Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Gölge Grisi

Odaya ilk girdiğinde yaşadığın büyük şok, çamurlu bir dalga gibi kaplıyor yüzünü. Korkunç bir düşünceyi defetmeye çalışır gibi sallıyorsun başını iki yana. Sessizce kapıda durup bana bakıyorsun, dehşetle açılmış ağzını ellerinle zapt etmeye çalışıyorsun. Kesik nefeslerle göğsün inip kalkıyor. Ürkek adımlarla yanıma yaklaşıyor ve elimi tutuyorsun, gözlerindeki yaşları gizlemeye çalışarak. Ağzını açtığında sesin titriyor, duruyorsun. Her an dağılıp unufak olacakmış gibi sarsılıyorsun. Kalkıp sana sarılmak istiyorum, “Şşşş, geçecek, merak etme,” demek istiyorum. Gözyaşlarınla ıslanmış yüzünü ellerimin arasına almak ve “Tamam, ben buradayım,” demek istiyorum. Ben buradayım…burada… Ama kalkamıyorum. Hemşireler senden yana döndürmüş olmasalar başımı, seni göremezdim bile. Elimi tutuyorsun ve yanmış gibi ellerin hızlıca çekiyorsun onları. Bir saniyeliğine bana dokunan ellerin yüzünü örtüyorlar şimdi. Uzaklaşıyorsun odanın diğer tarafına doğru. Artık seni göremiyorum. Sadece senden kalan boşluğa bakabiliyorum. Kesik kesik ağlamanı duyuyorum. Ben buradayım, sen orada.  

———

Ben buradayım, sen orada. Bugün gidişinin üçüncü günü. Sanki üç gün değil de üç yıl geçmiş; ağır ağır, yakıp yıkarak. Odan bıraktığın gibi; sabah kalktığın gibi dağınık yatağın. Yerde üstünden aceleyle çıkarıp fırlattığın pijamaların. Aynanın önündeki saç fırçasında üstünkörü fırçalanmış saçlarından arda kalan teller. Masanın üstünde aralarından kâğıtlar sarkan, yarım bırakılmış birkaç kitap, akşama dönüp okumaya devam edecekmişsin gibi.

Gittiğin için kahroluyorum. Sen gidince tek başıma kalmadım, yarım kaldım. Gitmemen için her şeyi yaptım. Sonsuza dek birlikte yaşamak için yaratılmadık mı? Sen hep asi, hep bencil. “Kendime ait” diye diye yıkıp döktün hayatımızı. Ben, kaçamadığın gölgen değilim. Sen ve ben, “bir”iz, büyük bir manyetik kuvvetle bağlıyız birbirimize. 

———

Islak virajda manyetik bir kuvvet etkisindeymiş gibi büyük bir hızla dönmeye başlıyor gölge grisi araba. Kişisel bir kıyamet senfonisinin yaylıları gibi çığlıklar atıyor frenler. Ortada araba, etrafında gökyüzü, bulutlar, martılar, otoyol kenarındaki plazalar ve belediyenin yeşil peyzajı dönüyor, dönüyor ta ki refüjlere çarpıp taklalar atmaya başlayana kadar. Elleri, kontrol etme umuduyla direksiyonu sımsıkı tutmaya devam ederken, yavaşlayan o upuzun anda, etraftaki arabalardan dehşetle kendisine bakan yüzleri gördüğünde, “Merak etmeyin, her şey iyi olacak, o geri dönecek ve sonsuza dek mutlu yaşayacağız birlikte,” dercesine gülümsemeye çalıştı dudakları. Arabanın içi korku, umut, çaresizlik, mutluluk, cam parçaları, etrafa dağılan eşyalar ve kanla dolu büyük bir kaosa dönmüş. Sonunda araba, takla atmayı durdurdu ve yan yatmış şekilde birkaç metre sürüklenerek durabildi. Metalin ezilirken çıkardığı o keskin ses kulaklarını sağır etmiş gibi geldi ona. Hissetmediği vücuduyla asfalt arasındaki buruşmuş kapının bir parçasının bacağına girdiğini gördü. Havadaki yanık lastik kokusu ve neresinden geldiğini henüz bilemediği kan genzine dolmaktaydı. Upuzun bir sessizlik oldu.

———

Tüm hayatımı yutan upuzun bir sessizliğin içinde bekliyorum Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Birimi’nin kapısında. Hayatla ölüm arasında dört ay süren düellosu biteli on beş gün oldu bugün. Yoğun bakımdan servise çıktığı gün, gözlerindeki yaşların arasından darağacımın ipini çeken o bildik cümleyi söyledi: “Artık hiç ayrılmayacağız!” Onu yoğun bakımda ilk gördüğüm gün, bir yandan onu kaybetme dehşetiyle sarsılırken diğer yandan, benim ayrışma çabama açılmış kanlı bir savaşın cephesinde olduğumu anlamaya başlamıştım. 

Hayatının yeni dönemine atacağı ilk adımları, -onun için feda ettiğim hayatımı ele geçirecek o adımları alkışlamamı bekliyorlar bugün. Ondan uzaklaşabilmek için binlerce kilometre gitmem gerekmişti. Kendime ait bir evim, kendime ait bir işim, bir hayatım, sadece kendime ait çuvallamalarım, hayallerim, pişmanlıklarım, kendime ait acabalarım, kararlarım, kendime ait belkilerim olabilmesi için binlerce kilometre gitmem ve başka bir dil konuşmam gerekmişti. İşin en hazin yanı, gideli sadece üç gün olmuştu ki o, nedenini yalnızca benim bildiğim bir kararla, ihtişamlı bir araba kazasıyla kendini parçalamaya karar verdi. Geri geleceğimi biliyordu o arabada taklalar atarken. Yoğun bakımda bağlı olduğu makinelerden gelecek düz sinyali hayal ederken, suçluluk duygusu ağır bir balyoz gibi darbeler indirdi yüreğime. Hayatımın hiçbir ânını yalnız yaşayamadım ben, onun yapışkan varlığı ve “biz” hayalleriyle, anne rahminden toprağın rahmine girene kadar “bir” olamayacağımı artık çok iyi biliyorum. Kapıyı açtığında burun buruna geliyoruz hemşireyle, beni heyecanla tutup içeri çekiyor. “Tam zamanında geldiniz, ikiz olmanın mucizesi olmalı. Şimdi ilk adımları atacağız birlikte güzel bir geleceğe ve bir daha hiç ayrılmayacaksınız.”   

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Çiğdem Yeşilleten
Çiğdem Yeşilleten
Kelimelere dökmenin anlamın yaratılmasındaki gücüne inanmakta; anlam yaratmanın yollarını gerek yazarak, gerekse mesleğinde danışanları ve öğrencileriyle uzun yıllardır yeniden yeniden öğrenmektedir. Bütünü olduğu kadar detayları da sever. İç dünya ve dış dünya arasında gidip gelen yollardaki izleri merakla takip eder.

POPÜLER YAZILAR