Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Utanç

Çatı katının loşluğunda gözlerini kıstı. Etrafına bakındı. Kirden griye dönmüş küçük pencereyi açtı. Güneş arsızca içeriye altın hüzmelerle hücum etti. Tozlar havalanmış, içeri dolan ışığın etrafında dönüp duruyordu. Bunca aydır burada olmanın gösterisini yapıyorlardı sanki. Seyretti. Hâlâ tam olarak göremiyordu. “Hiç bir şeyini paylaşmazdın. Gören de derin devlette çalışıyorsun sanırdı. Şimdi sakladığın bunca eşya ile ben nasıl baş edeceğim? Annem de gelmiyor.”

Çene kası seyirip duruyordu. Önce aynalarla bezenmiş kırmızı sandık çarptı gözüne. Onun da üzeri gri tozlarla kaplıydı. Kenardaki tozlu rafta gümüş kahve değirmeni ve  uzun zamandır açılmamış yığınla defter… Kaşları yukarı kalkmış, defterlere bakarken, “Ne yazdın bunca? Ölüp gidince kim toparlayacak düşünen yok! İnsanın kamburu büyük olmaya görsün. Toparla bakalım Batı Bey.”  Defterlerden birini aldı. Üzerindeki tozu pencereden dışarıya silkeledi. Temiz havada öbekler hâlinde uçuşan tozlar dışarıda kayboldu. 

İlk sayfa: “05.04.1978 Dayanamıyorum. Senelerdir bu bedene sığmıyorum. Kimse beni anlamıyor. Neden kendim gibi olmama izin vermiyorlar? Babamı utandırmamam lazım. Dayan. Sık dişini.” Defteri rafa fırlattı Batı.

“Gerzek herif! Neye dayanamadın acaba? Baban yurtdışına bile göndermiş. Bir elin yağda, bir elin baldaymış. Ya Rabbim sen bana sabır ver! Sen burnumuzdan getirdin Turgut Bey! Evde öfke rüzgârları estiriyordun. Ne desen titreyerek yapıyorduk. Dayanamamış! Senin gibi despot bir adamı senelerce çeken annem ne yapsın? Kadın İzmir’de doyasıya yiyemediği kokoreçi durmadan anlatırdı. İçine oturmuştu!” Loş ışığın içine tükürükler saçıldı. Sertçe, kenardan bir defter daha çekti. Ortadan başladı bu sefer “Âşık oldum. Bir gün görmeden duramıyorum onu. Dudakları. Ah o dudakları…” Batı’nın dudakları bir sağa bir sola çekiliyordu. Kaşlarını kaldırıp, “Annemdir herhâlde,”  deyip omzunu silkti. Sonra satırlara göz gezdirmeye devam etti.

“25.11.1989 Kimse bilmemeli. Yoksa kıyamet kopar. O benim can suyum oldu. Hayatı dudaklarından içtiğim. İlk defa kendimi bu kadar özgür hissediyorum. Oh be dünya varmış! İnanılmaz şeyler yaşatıyor bana. Onu çok seviyorum. Âşığım.” Kaşları çatılmış, “Babamın günlükleri,” derken iç çekti. Gözlerini tavana çevirirken, “Çocukça saçmalıklar. Bunca işin arasında Turgut Bey’in aşk hikâyelerini, buhranlı günlerini ve kim bilir daha ne saçmalıkların olduğu bu defterlerle zaman kaybediyorum,” dedi. Tekrar etrafa baktı. Defteri kenara bırakıp sandığa doğru gitti. Kapağı açtı.

İçinde zarflar, albümler, kutular vardı. Albümlerden birini aldı. Sayfaları yavaş yavaş çevirdi. Doğum günleri, bayramlar, düğünler, tatiller ve manzara fotoğrafları. En arka sayfada sadece Bülent amcası ve babasına ait fotoğraflar vardı. Balık tutarken. Kampta. Mangal başında… Kutulardan birinin içinde küçük not kâğıtları, üzeri yazılı kâğıt paralar, video kasetleri, CD’ler ve en altta kıpkırmızı bir G string vardı. 

