Dünyanın farklı bölgelerinde her yıl milyonlarca kız çocuğu, henüz kendi bedeni hakkında karar verebilecek yaşa bile gelmeden geri dönüşü olmayan bir uygulamayla karşı karşıya kalıyor. “Kadın sünneti” olarak bilinen bu gelenek, bazı toplumlarda kültürel bir ritüel olarak görülse de uzmanlar bunun ne tıbbi ne de dini bir zorunluluğu olduğunu açıkça ifade ediyor.
Peki kadın sünneti tam olarak nedir ? Neden hâlâ uygulanıyor ve neden tüm dünyada ciddi bir insan hakları ihlali olarak değerlendiriliyor ?
Kadın sünneti nedir ?
Kadın sünneti, herhangi bir tıbbi gereklilik olmaksızın kadın dış genital organlarının kısmen ya da tamamen kesilmesi veya farklı şekillerde zarar görmesine neden olan uygulamaların genel adıdır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bu uygulamayı Kadın Genital Mutilasyonu (FGM) olarak tanımlıyor ve sağlık açısından hiçbir yararı bulunmadığını net bir şekilde vurguluyor. Vakaların büyük bölümünde işlem, bebeklik dönemi ile 15 yaş arasındaki kız çocuklarına uygulanıyor. Çoğu zaman steril olmayan ortamlarda, anestezi kullanılmadan ve sağlık eğitimi bulunmayan kişiler tarafından gerçekleştirildiği için ciddi sağlık riskleri de beraberinde geliyor.
Neden uygulanıyor ?
Dışarıdan bakıldığında anlamlandırması zor olsa da kadın sünnetinin arkasında nesilden nesile aktarılan toplumsal inanışlar bulunuyor.
En sık öne sürülen gerekçeler ise şöyle:
- Gelenek ve kültürü sürdürmek,
- Evlilik için gerekli olduğuna inanmak,
- Kadının cinselliğini kontrol altında tutmak,
- Bekâreti koruduğunu düşünmek,
- Temizlik ve saflık inancı,
- Toplum tarafından dışlanmaktan kaçınmak.
Ancak uzmanların ortak görüşü oldukça net. Bu gerekçelerin hiçbirinin bilimsel bir dayanağı bulunmuyor.
Dini bir zorunluluk mu ?
Kadın sünneti çoğu zaman dinle ilişkilendirilse de bu yaygın inanış gerçeği yansıtmıyor. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik başta olmak üzere, dinlerin kutsal metinlerinde kadın sünnetini zorunlu kılan açık bir hüküm yer almıyor. Bu nedenle pek çok ilahiyatçı ve din insanı, uygulamanın dini değil, kültürel kökenli bir gelenek olduğunu ifade ediyor.
Sağlık üzerindeki etkileri:
Kadın sünnetinin tıbben kanıtlanmış hiçbir faydası yoktur. Buna karşılık hem işlem sırasında hem de yıllar sonra ortaya çıkabilecek çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
İlk saatlerde görülebilecek riskler arasında şunlar yer alır:
- Şiddetli kanama,
- Yoğun ağrı,
- Enfeksiyon,
- İdrar yapamama,
- Şok,
- Tetanos,
- Hayati risk ve ölüm.
Uzun vadede ise şu sorunlarla karşılaşılabilir:
- Kronik ağrılar,
- Tekrarlayan enfeksiyonlar,
- Adet döneminde şiddetli ağrı,
- İdrar yolu problemleri,
- Kısırlık riski,
- Gebelik ve doğum sırasında komplikasyonlar,
- Cinsel ilişkide ağrı,
- Cinsel işlev bozuklukları.
Bazı kadınlarda doğum sırasında ek cerrahi müdahaleler gerekebilir. Bu durum hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından riski artırabilir.
