Perşembe, Temmuz 30, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Askıda Kalmış Hayaller Gardırobu

Firuze, kahvesinden bir yudum aldı. O kadar dalgındı ki yanındaki kızının varlığından bile habersizdi. Sanki yüzyıldan daha uzun bir süredir orada oturuyormuş gibi yorgun, yaşlı ve bıkkın hissediyordu kendisini. Yılların ona yaşattıkları, onu iç dünyasında kimsenin bilmediği saklı cennetine götürüyordu ve huzuru bu saklı cennetinde buluyordu. Firuze’yi bu saklı cennetinden biricik kızının şefkatli sesi çıkardı.

“Annem her şey düzelecek. Psikolog sana çok iyi gelecek. Lütfen buna inan.”
Seans sırası Firuze’deydi. Kızı Seray, annesinin elini tuttu ve “Merak etme, ben buradayım,”  dedi.

Psikoloğun odasına girdiğinde en küçük heyecan hissetmedi. Açıkçası psikoloğun kendisine çare olacağından da emin değildi. Düşünceleri psikoloğun sesi ile bölündü.

“Hoş geldiniz Firuze Hanım. Nasılsınız?”
Hemen cevap vermedi Firuze. Derin bir nefes alıp verdikten sonra; “Ölüyorum. Hiç uzatmayalım isterseniz, buradan başlayalım,” dedi.
“Neden öldüğünüzü düşünüyorsunuz?”

“Yaşamak için nefes alıp vermek yeterli mi doktor? Eğer yeterli ise evet yaşıyorum ama bence yeterli değil. Hayat tek kişilik bir dans olmamalı. Ben hayatım boyunca tek başıma dans ettim. Bu tek kişilik danstan da hiç zevk almadım. Bazen kendimi yüzlerce çiftin vals yaptığı bir balo salonunda tek başıma vals yapıyormuşum gibi hissediyorum.”

“Yani kendinizi yalnız hissediyorsunuz.”
“Yalnız hissetmiyorum. İliklerime kadar yalnızım.”
“Kendinize yakın hissettiğiniz herhangi biri yok mu? Eşiniz, kızınız, arkadaşlarınız?..

Firuze alaycı bir gülümsemeyle, “Eşim,” dedi. “Bugünkü Ben’in mimarı rahmetli eşim… Ben en çok da ona kırgınım. Evliliğimiz boyunca yasaklarla dolu bir kaleye hapsedildim. Gençliğim, gülüşüm, heyecanım, en güzel yıllarım bu kalede çürütüldü. Artık o yok. Bu kaleyi yerle bir edip buradan çıkabilecek her şeye sahibim. Ancak ne yazık ki artık eski hevesim yok.”

“Bu kaleyi yıkacak olsaydın ilk olarak neresinden başlamak isterdin Firuze?”
“Gardıroptan başlamak isterdim.”
“Neden gardırop?”

“Çünkü o gardıropta sadece elbiseler asılı değildi. Bu elbiselerle beraber gerçekleştiremediğim hayallerim de askıdaydı. Mesela kırmızı elbisemi Bodrum’da giyecektim fakat sevgili eşimin tek başına gitmesi gerekti, askıda kaldı elbise. Beyaz elbisemi arkadaşımın doğum günü partisinde giyecektim. Ne işim varmış doğum günü partilerinde?  Pembe elbisem vardı mesela, çok güzeldi. Onu hiç giyemedim, fazla dikkat çekiyormuş. O da askıda kaldı. Böylece askıda kalmış heveslerle dolup taştı gardırobum. Gezmek, giyinmek, kuşanmak ona göre benim için fazlaydı. Sonuçta ben aşağılık bir ev kadınıydım ve bunu her fırsatta bana hatırlatırdı. Oysa ben kariyerimi, hayatımı, hayallerimi onun için bırakmıştım. Şimdi bu şiddet, bu acı sözler nedendi?”

Firuzenin gözlerinden yüreğindeki ağırlığı, hayata olan kırgınlığı, boşa geçip giden yılların onun ruhunda bıraktığı hayal kırıklığı okunuyordu. Psikolog karşısında oturan canlı cenazeye baktı. Bu coğrafyada ne kadar çok vardı bu canlı cenaze kadınlardan. Ne çok şahit oluyordu neşe dolu cıvıl cıvıl kadınların zamanla tüm heveslerinin, heyecanlarının tek tek yok olduğuna. Derin bir nefes alıp verdikten sonra; “Bak Firuze! İnsanoğlu doğada sese şekil verebilen tek mahlukat olmuştur. Şekillenmiş o sesleri silaha çeviren ilk ve tek mahlukat da yine insandır. İnsan denilen mahlukat yaratmış olduğu bu silahın insanda bıraktığı etkiye ‘Dil yarası’ demiştir. İnsanoğlu, bu silahla sonsuz bir savaş başlatmıştır. Bu savaş; evde, işte, sokakta, şehirde, ülkelerde, her yerde var olmaya devam etmiştir.  

