Kimi insan dalgalara doğru kaçar ardındaki düşüncelerden sıyrılmak için. Kumsala vuran güneşi düşünmez. Ardındaki buluta odaklanamaz. Gözünün takıldığı nokta bir deniz köpüğüdür. Bir köpük sandığı şey onun arkasında saklanan düşünceler aslında… İnsan bazen deniz köpüğü gibi yaşamıyor mu? Olduğundan daha büyük görünmeye çalışıyor, daha beyaz, daha temiz… Oysa içi dalgalarla dolu. Köpük olmak, belki de yüzeyde kalmak demek. Derine inmeye cesaret edememek. Ama yine de deniz köpüğü reddetmiyor. Onu kıyıya bırakıyor, sonra sessizce geri alıyor. Ne tamamen deniz ne de ondan kopuk.
Dalgalar kıyıya vurduğunda ortaya çıkan bu beyazlık, sanki denizin geçici bir düşüncesi gibi… Bir an var, bir an sonra yok. Kalıcı olmayı hiç denemiyor. Belki de deniz köpüğü hayatın kendisini hatırlatıyor. Gürültülü, hareketli ve çoğu zaman karmaşık. Ama geride bıraktığı şey hep kısa ömürlü. Köpük ne kadar yoğun olursa olsun, güneş yükseldiğinde ya da dalga çekildiğinde kayboluyor. Tıpkı bazı duygular gibi; çok güçlü hissedilen ama tutmaya çalıştıkça dağılan. Ya da artık o hâle gelen insan hâlleri gibi, kendini taşıyamadığını fark edip hafiflemeyi seçen. Çünkü bazı düşünceler ağırlık yapar. Uyumayı, yürümeyi, sevdiğin hobilerini dahi yapmayı zorlaştırır. İşte o anlarda insan köpük olmayı ister. Derinlikten vazgeçtiği için değil, denize kendini bırakır gibi kontrol edemediğini düşündüğü şeylerden akıntının etkisiyle ferahlığa ulaşmak için.
Yüzeyde kalmak demek bazen kaçış değil, hayatta kalma biçimidir. Herkes derine inmek zorunda değildir. Herkes aynı derinliği taşımaz ya da taşıdığı sandığı şey bambaşkadır. Bazıları derinlikte kaybolur, bazıları ise yüzeyde dağılır ya da dağılmak zorunda kalmıştır. Köpük olmak, dağılmayı kabullenmektir belki de. Bir bütün olmaya artık ulaşamayacağını düşünmenin verdiği sessiz ve rahatlık… Parça parça olsan da var olabilmek aslında.
İnsan köpük gibi kendini olduğundan daha beyaz gösterdiğinde değil, içindeki dalgaları saklamaktan yorulduğunda kırılır. Çünkü en çok saklanan şeyler köpürür. Bastırılan düşünceler, söylenmeyen cümleler, yanılsamalar, yutulan hisler… Hepsi bir dalga olur ve kıyıya vurur. O an ortaya çıkan köpük, aslında denizin kendini ele verdiği andır. İnsan da böyle değil midir? En çok sustuğu yerde görünür olur. Köpük uzun süre kıyıda kalamaz. Ne güneşe direnir ne de zamana. İnsan bazen direnmeye çalışır. Dağılması gereken şeyi tutmaya çalışır ama tutulmaması gerektiğini fark edemez. Belki de görmekten kaçar. Dağılırken verdiği zarar, tutmaya çalıştığından da daha az zararlıdır, bunu bilmez.
Her köpüğe güvenilmez, onun orada dağılacağını da bir gün kestiremez elbet. Her köpük birbirine benzemez, dışarıdan aynı yanılsaması gözükür sadece. Bazıları kendini bile bilmez, sadece gelip geçmek ister. Ve insan, buna izin verdiğinde, deniz biraz daha sakinleşir ki insanlar buna adım atamaz, aynı kalamazlar. Çünkü bazı soruların cevabı yoktur; bazı cevaplar da hazır değildir. Köpük düşünceler genellikle yalnız anlarda gelir. Kalabalığın dağıldığı, seslerin azaldığı, insanın kendine istemeden yaklaştığı anlarda. O anlarda deniz de susar gibi olur ama köpük konuşur. Kabul ettiğinde ise yavaş yavaş çekilirler. Belki de deniz köpüğü düşünceler, zihnin kendine bıraktığı küçük notlardır. “Buradayım,” demenin bir yolu. “Henüz hazır değilsin ama unutma.”
İnsan her düşünceyi çözmek zorunda değildir. Bazıları sadece var olmak ister. Tıpkı köpük gibi; anlamdan çok bir his bırakır. Ve insan zamanla şunu öğrenir: Her düşünce derin olmak zorunda değildir. Bazıları sadece kıyıya vurur, beyaz bir iz bırakır ve gider. Arkasında kalan şey ise çoğu zaman bir fark ediştir. Geçici olanın da anlamı vardır. Sebebini bilmediklerinin… Çünkü insan, ancak geçip gidenleri izlemeyi öğrendiğinde, içinde kalanları gerçekten görmeye başlar. Kendini sadece denize bırak.



