Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Nar

Televizyonda görüntüler akıyordu. Renkli ışıklar bir kalabalığın üstünden geçiyor, insanlar zıplıyor, bir ağızdan neşeyle bağırıyordu. Kanalı değiştirdi. Havai fişekler boğaz köprüsünün üzerinde patlayıp her yöne saçılıyor, karanlık salonu kırmızı, mor, yeşil renkte aydınlatıyordu. Ses tamamen kısıktı. Birkaç kez daha kanal değiştirdikten sonra kumandayı eline alıp tamamen kapattı. Evde yalnızca mutfaktan gelen buzdolabının uğultusu kaldı. 

Ceketini çıkarmadan koltuğu oturdu. Bir süre kararmış ekrana baktı. Sonra gidip perdeyi iki parmak araladı. Karşı apartmanın camlarında ışıklar yanıp sönüyor, açık camlardan kahkahalar duyuluyordu.

Perdeyi kapattı, mutfağa geçti. Lavabonun kenarında boş bir tabak, bir çatal ve bir bıçak duruyordu. Musluğu açtı, kapattı. Tabak yerinde kaldı. 

Duvardaki saat 23.59’u gösteriyordu. Tam ışığı kapatıp mutfaktan çıkarken duyduğu “Tak!” sesiyle irkildi. 

Ses duvarın içinden geliyor gibiydi. Tok, sert, net… 

Ardından kahkahayla karışık bir çocuk sesi duyuldu: “Anne çok sert vurdun!”

Tekrar kahkahalar… 

Karanlık koridoru geçip kapıyı açtı. Karşı dairenin kapısı sonuna kadar açıktı. İçeriden sarı bir ışık taşıyordu. Kapıda bir kadın belirdi. 

“Aaa, biz çok mu gürültü yaptık?”

“Yok,” dedi yavaşça. “Bir şey düştü sandım.”

Kadın, parçalara ayrılmış narı yerden toplarken geniş bir gülümsemeyle: “Yılbaşı gecesi nar kırmak bizde âdettir.”

İçeriden bir erkek sesi yükseldi: “Kapıyı kapatma, çağır gelsin!”

Kadın kenara çekilerek eliyle içeriyi işaret etti. “Buyurmaz mısınız?”

Tereddüt etti, bir adım geri çekildi. “Rahatsızlık vermeyeyim,”

“Olur mu öyle şey, gelin bir çayımızı için.”

Bir an daha tereddütle kapının eşiğinde durdu. Sonra ceketinin yakasını düzeltti, başıyla hafifçe selam verip içeri girdi. 

Uzun koridoru geçip ışıl ışıl bir salona girdiler. Odanın sol tarafında koltuk takımı, sağ tarafında da upuzun bir yemek masası vardı. Masanın etrafında yanakları kızarmış, neşeli yüzler sıralanmıştı. Salata kasesinde yalnızca birkaç yeşil parça ve suyu kalmıştı. Hindinin kemikleri tabakların kenarlarında küçük beyaz iskeletler gibi üst üste yığılmıştı. Kadehler boşalmış, bazılarının ağız kısımlarında yarım ay şeklinde kırmızı lekeler asılı kalmıştı. Kadın mutfağa gidip elinde tatlıyla döndüğünde, gecenin büyük kısmının geride kaldığı, çayla sohbet faslına geçildiği anlaşılıyordu. 

Neredeyse bir yıldır kapı önünde kısa selamlaşmalar haricinde konuşmadığı karşı komşularının evindeydi şimdi. Aynı duvarı paylaştığı bu insanların seslerine ilk defa kendi sesi karışıyordu. Kısa bir tanışma faslından sonra kendisine gösterilen sandalyeye ilişti. Masada evin dedesi olduğu anlaşılan yaşlı adam dikkat çekiyordu. Burnunun ucuna indirdiği yuvarlak gümüş rengi gözlükleri, tepesi dökülmüş kır saçları, yüzünde yaşanmışlıkların izini taşıyan çizgilerle hem tonton, hem de bilge bir tavrı vardı. Yanında oturan büyükanne ona bir şeyler söylüyor, o da başıyla onaylayıp yumuşak bir tebessümle karşılık veriyordu. Karşılarında ev sahibi karı koca oturuyordu, aralarında sandalyesinde ileri geri kıpırdanan sekiz-dokuz yaşlarındaki oğlan çocuğu… Bir de şehir dışından yılbaşı için gelmiş olan kız kardeşle kocası vardı. 

