Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yeni Yıl, Yeni Umutlar, Kırmızı ve Kadın

Kırmızı…
Yılbaşının en tanıdık rengi.
Kadınların üzerindeki en eski mit.
Yeni yılın umutla, arzuyla ve dönüşümle kurduğu ortak dil.

Kırmızı ve kadın üzerine yüklenen mitlere geçmeden, yeni yıl için şöyle düşünelim:  

Bu yılbaşı gecesi kırmızı giyerek sadece bir gecelik bir kıyafet seçmiyoruz; kendi hayatımızın penceresinde yeteneklerimiz, eğilimlerimiz ve çalışmalarımız doğrultusunda yeni bir sahne açmaya hazırlanıyoruz. Öncelikle bunu böylece aklımıza yerleştirelim.

Şimdi gelelim yılbaşı, kırmızı ve kadın üçlü temasını incelemeye. Yılbaşı gecesi kırmızı giyen kadın figürü, modern kültürde masum bir estetik seçim gibi görünse de arkasında çok daha karmaşık bir sosyolojik yapı taşır. Bu figür; tüketim kültürü, toplumsal cinsiyet rolleri, patriarkal bakış, medya temsilleri ve kapitalist arzuların kesiştiği bir semboldür.

Kırmızılı yılbaşı, kadın için yalnızca bir görüntüden ziyade bir ideolojinin estetikleştirilmiş biçimidir. “Kırmızı yılbaşı kadını” estetik bir motif illüzyonunda, yeni yıl kültürünün kadınlara yüklediği duygu; görünürlük ve performans rejiminin ta kendisidir.

Her yıl, takvimde Aralık ayının son günlerine yaklaşırken şehir birden kırmızı ve yeşil renklere bürünür. Mağaza vitrinlerindeki elbiseler, hediye paketleri, ışıklarla süslenmiş caddeler… Ve çoğu zaman, bütün bu sahnenin merkezinde kırmızılar içinde bir kadın figürü belirir. Birdenbire o kadını reklamlarda, filmlerde, fotoğraflarda, yeni yıl partilerinde, her yerde görmeye başlarız.  

Kırmızı, tarihte her dönem popülerliğini koruyan en sembolik renktir. Öncelikle tehlike, alarm sinyalidir; olabilecek en yüksek hızla dikkat çeker, aşkın, tutkunun, canlılığın simgesi olduğu kadar isyanın da rengidir. Aynı zamanda ateş rengi de olduğu için sıcaklık, yuva, korunma hatta yaşamı sürdürmeyi de temsil eder. Kadın kırmızı giydiğinde, yüzlerce yıllık sembolik yükü bedeninde taşır. Kırmızının anlamı da yukarıda sayılan kavramlardan sapma göstermeye başlar. Kırmızı giyen kadın için yapılacak yargılamalar bellidir. “Kırmızı cinselliği çağrıştırır.” “Görünen, fark edilen biri olmak, dikkat çekmek için kırmızı giyilir.” Böylece kadın kırmızı ile bir yandan yeni bir başlangıcın kutlaması için merkeze alınırken, bir yandan da yargılanır.

Kadın kırmızı giydiğinde “Beni görün,” ile “Dikkatinizi bana yoğunlaştırmayın,” arasında salınım yapar. Bu nedenle de yılbaşının sembolü kırmızı, kadını güçlendirdiği kadar da yorar.

Yılbaşı, kolektif olarak kutlanan yeni bir başlangıcın simgesidir. Kırmızı, içinde bu karşılamanın umutlu coşkusunu taşır. Herkes yılbaşında kırmızının şans getirdiğine, yeni başlangıçlara kapı açacağına inanılır. Kırmızı enerji veren bir renk olduğundan tazelenmeyi de çağrıştırır.

Kırmızıyla özdeşleşen yılbaşı kadın figürü, aynı zamanda beklentilerin, rollerin ve baskıların da merkezinde durur. Kırmızılar içindeki kadın; ışıltılı, mutlu, mükemmel, enerjik, güzel, bakımlı, neşeli olmak zorundadır. Tersini bırakın düşünmeyi, kabul dahi edilemez. Bu çoklu rolün, kadını yeni yıl kutlamalarının dekoru hâline getirmesi işten bile değildir. Fotoğraflar, partiler, kutlamalar kadın için zorunlu performans gösterisi alanıdır.

Kadın, o anda parlıyor gibi görünse de bu parıltının altında çoğu zaman bitmemiş yılın yorgunluğu, gelecek için üzerine yüklenen sorumluluklar ve herkesi kayıtsız şartsız mutlu etme baskısı vardır. Bu çelişkiler kadını kendi içindeki sessiz yalnızlık alanına yollar.

Yine de kırmızı, yalnızca bir simge değil, aynı zamanda bir direniş olarak algılanmalıdır. Kadın bu renkle kendine alan açar, varlığını sahneye çıkarır, görünürlüğünü talep eder.

Düşünceleri, “Bu yıl kimsenin dekoru olmayacağım. Kendi sahnemde, kendi yeteneklerimle üretkenliğimi sergileyeceğim,” rotasında olmalıdır. Kırmızı, kadının kendi hikâyesini geri alma ihtimalidir.

Yılbaşı gecesinde kırmızı giyen kadın, bir klişe değildir. Yeni yıldan daha büyük bir şeyin,  kendini yeniden kurma isteği, görülme duyulma arzusu, kadın olmanın tarihsel yükü ve kendine ait bir hayat umududur.

Kırmızı yılbaşı kadını, “Ben hem yanarım hem aydınlatırım. Hem kırılırım hem yeniden başlarım,” der.

Kadın kırmızı ile birlikte, yılın bütün ağırlığını taşımasına rağmen; yeni bir yılın, yeni umutların, başlangıçların kapısını açan ilk ışık hâline gelir. Ve belki de kırmızılı kadını yılbaşında bu kadar etkileyici kılan, bir yandan toplumun yükünü taşırken bir yandan da kendine ait o küçük özgürlük alanını parlatmayı başarmasıdır. 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Füsun Esen Günaydın
Füsun Esen Günaydın
1965 Ankara doğumlu. Ankara ve Kuşadası’nda ikamet ediyor. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Müh. Bölümünde tamamladı. 15 yıl çeşitli alanlarda çeviriler yaptı. Halen değişik platformlarda deneme ve öykülerini yayınlıyor. Ayrıca “fusunesen.com” adresinde bir web sitesi yönetiyor.

POPÜLER YAZILAR