Habil ve Kabil ile başlayan söz savaşı dil yarasıyla yetinmemiş, fiziksel savaşa dönüşmüştür. Toprağa düşen ilk damla kan, o günden sonra hiç kurumamış; çocuk, kadın, erkek, yaşlı, fark etmeksizin dökülmeye devam etmiştir. Hatta insanoğlu bu ölümleri az bulmuş ve topraktaki kanı daha canlı kılmak için ölümleri de kitleselleştirmiştir. Dünyadaki kaos hiç bitmedi Firuze. Hiç de bitmeyecek. Buna rağmen dünya dönmeye devam edecek, durmayacak. Bunca savaşın katliamın kol gezdiği dünyada hayat akıp gidiyor. Bu akış içinde acılar çekilmeye devam edecek, kahkahalar atılacak, insanlar ölecek, başkaları doğacak, çiçekler açacak, yağmur yağacak, yani hayat kaldığı yerden devam edecek Firuze. Hayat çok şımarık. Hiçbir zaman senin peşinden koşmayacak. Sen onun peşinden koşacaksın. Hayatı kaçırmak da yaşamak da senin elinde. Sendeki dil yaraları da o gardırop da yok edilmeli.”

“Evet ama nasıl?”

“Kötü anılarla dolu gardıroptaki o elbiseleri sök askılarından. Hayallerini tek tek gerçekleştir ve gerçekleştirdiğin her hayalde kendine yeni bir elbise al. Askıda asılı olan hayallerin değil, güzel elbiselerin olsun. Böylece gerçekleşmemiş hayaller gardırobu ortadan kalkmış olacak.”

Firuze bunu gerçekten de çok istiyordu. Evet hayalleri gerçekleşmeliydi. Askıda gerçekleşmemiş hayaller değil, güzel elbiseler asılı olmalıydı. Firuze uzun zamandır kendisini hiç bu kadar güçlü hissetmemişti. Evet bazı şeyler yaşanmalı, bazı şeyler unutulmalı ve bazı hayaller askıda kalmamalıydı. Yerle bir edilmeliydi askıda kalmış hayaller gardırobu. Firuze psikoloğunun elini sıkıca tuttu, içten bir sesle; “Teşekkür ederim her şey için,’’ dedi.

Seray, sorgulayan gözlerle karşıladı annesini kapıda. “İyisin annecim, değil mi? Hadi evimize gidelim.”
“İyiyim ama eve gitmek istemiyorum. Senin şu dövmeci arkadaşın vardı ya oraya gidelim.”
“Neden ki?”
“Sırtıma kam davulu dövmesi yaptıracağım.”
“Nasıl yani? Sen yıllarca bunu istiyordun. Babam izin vermemişti. Sonra unuttun sanıyordum. Bak çok şaşırdım!”
“Gardıroptan bir askı eksilsin istedim.”
“O ne demek?”
“Boşver sen kızım, hadi sür arabayı özgürlüğüme. Askıda kalmasın hayaller.”

Seray annesini uzun zamandır böyle huzurlu ve dingin görmemişti. Belki de onu daha fazla sorgulamaması gerekiyordu. Önemli olan annesinin mutluluğuydu. Araba kentin ışıklı yollarında ilerlerken radyoda da Firuze çalıyordu.

Acılı bir bakış yerleşirse eğer
Kirpiğinin ucundan gözbebeğine
Her şeyin bedeli var güzelliğinin de
Bir gün gelir ödenir, öde Firuze.

“Ödedim,” dedi içinden Firuze. Artık hayata karşı bir borcu yoktu. Yıllarca askıda kalmış bir hayatın yükünü yaşamıştı. Kararlıydı! Bundan sonra askıda kalmayacaktı hayaller.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Sultan İlbuğa Aydın
Sultan İlbuğa Aydın
12.06.1982’de Adana’da doğdum. 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Türkolojiye olan tutkum nedeniyle yine Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümünden de mezuniyetimi tamamladım. Edebiyat öğretmeni olarak sürdürdüğüm kariyer hayatımda Türkolojiye de yer verdim. Özellikle daha önce duyulmamış hikayeleri derledim. Bunu bir tez derlemesi olarak Hacettepe Üniversitesi Kütüphanesine sundum. Edebiyata olan tutkum da hiç bitmedi. Yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Şu anda yazmakta olduğum bir romanım var . En kısa sürede tamamlayıp basım aşamasına geçeceğim. Çünkü Kadınız platformunda olmak ise benim için ayrı bir gurur.

POPÜLER YAZILAR