“Bu ne şimdi? Sakladıklarına bak ya.” 

Sandığın içindeki paraları aldı. Birinin üzerinde “Sonsuza kadar Bülent-Turgut”, diğerinde “Antalya hatırası”, bir başkasında ise “Hollanda Fatihleri” yazıyordu. Ivır zıvır istiflemekten başka ne yapmışsın be adam? Bunların hepsi çöp. Burayı daha sonra temizlerim.

Aşağı indi. Banyoda ellerini yıkadıktan sonra çalışma odasına girdi. Masif işlemeli meşe masanın arkasına geçti. Kasanın olduğu kapağa dokundu. Kasa ortaya çıktı. Şifreyi girdi. Çocukken babasını kapı aralarından gözetlemeyi çok severdi. Senelerdir şifre değişmemişti. İçeride banka defterleri, sim kartlar, zarflar ve silah vardı. Hepsini masanın üzerine koydu. Sırayla bakmaya başladı. Babasına ait olan banka defterlerinde sürekli Bülent amcasına gönderilmiş büyük meblağları görünce, “Hâlâ kumar mı oynuyorsun Bülent amca? Yuvan bile yıkıldı. Çocukların yüzüne bakmıyor. Akıllanmadın mı be adam! Babam iki dünya bir araya gelse bu paraları vermez. Ne çevirdiniz? Babamı da mı alıştırdın yoksa?” 

Dört defterde de tek satır atlamadan Bülent’e  giden paralar işlenmişti. Zarfları aldı. İçindeki kâğıdı çıkardı. Satırlara gözleri kaymaya başladı. 

Turgut çok sıkışığım. Seni yoruyorum ama sen benim can simidimsin. Onca yaşananı da bir kenara koyamayız değil mi?  Yıllarca her şeyi paylaştık. Karından bile yakınım sana. Biliyorsun. Nermin huylandı. Cin gibidir. Eee ben de erkeğim diye böğüremiyorum senin gibi. Çocuklarım için istiyorum. Acilen parayı gönder. Kimse üzülmesin. Bülent.

Mektubu yavaşça bıraktı. Gözleriyle odayı dolaştı. “Ne bu şimdi?” Diğer mektuba uzandı. Hızlıca açtı. Gözleri kelimelerin üzerinde hızla gezindi. 

Turgut yine sıkışığım. Kumar illetinden kurtulamıyorum. Bana sinirlendiğini biliyorum canım. Ama ne yapabilirim? İntihar etmeyi bile düşündüm. Ama yapamam. Neyse. Gönderdiğim kaseti almışsındır. Hatıra olarak sakla dostum. Beni hiç unutma. Ben seninle yaşadığım hiçbir şeyi unutmayacağım. İstediğim rakamı telefonda söyledim. Sen de ben de biliyoruz birbirimizi. Bu illetten kurtulamıyorum. Yoksa asla seni zorlamazdım. O güzel günlerin hatrına. Bekliyorum. Bülent.

“Tüm bu mektuplar para istemek için. Bülent amcaya neden bunca parayı gönderdin be adam. Asla yapmayacağın şeyi yapmışsın. Neyin nesi şimdi bu?” 

Kapı çaldı. Batı her şeyi toplayıp kasaya koydu. Dolabı kapattı. Kapıyı açınca, “Merhaba Batı oğlum. Tıkırtı duyunca merak ettim. Kusuruma bakmayın. Başınız sağ olsun.” 

Batı boğuştuğu düşüncelerden sıyrılıp, “Merhaba Haluk Bey. Dostlar sağ olsun.” 

“Cenazeye geldim oğlum da kalabalıkta ayakta duramadım. Kusuruma bakma.” 