Görünmeyen yara: Psikolojik etkileri…
Kadın sünnetinin bıraktığı izler yalnızca fiziksel değildir. Pek çok kadın, yaşadığı travmanın psikolojik etkilerini yıllarca taşımak zorunda kalır. Araştırmalar; travma sonrası stres bozukluğu, kaygı, depresyon, korku, özgüven kaybı ve cinsel yaşamı olumsuz etkileyen psikolojik sorunların bu uygulamaya maruz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini ortaya koyuyor. Çocuk yaşta yaşanan böylesine ağır bir travma, bireyin tüm yaşamını etkileyebilecek kalıcı sonuçlar doğurabiliyor.
Dünyada kaç kişi kadın sünnetine maruz kaldı ?
Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün dünya genelinde 230 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu kadın sünnetine maruz kaldı. Uygulama en çok Afrika’nın bazı bölgelerinde görülse de Orta Doğu ve Asya’daki belirli topluluklarda da devam ediyor. Göç hareketleri nedeniyle Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan bazı topluluklarda da risk varlığını sürdürüyor. Uluslararası kuruluşlar ise her yıl milyonlarca kız çocuğunun hâlâ bu uygulamayla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.
Neden insan hakları ihlali olarak görülüyor ?
Kadın sünneti çoğu zaman çocuk yaşta ve kişinin açık rızası olmadan uygulanıyor. Bu nedenle yalnızca sağlık sorunu değil, aynı zamanda temel insan haklarının ihlali olarak kabul ediliyor.
Bu uygulama; Çocuğun üstün yararı ilkesini ihlal eder. Beden dokunulmazlığını ortadan kaldırır. Sağlık hakkını tehlikeye atar. Kadına yönelik şiddetin bir türü olarak değerlendirilir. Bu sebeple dünyanın birçok ülkesinde kadın sünneti yasalarla suç kapsamına alınmıştır.
Bu uygulama nasıl sona erebilir ?
Uzmanlara göre yalnızca yasaklar tek başına yeterli değil. Kalıcı değişim için toplumun her kesiminin sürece dahil olması gerekiyor.
Bunun için;
- Eğitim olanaklarının artırılması,
- Toplumun bilinçlendirilmesi,
- Sağlık çalışanlarının eğitilmesi,
- Dini liderlerin doğru bilgilendirme yapması,
- Kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesi,
- Çocuk haklarının etkin şekilde korunması büyük önem taşıyor.
Sözlerimin sonuna yaklaşırken şunları söylemek istiyorum.
Bazı gelenekler insanları yaşatır, bazıları ise nesiller boyunca sorgulanmadan sürdürüldüğü için derin yaralar açar. Eğer bir uygulama bir çocuğun sağlığını, bedenini ve geleceğini elinden alıyorsa, onu gelenek diye savunmak mümkün değildir. Çünkü hiçbir kültür, hiçbir inanç ve hiçbir toplumsal baskı, bir çocuğun zarar görmesini haklı çıkaramaz. Kadın sünneti yalnızca bedende iz bırakmaz. Çocuklukta yaşanan bu travma, çoğu zaman bir ömür boyunca taşınan görünmez yaralara da dönüşür. Oysa her kız çocuğu, korkmadan büyümeyi, bedenine dair kararları kendisinin verebileceği bir geleceği ve güven içinde yaşamayı hak eder. Toplumların gerçek gücü, geleneklerini ne kadar koruduklarıyla değil, çocuklarını ne kadar koruyabildikleriyle ölçülür. Bir çocuğun gözyaşı, hiçbir geleneğin devam etmesi için ödenebilecek bir bedel değildir. İnsan onuru, yaşam hakkı ve beden dokunulmazlığı her türlü kültürel alışkanlığın üzerinde yer alır.
Belki de bu konuyu tek bir cümle en iyi şekilde özetliyor: Bir kız çocuğunun bedeni, geleneklerin değil, yalnızca kendisinin olmalıdır.
Kadın sünnetine karşı verilen mücadele de bu yüzden sadece kadınların mücadelesi değil, insanlığın vicdanını ve çocukların geleceğini koruma sorumluluğudur.



