Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sana Bir Avuç Tozda Korkuyu Göstereceğim

Bir yığın Kırık görüntü,
Güneşin kavurduğu
Ve ölü Ağaçların korumadığı, ağustosböceğinin rahatlatmadığı,
Kuru taştan su şıkırtısı gelmediği o yerde
Kızıl kayanın altında gölge var,
(Bu kızıl kayanın gölgesine gir,)
Ve ben sana
Sabah arkandan hızla gelen gölgenden
Ya da akşam seni karşılamak için yerden kalkan gölgenden
Çok farklı bir şey göstereceğim.
SANA, BİR AVUÇ TOZDA KORKUYU GÖSTERECEĞİM.
T.S. ELİOT
ÇORAK TOPRAKLAR

Bu dizeleri ilk defa 1994 yılında okudum. O zamanlar şiirden anlamayan ama şiir gibi hayalleri olan bir çocuktum. En büyük keyfim okumaktı. Bu keyfimi arşa değdiren de Stephen King romanlarıydı.

İlk kez bir King romanı okuduğumda on bir yaşımdaydım. Her nasılsa Kara Kule serisinin başlangıcı olan Silahşor elime geçmişti. Hayatımı anlatırken bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti, diyebileceğim bir eşikti bu roman. Bana göre edebiyat tarihinin en sihirli açılış cümleleriyle başlamıştı:

“Siyahlı adam çölde kaçıyordu. Silahşor de peşindeydi.”

Bu iki kısa cümleyle avcıyı, avı ve atmosferi açıklarken birçok da soru uyandırmıştı. Bir oturuşta bitirmiştim ama devamının ülkemizde yayınlanması için beklemem gerekti. 1992’de ikinci kitap Üç’ün Çekilişi, 94’te üçüncü kitap Çorak Topraklar geldi.  Bunları birkaç senelik aralarla Büyücü ve Cam Küre, Calla’nın Kurtları, Susannah’ın Şarkısı takip etti. Serinin sonu olan Kara Kule’yi okuduğumda ise artık yirmi sekiz yaşındaydım. Roland, benim büyüme hikâyemin mentoru ve tanığı olmuştu. Roland’ın macerasının benim açımdan anlamı budur.

Ama bu seri, sadece benim için değil, King evreni için de inkâr edilemez bir öneme sahiptir. Belki de bu seriyi anlatmanın en güzel yolu yine Kara Kule’den bir referans vermektir. Kara Kule terminolojisinde Ka-tet denen bir kavram vardır. Bunu size, çokluktan oluşan birlik, birçok şeyden oluşan tek şey diye anlatabilirim.  Bana göre, King’in tüm hikâyelerini bir araya getiren, tek ve bir yapan eseri, yani Ka-tet’i Kara Kule serisidir. King evreninin fizik kanunlarını anlamak Kara Kule yolunda gerçekleşir. Ve size yemin ederim, bu yola bir kere çıkarsanız ne geri dönebilirsiniz ne de aynı insan kalabilirsiniz.

Ben de aynı insan kalamadım. Bu seri en sevdiğim hikâye ya da birlikte büyüdüğüm bir yolculuk olmanın çok ötesinde etkiledi beni. Benim içime, tüm hayatım boyunca zihnimi ve ruhumu kemiren kurtçuklar bıraktı. Bu yazıda size onlardan sadece birini ama en etkilisini anlatacağım.

Anlatabilmek için en başa dönmem lazım. Sene 1994. Belki de ayların en zalimi Nisan ayıydı. Serinin üçüncü kitabı sonunda çıkmış ama yayınevi kitabı iki parça halinde yayımlamaya karar vermiş Türkiye’de. Elimdeki kitabın adı KaraKule:3 Hayaletler Beldesi bu nedenle. Peşinden ikinci bölümü, asıl ismi olan Çorak Topraklar ile çıkacak zaten. Ama biz şimdi Hayaletler Beldesi’ndeyiz ve ben on altı yaşımdayım, tamam mı? Kitapçıdan (Dost Kitabevi) uçarak eve geldim ve şu anda da kucağımda duran kitabı açtım. Kitabın başına özetleme adında bir bölüm eklenmiş. Bu bölümde sayfa on birde karşıma çıktı o.

