Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kadını Kadın Yapan Güzelliği midir?

Çocukluğumdan beri zihnimde aynı soru dolaşıp duruyor: “Kadını kadın yapan şey güzelliği midir, yoksa zekâsı mı?” Bu soruya kimi zaman kitaplardan, kimi zaman çevremdeki insanlardan, kimi zaman da kendi yaşadıklarımdan cevap aradım. İnsan büyüdükçe, hayatın zorlu yollarında yürüdükçe, bu sorunun cevabı da değişiyormuş gibi gelir. Çünkü bir gün güzelliğin her şey olduğunu düşünürsünüz, ertesi gün onun geçici olduğunu fark edersiniz. Bir gün zekânın insana yol açtığını görürsünüz, ertesi gün karakterin bütün kapıları açtığına şahit olursunuz. Ama yine de bu sorunun kesin bir cevabı yoktur; sadece yol boyunca öğrendiklerimiz vardır.

Benim için bu soru yalnızca bir düşünce egzersizi değildi. Yirmi bir yıl önce yaşadığım bir kaza sonucu yüzüm değişti. O gün, güzelliğimi kaybettiğimi sandım. O zamana kadar aynada gördüğüm yüzüm benim kimliğimin bir parçasıydı. Ama bir anda, hiç hazır olmadığım bir şekilde, bambaşka bir yüzle karşılaştım. İnsan kendi yüzünü kaybedince, sadece estetik bir kayıp yaşamıyor, aynı zamanda kimliğinin bir kısmını da kaybetmiş gibi hissediyor. İlk zamanlar derin bir boşluk vardı içimde. Aynaya bakmak istemedim, insanlarla göz göze gelmekten kaçındım. Ama sonra çevremdeki insanların söyledikleriyle yavaş yavaş anladım: “Sen güzelliğini kaybetmedin, çünkü güzellik yalnızca yüzde olan bir şey değildir. Asıl güzellik, içindeki ışıkta gizlidir.”

Güzellik aslında çok göreceli bir kavramdır. Birinin güzel bulduğu, başkası için sıradan olabilir. Zamanla da değişir. Gençlikte parlayan yüz, yaşlandıkça kırışır; bugünün modası yarın eskir; gözde olan simalar yıllar içinde unutulur. Ama zekâ, karakter, iyilik ve insanlık asla unutulmaz. Bununla birlikte, toplumun büyük kısmı hâlâ güzelliğe daha çok değer verir gibi görünüyor. Sosyal medyaya bakın: en çok beğeni alan fotoğraflar çoğu zaman güzellik kalıplarına uyan yüzlerdir. Reklamlar, filmler, diziler hep belli bir güzellik algısını tekrar tekrar üretir. İnsan da farkında olmadan o kalıplara uymak ister. Ama bir yandan da aynı insanlar “önemli olan iç güzelliktir” derler. Peki bu ne kadar samimidir? Estetik yaptıran, güzelliğe yatırım yapan biri, gerçekten “karakter önemlidir” dediğinde samimi olabilir mi? Belki de bu bir çelişki değil, sadece insan olmanın doğal bir parçasıdır. Çünkü insan hem dışıyla hem içiyle var olmak ister.

Bana göre güzellik, bir kapıdır. İnsanlar ilk olarak o kapıdan girer, sizi öyle görürler. Ama kapının ardında dolu bir ev yoksa, o güzellik de bir süre sonra değerini kaybeder. Çünkü gerçek bağlar sadece yüzle kurulmaz. Gerçek bağlar, zekâ, karakter, merhamet, samimiyet gibi değerlerle kurulur. Bir kadını kadın yapan şey, yalnızca aynada görünen yüzü değildir. Onu kadın yapan; hayata karşı duruşu, zorluklara karşı mücadelesi, başkalarına gösterdiği merhameti, hayalleri ve aklıdır.

Benim yaşadığım kaza bana bunu öğretti. İlk zamanlar güzelliğimi kaybettiğim için umutsuzluğa kapıldım. Ama yıllar içinde gördüm ki, çevremdeki insanlar beni yüzüm için değil, varlığım için seviyorlardı. Dostlarım, ailem, yanımda kalan herkes bana şunu hissettirdi: Güzellik dışta kaybolabilir, ama içteki ışık sönmez. Hatta bazen yüzümüzdeki izler, yaşadıklarımızın hikâyesi olur ve bizi daha güçlü kılar. Bugün aynaya baktığımda gördüğüm yüz, yalnızca bir yüz değil; bir yaşamın izlerini taşıyan, acılarıyla ve umutlarıyla yoğrulmuş bir hikâyedir.

