Saflığın ve berraklığın rengini sorsalar, istisnasız herkesin “Beyaz,” dediğini duyar gibiyim. Uzun yıllar marka değerini koruyan bu renk, haksız da sayılmaz. Halk anlatılarında dinlediğimiz; ak saçlı, ak sakallı kişilerin bilgelikleriyle öne çıkması beyazın tecrübe ve olgunluğun simgesi olduğunun işaretidir.
Çiçekleri beyaz olan bitkilerin insanın aurasını değiştirdiğini, yatıştırdığını, tüy gibi hafiflettiğini, deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim. Papatyanın görsel şovunun büyüsüne kapıldıktan sonra bakılanfalın finalinde, sevmiyor çıktığında bile çiçeğe olan sevginin eksilmemesi, renginden kaynaklı olabilir mi?
Beyaz, arılık ve bozulmamışlık anlamları taşımasına karşın; yaşanmamışlık, hayat mücadelesinin hiç başlamamış olması gibi bir cesaretsizliği de içinde barındırır. Hayatın döngüsü beyazla başlar ama beyaz kalması imkânsızdır, renklenmeye mecburdur. Yaşadığı her şey bir renk katar insana. Renklenmek bir anlamda da olgunlaşmaktır aslında.
İnsanlar renklere çeşitli anlamlar yüklemiş,. pratiklerinde de yaşadıkları bu anlamları zamanla içselleştirmişlerdir. “Genç kızlar süt beyazı gibidir, en ufak bir toz leke olarak kalır,” sözü kulağımı hâlâ tırmalar durur. Bu düşünce çok acımasızca değil mi? Böyle bir durumun gerçeklik payı olduğunu düşünsek bile adil olan, kız erkek ayırt etmeksizin herkes için aynı anlama gelmesi gerekmez mi?
Çok sevdiğim hâlde beyazdan bir o kadar uzak durmaya çalışmam, eskilerin söyleyişlerinden kulağıma akıtılanlardan mıdır? Yoksa beyazın kadını olduğundan biraz daha kilolu gösterdiği söylencesinden midir? Bilemiyorum ama sevip de araya biraz mesafe koymamın nedenini detaylıca araştırmam gerektiğini kabul ediyorum.
Beyazın denge kurucu olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu rengin çok fazla kullanımı mekanda boşluk hissi oluşturacağı düşünülebilir.
Rüyada beyaz görmek hayra yorumlanır. Doğumu, düğünü hatırlattığı gibi, ölümü de hatırlatan yine beyazdır. Düğünün süsü beyaz gelinlikken, ölünün süsü de beyaz kefenidir. Kefen, beyazın soğuk tarafını gösterir. Bu sebeple uyuyanın üstüne beyaz çarşaf örtmekten kaçınırız. Diğer taraftan Türklerde şehitler için yas alameti olarak beyaz bayrak kullanılır.
Tüm bu ideaları önümüze koyduğumuzda, beyazın güzel bir etkisi olduğundan söz etmek mümkün. Buna dayanarak temiz ve beyaz bir sayfa açmak isterim. Kafamızın içindeki kötü ve karamsar düşünceleri toprağa gömüp, hayatın güzelliklerinin ve pozitif enerjinin bizi sarıp sarmalamasına izin vermeliyiz. Yüzyıl önce kimsenin tanımadığı, yüzyıl sonra da unutulduğunun bile unutulacağı ve insanı öğüten dünya değirmeninde anlam yüklememiz gereken şey, düşen takvim yaprakları değil de kendimiz olmalıyız.
Aslolan insanlığın kadim yürüyüşüne renklerden bağımsız, insan sıfatımızla beyaz sayfaya ne yazabildiğimiz, ne katabildiğimiz, ömrümüzün fani astarıyla insanlık kumaşını ne kadar dikebildiğimizdir.
Bundan dolayıdır ki; bencillikten vazgeçmedikçe, yaptıklarımızla söylediklerimizi eşitle medikçe, öfke ve kini yutmadıkça, geçmişin sancısı geleceğin kaygısı arasında sıkışıp kalarak, anı ve kendimizi fark etmedikçe, içimizdeki putları devirmedikçe, zaman bize hiçbir şey getirmeyecektir.
Hızlı akan bir zaman dilimi içerisinde yaşıyoruz. Bu zaman diliminde değişirken bir şeyleri de geride bırakıyoruz. Ne zamanın bizden götürdüklerine mâni olabiliyor ne de getirdikleriyle nasıl başa çıkacağımızla ilgili net bir irade koyabiliyoruz.
“Mış” gibi yaşıyoruz…



