sefa, cebinden çıkardığı yüzüğü titreyen parmaklarına taktı.

Nikâhları akşamdı. Sabah erkenden evden çıktı. Elinde askısından hiç çıkarılmamış gelinlik vardı. Taksi mezarlığın önünde durdu. Eşinin mezarının başına çömeldi. Gelinliği askısından ayırmadı. Yavaşça toprağa bıraktı. Gözlerinden süzülen yaşlarla fısıldadı. “Affet beni. Seni değil… Beklemeyi uğurluyorum.”

Toprak ağır ağır beyaz kumaşın üzerini örttü. Melek ayağa kalktı. Kırk iki yıldır askıda duran yalnızca gelinlik değildi. Hayatıydı.

Ve o gün, ilk kez askı boş kaldı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Gül Canca
Gül Canca
15 Mart 1963’te doğdum. Hayat bana zamanla birçok kimlik verdi: Çocuk, öğrenci, çalışan, eş, anne… Uzun yıllar sekreter olarak çalıştım, emekli oldum. Şimdi ise bütün bu yılların biriktirdiği hayatı ve insan hikâyelerini yazıya dönüştürmek için yazar kimliğine hazırlanıyorum.

POPÜLER YAZILAR