Kadın ve güzellik üzerine çok söz söylenmiştir. Hz. Mevlana, “Güzellik yüzde değil, kalptedir,” der. Bir başka sözde ise “Kadını kadın yapan güzelliği değil; zarafeti, sevgisi ve merhametidir,” denir. Filozof Sokrates de, “Güzellik, kısa süreli bir desendir; onu taşıyan akıl yoksa, çabucak silinir,” demiştir. Günümüzde ise sosyal medyada sıkça rastladığımız bir cümle vardır: “Güzellik geçicidir, karakter kalıcıdır.” Bu sözlerin hepsi aynı noktada birleşir: dış güzellik ne kadar değerli olursa olsun, tek başına yeterli değildir.

Şunu inkâr edemem: güzellik hayatta bazı kapıları daha kolay açar. İnsanlar güzel gördükleri yüzlere daha hızlı güvenir, daha çabuk yakınlık duyar. Ama o kapıdan içeri girdikten sonra kalıcı olan, insanın karakteridir. Merhameti, dürüstlüğü, zekâsı ve hayata kattığı değerlerdir. Bir kadın ne kadar güzel olursa olsun, eğer bu özelliklerden yoksunsa, güzelliği bir süre sonra anlamsızlaşır. Tıpkı boş bir eve benzer; dışı gösterişli olabilir ama içi bomboştur. Diğer yandan, yüzü toplumun “güzel” standartlarına uymayan bir kadın, zekâsı ve karakteriyle öyle bir ışık saçar ki, çevresindeki herkes ona hayran kalır. İşte gerçek güzellik budur.

Toplumun güzellik algısı yıllar içinde çok değişti. Antik Yunan’da güçlü vücutlar ve heykelsi bedenler güzellik ölçütüydü. Orta Çağ’da beyaz ten ve dolgun bedenler güzelliğin simgesiydi. Rönesans tablolarında farklı bir güzellik ideali vardı. 20. yüzyılda Hollywood yıldızları başka bir standart belirledi. Günümüzdeyse sosyal medya, filtreler ve estetik operasyonlarla şekillenen bambaşka bir güzellik algısı oluştu. Demek ki güzellik aslında sabit bir şey değildir; zamanla, toplumla, moda ile değişir. Oysa zekâ ve karakterin ölçüsü hiçbir çağda değişmez: dürüstlük, merhamet, adalet ve akıl her zaman değerli kalır.

Benim cevabım yıllar içinde olgunlaştı: Kadını kadın yapan şey ne yalnızca güzelliği, ne de yalnızca zekâsıdır. Bu ikisi, karakterle birleşince anlam kazanır. Ama birini seçmek zorunda olsam, zekâ ve karakterin her zaman güzellikten daha önemli olduğunu söylerim. Çünkü güzellik kaybolabilir, ama karakter insanın mezar taşına kadar yanında kalır. İnsan öldüğünde arkasından kimse “çok güzeldi” demez; “iyi bir insandı, akıllıydı, yardımseverdi” der. Ve bence asıl hatırlanmak istediğimiz şey de budur.

Sonuç olarak, kadın olmanın özü yalnızca aynada görünen yüzle ilgili değildir. Kadını kadın yapan; hayata karşı verdiği mücadele, içindeki ışığı söndürmemesi, zekâsıyla yol açması, sevgisiyle iyileştirmesidir. Yüzümüz değişebilir, güzelliğimiz azalabilir, zaman bizi yaşlandırabilir. Ama içimizde taşıdığımız o parıltı kaybolmaz. Bir kadının gerçek güzelliği, işte o parıltıyı yaşatabilmesindedir.

Ulkar Suleymanova
Ulkar Suleymanova
Azerbaycan’ın tarihi ve güzel Şeki bölgesinin Aşağı Göynük köyünde, 1996 yılında doğdum. Köyden şehre uzanan bir yolculuk benim hikâyem. 8 yaşımda geçirdiğim bir kaza sonucu yüzümde farklılık oluştu. Bugün ise hayat felsefem; ben ve benim gibi yüzünde farklılık taşıyan tüm kadınların görünür olması ve değerlerini herkese gösterebilmesidir. Bu amaçla bir YouTube kanalım ve sosyal medya hesaplarım var.

POPÜLER YAZILAR