Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Zor Be Kardeşim!

“Selanik Selanik ıssız kalasın.”  

Bedduanın iyisi olmaz ama yine de bir şehir için edilebilecek bedduaların en kötüsü belki de…

Tabii kolay kolay çıkmaz insanın ağzından böyle sözler. Bu türkünün de illaki var bir hikâyesi ama şu anda o konuya girmeyeceğim.

İnsanlardan iyiden iyiye kendimi sıyırdığım şu günlerde, geçen gün kulağıma çalınan Selanik Türküsü’nün bana hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum.

Issızlık, bir şehir için olduğu kadar, insan için de kötü mü dersiniz? Etrafımızda hiç arkadaşımızın olmaması yalnız olduğumuz manasına mı gelir? Yalnızlık ve ıssızlık arasındaki ince çizgiyi hiç düşündünüz mü?

Ben düşündüm!

İki yıldan fazla süredir yaşadığım Balkanlara geldiğimden beri arkadaş edinme çabasında bulunmadığımı fark ettim. Dolayısıyla tahmin edersiniz ki hiç arkadaşım yok. Durun canım! Hemen dramatize etmeyin. Vurgulamak istediğim aslında şu; bu durumun eksikliğini de hiç hissetmedim. Zaten bir zaman sonra, özellikle de günümüz dünyasında yeni arkadaşlar edinmek, insanlarla bağ kurmak oldukça zor bence. Neden mi? Zor olduğuna kendimizi inandırdığımızdan.

Haybeye atıp tutmuyorum burada, sözlerim tecrübeyle sabit.

Geçen gün eşimle birlikte işimiz icabı, evini satmak isteyen bir hanımefendinin evine ziyarete gittik. Sabah saat on için randevulaşmıştık. Eve gittiğimizde; ev sahibi ve iki arkadaşı kahvaltı ediyorlardı. Masanın üzerinde; bürek, kaymak, ev yapımı ekmek, taze soğan eşliğinde bir şişe rakija (Balkanların geleneksel, yüksek alkollü meyve brendisi) vardı. Tabii ki bir de yarın yokmuş gibi içilmiş olan sigara izmaritleri.

Biz, onları rahatsız ettiğimizi düşünerek bir kenarda görünmez olmayı dilerken onlar bizi kahvaltı sofralarına ısrarla buyur etmeye çalıştılar. Kahvaltı tekliflerini kibarca reddedince evin sahibi olan hanım bu sefer bize rakija içmeyi teklif etti. Eşim, araba kullanacağını söyleyerek kibarca o teklifi de reddedince iş başa düştü.

Rakija, onlar için yalnızca geleneksel değil aynı zamanda kültürel bir önem de taşıyor. Bunu bildiğimden; “Ben biraz alayım dedim,” aksanı bozuk Karadağcamla.

Buzluktan çıkardığı buz gibi olmuş iki adet şat bardağına ağzına kadar rakija doldurdu ve bana uzattı, “Jivyeli!” dedi. Sağlığına.

Ben de ona aynı şekilde karşılık verdim, “Jivyeli!” dedim. Sağlığına…

Sabahın onun da hiç tanımadığım, dilini dahi tam olarak konuşamadığım bir kadınla karşılıklı kadeh kaldırıp birbirimizin sağlığını dilemiştik. Bu durum benim günümü güzelleştirmiş, o kısacık an belki de uzun süre hatırımda kalacak bir anıya dönüşmüştü.

İşte o andan sonra gün boyu kafamda tüm bu düşünceler dönmeye başlamıştı. Kendinizle yeterince barışık ve mutlu olduğunuzda kimseyle bağ kurma gereği içerisine de girmiyordunuz aslında. Zaten geçmişinizde bağ kurduğunuz insanların bir yerlerde iyi olduğunu bilmek yetiyor da artıyordu.

Bundan seneler önce arkadaşımla gittiğim bir Yunan adası tatilinde, cebimizde kalan son paramızı verip bir taksiciyle anlaşmıştık. Bizi, adadan ayrılmadan önce birkaç saatliğine istediğimiz yerleri gezdirmeyi kabul etmişti. Tatilimizin son günüydü ve cebimizde oldukça az miktarda paramız kalmıştı.

Bize adayı gezdirirken sonra mola için durduğumuz bir yerde bagajdan yemeğini çıkarmış ve bize de ikram etmişti. Biz, teşekkür edip, onun yemesini bekleyeceğimizi söylemiş ve biraz uzaktaki çimenlerin gölgesine oturmuştuk.

Biraz sonra, üçe böldüğü yemeğini yanına alarak gelmiş, o da yanımıza oturmuştu.

Biz ona şaşkınlık içerisinde bakarken, “Yiyin haydi!” demişti. “Yalnız yiyen, yalnız ölür.”

Ölürken bile yalnız olmak istemiyordu insan…

 Yunanistan’ın bir adasında, bindiğimiz taksinin şoförüyle birlikte, onun yemeğini paylaşırken de benzer şeyler hissetmiştim:

Yalnız kalmak bir tercih meselesidir. Fakat, yeryüzünde son insan kalana dek, ıssız kalmak nereden baksanız zor be kardeşim…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Melis Dağdelen
Melis Dağdelen
1989 İstanbul doğumluyum. 2020 Temmuz ayında, doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul’dan ayrılarak Bodrum’ a yerleştim. Dört yıl Bodrum’da yaşadıktan sonra 2024 Temmuz ayında evlendikten sonra hayatıma Karadağ’da devam ediyorum. Hayat bir yolculuk ve bu yolculuğu, düzenimi bozmaktan hiç korkmadan her seferinde yeniden başlayarak özgürce sürdürmeye çalışıyorum. Hikayelerimi yazarken yaşadığım, gezdiğim, gördüğüm yerlerden ve tanıştığım insanlardan ilham alıyorum. Bazen dinlediğim bir şarkı bazen gördüğüm bir manzara hayal dünyamda bambaşka kapılar açabiliyor. Kalıpların dışına çıkmaktan korkmayanlara selamlar,

POPÜLER YAZILAR