Ne mi çıktı karşıma? T. S. Eliot’ın ikonik şiiri Çorak Ülke’den yazımın başına eklediğim bölümü. İşte o gün, orada, o mısraların arasında buldum ben Ka’mı. ‘Ka’ ne demek derseniz, King evreninde kader, alınyazısı anlamına gelir. Ben o satırda, bu hayatta beni en fazla heyecanlandıran şeyi, hâlâ ulaşmak istediğim Kara Kule’mi buldum.

Bu yazıyı sadece o mısra için yazıyorum ben. Hadi dönün, en baştaki şiire tekrar bakın. Hangi mısradan bahsettiğimi anlarsınız bence. Bu arada size bu efsanevi şiirden bahsedeyim.

Eliot, Çorak Ülke’yi Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, 1922’de yazmıştır. Yirminci yüzyılın en etkili şiirlerinden bir olarak kabul edilen bu eser, beş bölümden ve dört yüz otuz üç mısradan (Ezra Pound’un editörlüğüyle kısaltılmış hâli) oluşmaktadır. İlk okumada kimsenin anlayamadığı bu eser, birkaç hikâyeyi anlatır. Zaman, mekân ve özne sürekli değişir. Senelerdir üzerine çalışılır ama çözülemez.

Ben de çözmeye kalkışacak değilim. En başta dediğim gibi zaten pek şiir insanı da değilim. Ama şairin bu eseri yazarken kendi şeytanlarıyla boğuştuğunu söyleyebilirim. Evliliği ihanetle biten (Bir Nisan ayında) ve babasını kaybeden Eliot bu şiiri depresyon tedavisi gördüğü klinikteyken yazmış. Kendi hayatı yıkılırken, savaşın ardından yaşam çevresi de bir enkaza dönmüş, bütün bunlar da ruhunda bir boşluk oluşturmuş. Çorak Ülke bu şartlarda, o boşluktan çıkmış bir şiir. Dediğim gibi, ben bu şiiri anlatacak yetkinliğe sahip değilim. Sadece o boşluktan çıkıp benim ruhumdaki boşluğu dolduran sözcükleri anlatabilirim size.

Benim anladığım, sabah arkamdan hızla gelen gölgem, benim gençliğim. Akşam beni karşılamak için yerden kalkan gölgem ise yaşlılığım. Sonrası ise bir avuç toz. Yani her ölümlüyü bekleyen son, ölüm. Kutsal kitaplarda da dediği gibi topraktan geldik toprağa döneceğiz. Bizden geriye kalan bir avuç toz olacak sadece. Alın size, korkunun en büyüğü. Tüm varoluşun anlamsızlığı, yaşamın kırılganlığı ve geriye kalan hiçlik.

Korku dediğimizde aklımıza canavarlar, iblisler ve hayaletler gelir. Halbuki her birimizin en gerçek korkusu o bir avuç toza dönüşmektir. Hayatımızın geçip gitmesi, sığınacak bir kızıl kaya bulamamak ve hiçliğe dönüşmek. O hâlde en korkunç hikâyenin sırrı o bir avuç toz da değil midir?

Anladınız, değil mi? Benim ruhumu kemiren kurtçuğu, en gizli tutkumu, bu hayatta yapabilmek istediğim en yüce hedefimi? İşte okuduğum anda beni enfekte edip dönüştüren sihirli kelimeler şunlardı.

“Sana bir avuç tozda korkuyu göstereceğim.”

İşte benim bir avuç toza dönüşmeden önce ulaşmak istediğim Kara Kule’m bu. Çok da büyük dehşetler yaratmadan içinizi titretmek. Azrail kapınızı çalıyormuş gibi hissettirebilmek. 

En çok istediğim şey: Size bir avuç tozda korkuyu gösterebilmek.

Gaye Ünver
Gaye Ünver
1978 yılında Ankara’da bir hayalperest olarak dünyaya geldim. Hikayeler okuyarak ya da hikayeler uydurarak geçirdiğim çocukluk ve gençlik yıllarından sonra ODTÜ’de Siyaset Bilimi Lisansı ve Felsefe Yüksek Lisansımı tamamladım. Annelikten kalan zamanımda bir yandan okumaya, yazmaya ve hayal kurmaya devam ederken diğer yandan İngilizce öğretmenliği yapıyorum.

POPÜLER YAZILAR