Masanın üzerine çay bardakları yerleşti, kaşıkların bardağın yan yüzeylerine değen ince sesi, masadan yükselen seslere karıştı. Tatlılar tabaklara pay edilirken, yaşlı adam çayından bir yudum aldıktan sonra bardağı avuçlarıyla kavrayıp öne doğru eğilerek “Nar,” dedi yavaşça, “öyle sıradan bir meyve değildir. Dışı kapalıdır ama içi kalabalıktır.”

Ev sahibi kadın gülümsedi. “Annem küçükken nar tanelerini saydırırdı hatırlıyor musun baba? ‘Her tanesi bir dilektir’ derdi.”

Çocuk sandalyesinde yükselerek araya girdi: “O zaman ben tüm taneleri sayarım, hepsi için oyuncak isterim!”

Herkes güldü. 

Dede çayından bir yudum daha aldı. Buhar, gözlüğünün camına ince bir perde gibi vurup yok oldu. Küçük çocuğa dönerek, “Peki neden nar kırdık bu gece, biliyor musun?”

Küçük çocuk merakla başını iki yana salladı.

“Yılbaşı gecesi nar kırılınca, taneleri ne kadar uzağa saçılırsa eve o kadar bolluk, bereket, şans gelir.”

“Taneler Haluk Bey’in kapısına kadar saçıldı!”

“Demek ki harika bir yıl olacak!”

Büyükanne de sohbete dahil oldu. “Tabii ya! Eskiden annem nar kabuklarını kurutup kapıya asardı, hatırlıyor musunuz kızlar?” 

Kız kardeşler bu güzel hatıraya gülümseyerek bir ağızdan, “‘Nazardan korur,’ derdi,” diye karşılık verdiler. 

Eski âdetler, divan şiirlerinde nar geçen beyitler… Bir meyveden bu kadar tatlı bir sohbet üreten bu insanlara baktı, çay bardağını iki eliyle kavradı. Omuzları uzun süredir ilk defa bu kadar gevşekti. 

Çay bardakları yavaş yavaş boşaldı. Tatlı tabaklarında yalnızca çatal izleri kaldı. Küçük çocuk koltukta uyuyakaldı, başı büyükanneye doğru düştü. 

“Ben müsaadenizi isteyeyim,” diyerek kalktı, herkesle vedalaşıp evinin sessizliğine geçti. Mutfağa yürüdü, boş tabağa dokundu, salona geçip koltuğa oturdu. Ev yine sessizdi ama artık yalnız değildi. 

***

Bir yıl sonra…

Televizyondan yükselen şarkıya eşlik ederek elinde salata kâsesiyle salona girdi. Tabaklar masaya dizilmiş, çatal bıçaklar yerlerine konmuştu. 

Kapı çaldı. 

Geçen yıl karşısında çekinerek durduğu insanlar bu kez dostları olarak karşısındaydı.

“Geç mi kaldık?”

“Tam vaktinde!” 

Yemekler yendi, hediyeler açıldı. Bu sevimli ailenin diğer bir geleneği de yılbaşında herkesin birbirine kırmızı bir şeyler hediye etmesiydi. Geçen sene Haluk Bey eli boş gittiği için kendisine verilen kırmızı cep mendilini çekinerek almıştı ama bu sene özenle hazırlamıştı hediyeleri. Kırmızı bir kalem, kırmızı bir atkı, kırmızı bir defter… 

Masanın ortasında, kocaman bir nar duruyordu. Dede, narı işaret ederek, “Bu sene sıra sende,” dedi.

Haluk Bey narı eline aldı, hep birlikte kapıya yürüdüler. Bir yıl önce karanlığın içinden kapısına yürüyen o kırmızının bu kez kendi kapısından taşmasına gülümseyerek baktı. 

“Taneler bizim kapıya kadar gitti!” diye bağırdı çocuk. 

Bu kez hep birlikte güldüler.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Rabia Candan
Rabia Candan
Okumayı öğrendiği günden beri en büyük tutkusu kitaplar. Yıllardır perakende sektöründe çalışan bir mühendis olsa da yazarlık hayalinin peşini bırakmaya hiç niyeti yok. Öykülerinde hayata ve insana dair gözlemlerine yer vermeyi seviyor. Yazmanın hem kendisi hem de başkaları için bir keşif ve iyileşme yolculuğu olduğuna inanıyor.

POPÜLER YAZILAR