Bir Whatsapp grubumuz var bizim! Adı Girls Power (Kızların gücü). Yoo öyle feminist meninist grubu değil. Üniversiteden çok iyi anlaşıp sonrasında iletişimi koparmayan kızlar grubu.
Senenin belli günleri üniversite kız grubuyla buluşup iki lafın belini kırarız. Herkes başka bir âlemde olduğu için buluşma programı yurt dışından geleceklere göre önceden ayarlanır. Onların Noel tatili sebebiyle Aralık ayı, en ideal buluşma zamanıdır bizler için. Şahane bir kızlar orkestrasıdır Aralık buluşmaları. Her kafadan ayrı ses çıkar. Önce sololar giriş yapar, sonra polifonik koroya döner gecenin ilerleyen saatleri. Artık çocuklar büyütülmüştür. Evdeki pediyatri hekimliğinden, antrenman- okul arası şoförlükten, mutfaktaki aşçılıktan, 7/24 psikolojik danışmanlık ve rehberlik görevlerinden affını istemiş, birbirinden farklı on üç kadın vardır masada. Tek ortak amaçları birlikteliğin tadını çıkarmaktır sene sonunun.
Bir kadeh Sarafin Cabarnet Savignon’un yaşlarımızı kırklara, ikinci kadehten sonra otuzlara indirdiği görülmüştür. Evden çalışanlar, ofise gidenler, EYT sayesinde kendilerini seyahate, hobilerine verenler, eşiyle Ege’ye yerleşenler, ayrılanlar, barışanlar, ikinci kere evlenenler, “Evlenmek mi? Bir daha asla!” diyenler, çocuklarını tek başına büyütüp verdikleri hayat mücadelesinden zaferle çıkanlar… Ortaya karışık olur bizim sofralarımız. Herkes keyiflidir o akşam. Canı sıkkın olanlar geride bırakır ufak tefek sıkıntıları. Tatlı bir olgunlukla, telaşsız günlerin getirdiği dinginlik gelmiştir omuzlara.
Geçen yılın Aralık buluşmasında son yirmi yılda üç kere düğününe gidip altın taktığımız, üç farklı kocasıyla farklı zamanlarda halay çektiğimiz Helin, geçen yıl son eşinden de ayrıldığını söyleyince dedik, “Yapma!” Artık düğünlerinde giydiğimiz elbiseler, çektirdiğimiz fotoğraflar da birbirine karıştı. Eşlerinin isimlerini unuttuğumuzdan bir numara, iki numara gibi sayılarla tanımlar olduk Helin’inkileri. İlk iki düğününde ayrı ayrı takı taktıktan sonra üçüncü düğününde birkaç kişi ortak olmaya, aksi takdirde Helin’in düğünlerinin aile bütçelerimizi etkileyeceğine karar verdik topluca.
Hepimiz şüphelenmeye başladık, “Acaba bizim kızda mı bir gariplik var?” diye. İşin tuhaf yanı, Helin bir o kadar karda yürüyüp izini belli etmeyenlerden. Helin’imiz sakin, dingin, aramızda yurtdışında doktorasını yapıp ülkesinde akademide kalanlardan. Üniversitede öğretim üyesi olmanın getirdiği bir ağırlık da cabası. Aramızda en hoş, en tatlı kadındır o. Gecenin ortalarında tutturdu mu yine, ‘Evlenmek istiyorum. Bulun bana uygun birini,’ diye… Ciddiye almadık pek tabii. Espriler gırla döndü. Baktık durum ciddi, gündemimize oturtma kararı aldık konuyu. Öncelik yakın çevredeydi tabii ama bizim taraflarda bekâr kalmamış, iyiler kapılmış, ihtimaller çemberi daralmıştı. Yaş kemâle erdiğinden, onun evlenmek istediği yaşı yaşına uygun adamların genç kızlardan yana tercih yapması çok muhtemeldi. Kriterleri az ve özdü Helin’in. Sadece iyi eğitimli olması ve janti olması yeterliydi ona göre! “Janti olsun başka bir şey istemem,” dedi durdu tüm gece… Jantilikten konu açıldıkça gözümüzün önüne çeşitli isimler geldi o gece tabii. Jilet gibi giyinmiş Richard Gere, müthiş dans eden Mathew McCoughney… Gece sohbet konusu dağıldıkça, ne kadar ciddi olduğu konusunda diretti Helin. “Janti olsun, düzgün giyimli olsun,” konusundaki düşüncesini tüm kadınlar onayladık ama çok da sorgulamadık.