“Estağfurullah.” 

“Yardım edebileceğim bir şey olursa…” Meraklı adam lafını bitirmeden, “Gel içeri Haluk Amca. Ayakta kalma. O sırada konuşmuş da oluruz,” dedi. 

Kahvenin o hoş kokusu doldurmuştu salonu. Yaşlı adam keyifle fincandan ağır yudumlarla kahvesini içerken, “Oğlum, Bülent diye bir arkadaşı vardı Turgut Bey’in o gelirdi arada. Kalırdı,” diye cevap verdi sorulan soruya yaşlı adam. 

“Ne kadar kalırdı?” 

“Valla üç-dört gün kalırdı. Bir keresinde çok sinirlendirdi Turgut Bey’i. Ev yıkıldı gürültüden.” 

“Neden?”

“Bilmiyorum. Karın duyar bak. İstediğimi yapacaksın diye haykırdı Bülent Bey. Onu net duydum. Ondan sonra da sesler kesildi zaten.”

“Bu kavgadan sonra yine geldi mi ?” 

“Geldi, geldi. Biraz çıtkırıldım biriydi. Ama o gün kuyruğuna basılmış bir aslan gibi kükremesine şaşırdım doğrusu. Birkaç ay sonra intihar etmiş. Gazeteden öğrenmiştim. Gelip babana sordum. Bu senin arkadaşın mı diye? ‘Şeytan görsün yüzünü,’ demişti bana. Sen tanıyor musun bu Bülent Bey’i?” 

“Kan kardeşim diye bahsederdi. Birkaç ortamda karşılaştık. Babam eve arkadaşlarını getirmezdi. Onlarla hep dışarıda görüşürdü. Biz büyüdük. Yurtdışında devam ettik tahsilimize. Hayatımızı orada kurduk. Sonra annemle anlaşamadıkları için boşandı.”

“Haklı. Batı oğlum, haklı. Aile içine herkes sokulur mu? Kimin ne olduğu belli değil bu zamanda. Annen ayrıydı be oğlum. Annen çok hanımefendi kadındı. Ne oldu anlamadık ama büyük tartışmalar oldu. İyi ki yoktunuz oğlum. Serpil Hanım ‘Seni tanıdığım güne lanet olsun. Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın bu hayatta,’ demişti ayrılmadan bir ay kadar önce. ‘Reziller!’ diye bas bas bağırdı. Neyse bak yine tutamadım çenemi. Kusuruma bakma evladım. Sen işine bak. Ben müsaadeni istiyorum.” 

Bu cılız hafif kambur adam için Doğru söylüyor ihtiyar. Kimin ne olduğu belli değil. Babam da dâhil, diye düşündü. Batı, adamı kapıya kadar geçirdi. Aklı mektuplardaydı. Hemen mektupları okumak için odaya girdi.

Sen ne dersen de. Artık aramızda inkâr edilemez bir bağ var. Canımız, kanımız, ruhumuz birbirine geçti. Beni hayatından bir paçavra gibi silkeleyip atamazsın. Karına G string gönderdim. Dahasını da yaparım. Zorlama. Delirdi mi? Yüzünü düşündüm. Onu bırak da sen ne yaptın? Beynin sulanmadı mı o Serpil karısının dırdırından? Kahkahalarla güldüm. Yarın geliyorum. Beni havaalanından al. Kendini affettir. Bülent.

“Lan altı üstü bir kan kardeşliği. Ne anlam yüklemişsiniz be. Manyak mısınız? Anneme yaptığına bak puştun!” Gözleri tavana yönelmişti “Aaaa!!! Yuh ulan yukarıdaki G-string! Eşek şakası yapacak başka birini bulamadınız mı? Şerefsizler! Baba! Sen buna nasıl alet olursun? Aklım almıyor. Düşüncelere daldı. Yoruldu. Okuyor, okuyor, okuyordu mektupları. Gözleri kapanmaya başlayınca yatmaya gitti. Yumuşacık yatağa bırakır bırakmaz kendini rüyalara daldı.

