Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Vosvos

İlk görüşte aşktı bu. Caner bahçe kapısından çıktığında ilk onu gördü. Karşı binanın önünde duruyordu. Yeşil, pırıl pırıl bir Kaplumbağa. Ön camında “ACİL SATILIK” yazıyordu. Nefesi kesildi. Bu araba onun olmalıydı. Hemen telefon etti. Tok bir ses cevap verdi. “Arabanıza vuruldum,” diye lafa başladı Caner.  Adam “Yakındayım hemen geliyorum,” dedi.

Beş dakika sonra Caner ve Tolga el sıkıştılar. Tolga iş için Danimarka’ya gidiyordu, ne zaman döneceği belli değildi. Aslında İzmir’de yaşıyordu ve bir görüşme için İstanbul’a gelmişti. Caner o zaman fark etti plakanın 35 olduğunu. Doğduğu şehirdi İzmir. Daha da ısındı Vosvos’a. Tolga arabasını anlattı, Caner çoğunu dinlemedi bile. 1975 model, manuel, 1303 VW, benzinli, motor gücü 101-125. Bunların hepsi ansiklopedik bilgi gibi geldi Caner’e. Kafasını salladı. Bir an önce direksiyona geçmek istiyordu. Anahtarlığı uzattı Tolga. Yeşil bir kaplumbağa vardı anahtarın ucunda. Birlikte kısa bir deneme sürüşüne çıktılar. Caddeye kadar inip, ilk sokaktan geri döndüler. Vosvos’un arkadan gelen “putur putur” sesine de vuruldu Caner. Tutamadı kendini. Arabanın içindeki gürültüyü bastırmak için bağırdı, “Tamam, alıyorum ben bunu.”

Tolga güldü. “Kızımın adı var. Fıstık. İsmini bilir. Motoru çalıştırmadan önce konuşurum onunla. Şimdi aceleye geldi de konuşmadım.  Her hafta yıkanmak ister. Yağını, suyunu kontrol etmezsem küser. Farklı istasyonlardan benzin almam. Yeşil logolu yerinkini sever. Kaprislidir bizim kız.”

Fıstık yeni sahibini sevdi. İçi rahatladı. Satılık ilanı cama yapışınca huzursuzlanmıştı. Sahibinden ayrılmak istemiyordu. Ama bu yeni sahip de ona iyi bakacaktı. Bazı dostları gibi çürümeye terkedilmeyecekti. Para pul işleri çabucak bitti. Vosvos artık Caner’indi.

Aynı markanın en son çıkan modelinden alacağını söyleyip, sonra da gidip bu yaşlı tin tini aldığını görünce şaşırdı arkadaşları.  Aşk böyle bir şeydi işte.  Kaplumbağanın tüm alışkanlıklarını devam ettirdi Caner.  İşe giderken konuştu, bazen patronu hakkında dedikodu bile yaptı. Tek sorunu vardı. Spor çantasını ve alışveriş torbalarını öndeki bagaja koyarken zorlanıyordu. Söylemişti Tolga. Otomatik, ayağını uzatınca açılan bagajlardan değildi. Zahmetliydi. Torpido gözünün sol iç köşesindeki, yukarıya doğru uzanan mandal arada bir takılıyordu. Caner arka koltuğa koyuyordu eşyalarını.  Zaten kız arkadaşından başkası da binmiyordu arabasına. Ön koltuğu öne it, arkaya geç, koltuğu indir. Kelebek camından gelen havayla yetin. Yok bu araba resmen iki kişilikti. Birkaç ay sonra arabanın camında bir kart gördü. “19 Mayıs Vosvos turumuzda sizi de aramızda görmek isteriz.” İçinden cevap vermek gelmedi. Boş boş tura çıkmak saçma geldi.

Günler geçti. Ayda bir yıkatmaya başladı arabasını. Kız arkadaşının boş kahve bardakları birikti. Benzin konusunda da sözünde duramadı. Kime rast gelirse oradan aldı. Fıstık birkaç kez uyardı aslında. Sesi ağlamaklı çıktı, öksürdü, yalpaladı. Bir keresinde tam yolun ortasında durdu. Etraftan koşup gelenler oldu, yokuş aşağı iteklediler. Çalıştı zavallıcık. Sahibi onu bırakmasın diye uzatmadı dargınlığı.

Ne olduysa Caner’in doğum gününde oldu. Annesiyle babası ellinci yaş günü için biricik oğullarına son model bir esmer hibrid hediye ettiler.  Plakası da “CNR” idi üstelik. Vosvos durabilirdi. Ama yeni araba ona daha çok yakışırdı. Hem zaten daha ne kadar giderdi bu antika araba.

Caner yeni sevgilisini kapalı garaja yerleştirdi. Eskisi Fıstık, açık otoparkta yerini aldı. Önce ağaca konan kuşlar pislemeye başladı. Toz birikti üzerinde. Yağmur yağdı, temizlendi. Yine tozlandı. Camları o kadar kirlendi ki çocuklar “Beni Yıka,” yazdı. Birisi “Satmak ister misiniz?” yazdığı kartını bıraktı. Satardı aslında ama uğraşmak istemedi. Duruyordu bahçede işte. Caner esmer arabasıyla fink atıyordu etrafta. Arkadaşları da biniyordu. Bir de yeni kız arkadaş buldu. Kahve içen gitti, buzlu çay içen geldi. Kısmeti açıldı.

Günün birinde aniden, tıpkı Vosvos’un durduğu gibi, Hibrid de yolun ortasında durdu.  Eksik bir şeyi yoktu. Göstergelere göre karnı tok, sırtı pekti. Öbürü gibi ittirince çalışmazdı. Mecburen servisi çağırdı. “Göstergesi bozulmuştur, elektrik kaçağı olmuştur, bakarız, hallederiz,” dedi lacivert tulumlu adam. Yağ ve mazot kokusu yükseliyordu üstünden. Alıp götürdü esmeri. Caner kös kös eve döndü. 

Ertesi sabah Fıstık’ın yanına gitti. Kaplumbağalı anahtarlık yerine yerleşir yerleşmez ses verdi Vosvos. İlk tanıştıkları gün duyduğu “putur putur” sesi ile “Merhaba,” dedi sahibine.

Caner tozlu ön cama su fışkırttı. Silecekler camı temizledi. En yakındaki yeşil logolu istasyona gittiler.  İçi dışı yıkandı, yağı suyu kontrol edildi, karnı doydu. Tekerleklere de hava basıldı. Yine pırıl pırıl oldu Fıstık. Caner tek kelime etmedi. Halbuki konuşsaydı, hatırını sorsaydı, özür dileseydi; benzincideki dondurma yiyen  adama göz kırpmazdı Vosvos. Adam Caner’e yaklaştı. “Bu fıstığa talibim.”

Ekin Toprak Ertuğral
Ekin Toprak Ertuğral
1970 İstanbul doğumluyum. Sainte Pulchérie Ortaokulu, Saint Benoit Fransız Lisesi ve İ.Ü Fransız Filolojisini bitirdim. Turizm sektöründe çalıştım ve emekli oldum. Yazmak benim için vazgeçilmez bir uğraş. Her gün yazma alıştırmaları yapmaya çalışıyorum. Cumba Fanzin, SuareÖykü ve Yeni Yazar e-dergilerinde öykülerim yayınlandı. Kitap okumak da en büyük hobim. Fırsat buldukça yazarların söyleşilerine katılmaya çalışıyorum.

POPÜLER YAZILAR