Üstelik kendisi kriter belirlerken elli yaş kulübünde olduğunu unutmadık hiçbirimiz. Evlilikte üçüncü turunu tamamlamış, orta yaş üstü bir akademisyenin şansı ne kadar olabilirdi ki?
Karar verildi. Helin için uygun adaylar düşünülecek, çevreye, tanıdıklara alıcı gözle bakılacak, aklımızdaki arama motorları devreye sokulacaktı.
Çabaladık epeyce. Eşlere soruldu önce. Onların düzgün arkadaşlarından bir yoklama yapıldı. Yoktu. Hepsi evlenmiş, hatta bir kaçı torun torbaya karışmaya başlamıştı. Akrabalar ise kategoriye giremezdi.
Gece bitip aradan birkaç hafta geçmişti ki gruptan bir arkadaşımız kardeşinin patronu Onur Bey’den bahsetti. Adamın aynı Helin gibi daha önce evlenip ayrıldığını, artık bir hayat arkadaşı aradığını, yakın çevresine uygun biri olursa tanışmak istediğini belirtti mesajlarda. İşi sebebiyle çok sık Afrika ülkelerine gittiği, hayatının çoğunun seyahatlerde geçtiği bilgisi düşmüştü ki whatsapp grubundaki on iki kadın adamın soyadını, doğum tarihini, eğitim durumunu, yıllardır yönettiği inşaat firmasını, Beşiktaş taraftarı olduğunu, Afrika’da zencilerle fotoğraflarını grupta paylaşmıştı bile. Beş dakika içinde kırk beş mesaj paylaşılmıştı. Kimi puan verdi kimi burcundan karakter analizi yaptı, kimi Helin’in tipi olmadığını yazdı. Bir tek Helin yoktu cevap yazanlar arasında. Birkaç saat cevap gelmeyince aramızda heyecanlananlar kuşkuya düştü. Kimimiz kitap okurken, kimimiz sofradayken kimimiz ekran başında ders verirken akşam bir mesaj düştü gruba.
“Tamam. Hadi tanıştırın. Ben ciddiyim.” Artık herkesin her şeyden haberi vardı. Onur Bey hariç.
Onur Bey on üç kadının ilgi odağı oldu birkaç hafta içinde. Seceresi çıkarılmış, Helin’le tatlı bir beraberliğe uygun görülmüştü.
Arkadaşımızın kardeşi elçi olup kendisine Helin ile ilgili bilgi verildi. Durumdan haberdar edilince Helin’le Onur Bey telefonda tek tük konuşmaya başladılar. Bir süre sonra ilk buluşma üzerinde anlaştılar. Telefon konuşmalarıyla ilgili Helin olumlu izlenimlerini bizlerle paylaşıyor, adamın ne kadar hoş sohbet ve entelektüel olduğundan bahsediyor, iyi insan olduğuna kanaat getiriyordu. Tek bir sorun vardı. Onur Bey her hafta bir başka Afrika ülkesindeydi. Tam buluşma günü ayarlanıyordu ki bir iki gün öncesinde Türkiye’ye gelemeyeceğini, o hafta Gabon’a gitmek durumunda kaldığını iletiyordu. Haftalar, aylar böyle geçti. Mali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijer gibi haritanın neresinde olduğunu tam kestiremediğimiz tuhaf ülkeler ekleniyordu listeye her defasında. Bu adamdan bir şey çıkmayacağını, artık kabak tadı verdiğini söyleyenler oldu. Helin’le nadiren telefonda konuşuyordu konuşmasına bu adam ama oyalayıp hem onun zamanını çalıyor hem bizim zihnimizi meşgul ediyordu. “Afrika’dayım,” derken Beşiktaş Stadyumu’nda gol sevinci yaşıyor olma ihtimali ise bir geceye bomba gibi düşebiliyordu. Bir yandan gülüyor, kahkaha emojileri atıyor, bir yandan “Hiç tanımadığımız bir adam bizi tongaya düşürdü mü?” diye kendimize kızıyorduk. Hadi Helin haklıydı. Bizlere ne oluyordu ki?
