Emlakçı anahtarı kilitte iki kez çevirdi. Kapı, içeriden biri omzunu dayamış da son anda vazgeçmiş gibi ağır ağır açıldı. “Biraz havasız kaldı,” dedi. Camlara doğru yürüyüp kanadı araladı. İçeri eski duvarların, kapalı odaların kokusu yayıldı. Kadın salona girdi. Tavandaki çatlak, odanın bir ucundan öbür ucuna ince bir nehir gibi uzanıyordu. Pencere önünde dökülen sıvalar, yere küçük beyaz adacıklar bırakmıştı.
“Boya ister,” dedi.
“Evet.”
“Bayağı da ister.” Emlakçı gülümsedi. “Fiyatı da o yüzden böyle zaten.”
Kadın mutfağa göz attı. Musluğu çevirdi. Borular önce uzun uzun homurdandı, ardından pas renginde birkaç damla aktı.
“Ev sahibi bunları yaptırsa…” dedi. “Kirada biraz yardımcı olsa…”
Emlakçı başını iki yana salladı. “Ev sahibiyle görüşemiyoruz. Vefat etti. Oğlu ilgileniyor artık. Fiyat konusunda da pek esnemiyor.”
Kadın sessizce tavana baktı. Köşelerde örümcek ağları, yıllardır unutulmuş ince tüller gibi sarkıyordu. Derin bir nefes aldı. “Tutuyoruz.”
Emlakçının yüzündeki gerginlik çözüldü. “O hâlde ofise geçelim. Evrakları hazırlayalım.”
Tam kapıya yönelmişlerdi ki arka odadan ince bir ses geldi.
“Anne…”
Kadın dönmedi.
“Anne, tavandaki adam bize bakıyor.”
Koridorda kısa bir sessizlik oldu. Emlakçı istemsizce tavana baktı. Kadın da baktı.
“Gel hadi,” dedi kızının elini uzanarak. “Kimse yok.”
Kız annesinin elini tuttu ama gözlerini tavandan ayırmadı. “Var,” dedi fısıltıyla. “Sadece aşağı inmiyor.”
İmzalar atıldı. İki gün sonra salonda yalnızca eski bir koltukla açılmamış birkaç koli kalmıştı. Duvara yaslanmış çerçeveler hâlâ gazete kâğıtlarına sarılıydı. “Onları asmayacak mıyız?” diye sordu Elif.
“Şimdilik dursun.”
Taze boya kokusu rutubeti bütünüyle silememişti. Suna çoktan temizlenmiş zeminin üzerinde bezi bir kez daha dolaştırdı.
“Anne.”
“Hı?”
“Boynu acıyor mudur?”
Kadının eli durdu.
“Kimin?”
“Tavandaki adamın.”
“Neden acısın?”
“İp sıkıyor çünkü.”
Suna istemsizce tavana baktı. Çatlak. Başka hiçbir şey yoktu.
“Elif.”
“Efendim?”
“Orada sadece bir çatlak var.”
“…”
Suna elindeki bezi yeniden ahşaba sürdü. “Bir daha bu konuyu konuşmayacağız.”
Bir akşam elektrikler kesildi.Anneyle kız salonda sessizce oturuyorlardı. Sokak lambasının solgun ışığı tavana vuruyordu.
“Anne.”
“Hı?”
“İnsan çok yalnız kalınca tavana mı çıkıyor?”
Suna başını çevirdi. “Nereden çıkardın bunu?”
“El sallıyor ya.”
“Yeter Elif!”
“El sallamazsa kimse bakmıyor.”
Suna cevap vermedi. Gece mutfakta musluk yine homurdandı. Elif su içmek için kalktığında annesini tezgâhın başında buldu. Musluk açıktı. Kadının omuzları usul usul titriyordu. Elif sessizce yanına gidip eteğini tuttu. Suna irkilip musluğu kapattı.
“Uyumadın mı?”
Kız başını salladı. Hiç konuşmadan annesine sarıldı. “Anne…”
“Hı?”
“Sen sakın tavana çıkma.”
Suna gülümsemeye çalıştı.
“Olur mu öyle şey?”
“Çıkma işte.”
“Neden?”
“Bugün sana bakıyor. El sallarsa da sakın çıkma.”
Suna’nın gülümsemesi söndü. Bu kez tavana bakmadı. Elif başını tavana kaldırdı. “Yukarısı çok soğukmuş.”
Suna hiçbir şey söylemedi.
“Çıkan bir daha aşağı inmiyormuş.”
Sabaha karşı salondan kuru bir çatırtı yükseldi. Suna yatağından fırladı. Parkelerin üzerine ince alçı parçaları dökülmüştü. Tavandaki çatlak biraz daha açılmıştı. Eğilip beyaz tozları avucunda topladı. Tam doğrulacakken gözü çatlağın karanlığına takıldı. Çatlağın içinden eski bir kenevir ipi görünüyordu. Başını tavandan indirmedi. Korktuğu ip değildi.