“Dediğimi yap Turgut. Karının yüzünün aldığı hâli görmek isterdim. İstediklerim olmazsa daha neler yapacağım Turgut!” 

“Baba senin gibi bir adam bunu neden yapar?” 

“Babaaa!” 

Nefes nefese ter içinde uyandı Batı. Hâlâ düşünceler akıyordu zihninde.

Kalktı. Elini yüzünü yıkadı. Çalışma odasına tekrar girdi.

“Neymiş bu çözelim bakalım. Herif intihar etmeden hayatımızı cehenneme çevirmiş. Annemin babamı terk etmesinde senin parmağın olduğu belli Bülent Efendi. Daha neler yaptınız kadına kim bilir? Babam nasıl izin verdi buna? Ne olduğunu bilen var mı acaba? Haluk amca! Biliyor ama söylemez. Çenesi düşünce o da kaçtı. Bakalım ne bulacağız?”

İçi hayli dolu bir zarfı aldı bu defa. Masanın üzerine döktü. Anahtar. Bir sürü fotoğraf… Fotoğrafların üzerinde sosyal medya hesabı isimleri. Dizilmiş oyuncak arabalar. Gözbebekleri büyüdü. “Bunlar benim arabalarım.” Altındaki etiketleri görünce kaşlarını çattı. Beyni okuduklarını sanki bir boşlukta defalarca yineledi. Düşünceler yankılanıyordu. Elleri ile şakaklarını tuttu. Gözlerini sağa sola çevirdi. Nefesi kesildi. Tekrar okudu. Ter boşalıyordu yüzünden boncuk boncuk. Çocuk oyuncaklarının resimleri ve altında gay hashtagleri. Çıplak erkek fotoğrafları. Yüzü görünmeyen. Kırmızı G string giymiş bir adam. Midesi bulandı. Defalarca öğürdü Batı. Ayağa kalktı. Odanın penceresine gitti. Açtı. Öğürürken bir taraftan nefes almaya çalıştı. Ferah hava yüzüne çarptı. İnanmak istemediği için gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Histeri krizi geçiriyordu. Yaprak gibi titremeye başladı. Ardından, “Neden? Neden baba? Neden?” diye bağırırken dizlerinin üzerinde yere kapandı. Saatlerce ağladı. Annesine, kendisine, aile olamayışlarının sebebine ağladı. Babasının cenazesine gelirken ki pişmanlığı, kendi ile hesaplaşmaları, üzüntüsü kayboldu. Tüm duyguları donmuştu.

Kalktı. Şömineyi doldurdu. Tüm zarfları odunların üzerine attı. Göz alıcı mor renkli ispirtoyu boca etti. Kibriti çaktı ve üzerlerine attı. Yanan ateşle mektuplar, resimler önce kıvrılmaya sonra da kül olup bacanın içine doğru yükselmeye başladı. Seyretti. Akşam oldu. Her şeyi yakmıştı. Tüm geçmişi. Bu kapıdan çıkarken ardında hiçbir duygu bırakmadı. Kapıyı kapattı ve ağır adımlarla uzaklaştı genç adam.  

Seçil Şahin
Seçil Şahin
Merhaba ben Seçil Şahin .1975 yılında İstanbul'da doğdum. İnşaat teknikerliği, Tekstilde mümessil bir firmada müşteri temsilciliği ve bir bankanın sendikasında yönetici sekreterliği yaptım. Şu an emekliyim. Edebiyata merakım, lisede İngilizce öğretmenim Gönül Togay sayesinde başladı. Sonrasında şiir yazmaya başladım. Katıldığım öykü yazarlığı programları sayesinde tanıştığım yol arkadaşım sayesinde de bu platformla yolum kesişti.

POPÜLER YAZILAR