Kızlar grubunda Afrika haritası üzerinde epey çalışıldı, coğrafya bilgilerimiz tazelendi. Aylar geçti böyle. Onur Bey’in Afrikalı yamyamlar tarafından büyük bir kazanda pişirilmesi fantezisiyle son verdik sohbetlere. Sonraki aylarda Helin’e bahsettiği Gana ve Benin seyahatleri hepimizi umursamaz hâle getirdi. Onur Bey adadan uğurlandı. On üç kadının gündeminden düştü ve dünyanın bir ucunda unuttuk onu.
Ta ki Helin sekiz ay sonra gruba mesaj atıp o gece buluşacaklarını söyleyene dek. İlk başta pek oralı olmadık. Helin’e gitmemesi yönünde tavsiyeler verildi fakat Helin o akşam buluşacaklarını gruba mesaj atınca gece kimimiz yorganın içinden, kimimiz kocalarımız uyurken, kimimiz Netflix’te film izlerken mesajları sıralamaya başladık.
Onur Bey’e topluca kıyım yapabilecek bir kadın grubu vardı, ancak önce merak giderilmeli, sonra hakkından gelinmeliydi. O gece anlaştık. Helin gece bitiminde sesli mesaj atıp hepimizin merakını dindirecekti.
Endişeliydik üstelik. Madem bu adam aylar boyu ta Afrika’dan arayıp Helin’le uzun uzun sohbet ediyordu, o zaman neden her buluşma öncesi, sözüm ona iş seyahatleriyle bizleri oyalıyordu. O gece hepimiz yattık ve Helin’den gelecek sesli mesajı bekledik. Uyku öncesi kitaplar okundu. Tunç Şatıroğlu’ndan ABD borsası, altın, gümüş yorumları dinlendi. Helin’in mesajı kontrol edildi. Gece cilt bakımı yapıldı. Ev yapımı yoğurtlar buzdolabına yerleştirildi. Helin’den çıt yok. Çamaşır makinesinden çıkan son yıkananlar asıldı. Salondaki çiçekler sulandı. Yok! Helin’e bir zarar gelmiş olmasındı! Yatağa yatılıp telefondan gereksiz e-postalar silindi. Bu saçmalıktan dolayı kaçan uykuya hayıflanıldı. Ertesi gün işe gidecekler, dersi olanlar, toplantısı olanlar… Helin hariç hepimiz yazıştık durduk. Endişe etmeye başlayanlar oldu. Onur Bey diye diye aylarca hakkında konuşup adamın beyefendi değil azılı bir psikopat olabileceğine dair tüm ihtimaller düşünüldü. Sabaha karşı hepimiz uykusuzluktan yıkılmışken bir sesli mesaj düştü gruba Helin’den. On üç kadın çevrimiçi.
“Kızlar, biliyorum merak ettiniz. Bu saatte gönderdiğim için kusura bakmayın. Ancak haber verebildim. Onur Bey bugün buluşma öncesi nasıl giyinmesini istediğimi sordu. Düşünebiliyor musunuz? Tam benlik. ‘Ben en sevdiğim elbisemi giyeceğim. En sevdiğimiz kıyafetleri giyelim,’ dedim. Türkiye’de iken çok sık gittiği bir yer varmış Kavaklıdere’de. Rezervasyon yapmış. İlk buluşma diye evden almasını istemedim. Gittim attığı konuma. Dışarıdan bakıldığında sıcak bir ortam. İçeride kocaman ekranlar. İçerdeki masadan kalkıp bana doğru geldi. Tanıdım onu. Onur Bey. Üstünde milli takım forması. Milli maç varmış bu akşam.”
Ağlayan emojilerle dolu mesajdan sonra yazacak bir şey bulamadık. Telefonları uzun bir süre mesajlaşmamak üzere attık bir kenara. Uykusuzluktan ve aylarca takip ettiğimiz Afrika macerasından sonra yaşadığımız şoku birkaç gün atlatamadık. Akşam eşler milli maç özetlerini seyrederken, ertesi gün toplantıda erkekler kaleciye söylenirken, sosyal medyada milli maç yorumları paylaşılırken hepimiz sekiz buçukta bitik şekilde attık kendimizi yatağa. Whatsapp grubumuzu sessize aldık, haberleşmeye bir süre ara vermek üzere… Rüyamda düğünümüzü gördüm. Eşimle dans ettim sabaha kadar. Üzerinde milli maç forması. Kırmızı-beyaz.



